0
Türk dış politikasında "Değerli Yalnızlık'' söylemi, Cumhurbaşkanı Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Kalın'ın, Başbakanlık Baş Müşaviri olduğu dönemde ortaya attığı tweet, Suriye, Mısır, Irak bölgesel konuları ışığında eleştirilmişti. İbrahim hoca, Türkiye'nin ilkeli, halk iradesine saygılı, erdemli dış politikasına vurgu yaparken, kerameti kendinden menkul eski Türkiye artıklarının analistleri Erdoğan ve özelinde de Türkiye'nin,tarihin en yalnız dönemini yaşadığını, AK Parti dış politikasının çöktüğünü savundular. Türkiye'nin Ortadoğu politikasına küçümser ve alaycı eleştiriler yapılmıştı. (Bunlar daha öncede 'Eksen Kayması' tartışması yaparak Müslüman ülkelere yakınlaşmayı eleştirmişti) Şöyle bir hafızaları tazeledikten sonra, özellikle son 15 gündür yaşanan üst düzey diplomasi trafiğine baktığımızda bağımsız ve yalnız kararlar ala(n)bilen Türkiye'nin nasılda "değerli'' bir yerde durduğunu bir kez daha gördük. Yaklaşık bir yıl önce,ideoloji temelli günlük siyasi tartışmaların, zamanla kıskanç, tahammülsüz ve ihtiraslı analizlere bıraktığı ve gündemden düştüğü görülmektedir. Bugünkü yazımızla tekrar gündeme taşıma niyetindeyiz.
"Değersiz Yalnızlar''
Yalnızlık söylemi, Ortadoğu'da Türkiye'nin son 10 yılda yakınlaştığı ülkelerle anlaşmazlığa düşmesinin ardından gerçekleşti. Lakin hiç kimse Mısır, Suriye, Irak, Libya'da yaşanan anti-demokratik ortamdan bahsetm(edi)iyor.Türkiye ne yapsaydı? Aferin ne güzel halkınızı öldürüyorsunuz, devam edin mi? diyecekti. Kim ne derse desin. Ortadoğu'da ve dünyada bir jenerasyon, Türkiye'nin ilkeli, adaletli,halk iradesine saygılıamadeğerleri savunma uğruna zalim yönetimlerle çatışan"değerli yalnızlık'' politikasını gördü. Yine dünya, özelliklede Müslüman ülkeler, zalimi destekleyen halkını öldüren,demokrasi, insan yaşamı, özgürlük gibi temel değerleri göz ardı eden"değersiz yalnızları'' da gördü.
AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Rusya yaptırımlarına karşı Türkiye'nin politikasını "Ankara, son zamanlarda AB girişimlerinin üçte birinden daha azını destekledi'' sözüyle açıklarken, ABD Başkan Yardımcısı Biden, Papa, Rusya Devlet Başkanı Putin, AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, İngiltere Başbakanı Cameron, İtalya Başbakanı Renzi… ziyaretleri devam edip gidiyor. Türkiye gündemi dış politika tartışmalarıyla yeniden gündeme geldi. Gündem, herkesin malumu üzere Rusya, Suriye, Irak, İŞİD, Kırım, enerji, ekonomi diye uzayıp gidiyor. Her türlü durumda Türkiye kilit ülke konumunda. Almış olduğu bağımsız, pragmatik kararlar dengeleri değiştiriyor.
Rusya, Suriye, Irak
Ukrayna krizi nedeniyle Rusya, AB ve ABD yaptırımları sonrası özellikle enerji ve gıda ürünlerinde Türkiye'ye yönelmişti. Putin'in son ziyareti ve Türkiye ile enerji, tarım alanlarında yapılan antlaşmalar ses getirdi. Başbakan Davutoğlu'nun Irak ziyaretinde özellikle ekonomik ve askeri alanlarda ilişkiler yeniden tesis edilerek, karşılıklı mutabakat sağlandı. Suriye sorununda öngörülememe gibi bir başarısızlık söz konusu olsa da, Suriye'nin kendi içinde Rusya, Hizbullah, İran'ı barındırdığını, ABD ve AB'nin riyakar politikalarını unutmamak gerek.
Türkiye, başta Ortadoğu olmak üzere uluslararası arenada kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. Dünya ve bölgesinde oluşan yeni realitelerde Batıyla beraber hareket ederken, menfaatleri gereği Batı karşıtı politikalarda izlemektedir. Özellikle, Rusya ve IŞİD meselelerinde takınmış olduğu tutum, tamda budur. Bir yandan ABD Başkan yardımcısı Biden'le görüşmesinde Rusya karşıtı politikaları (Kırım ve Ukrayna) desteklerken, diğer yandan Putin'le uzun vadeli ekonomik ilişkileri geliştirmektedir. IŞİD meselesinde koalisyon içerisinde yer almazken, bir yandan Suriyeli muhalifleri eğitiyor, lojistik açıdan destekliyor.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs
Türkiye'nin, Barbaros Hayrettin Paşa isimli gemisinin Kıbrıs açıklarında doğalgaz yatakları için araştırmayapması, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ı korkuturken Atina, Türkiye ile ilişkileri geliştirmek istemektedir. Türkiye, Kıbrıs doğalgazının Türk ve Rum halklarının ortak kaynağı olduğunu savunarak ilkeli tutumundan taviz vermezken, son olarak Davutoğlu'nun Atina ziyareti, hayati önem taşımaktadır. Zira iflas etmiş Yunan ekonomisinin iyileşmesi ve AB'ye olan bağımlılığının azaltılması, ancak Türkiye gibi alternatif bir partnerle aşılabilir.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan eğer burada kendilerine yaptığımız uyarıyı kale almadıkları sürece biz de oradaki çalışmalarımızı aynı şekilde devam ettireceğiz" söylemi, Türkiye'nin politikasında herhangi bir sapma olmayacağını göstermektedir.
Sonuç olarak Türkiye, Avro-Asya ekseninde bağımsız dış politikasıyla daha önemli rol oynamaya başlıyor. Ancak unutulmaması gerek bir durum var. Dış politika / inşası, bir süreç ve sabır işi. Yaklaşık 100 yıldır, emperyal devletlerin tahakkümünde olan Ortadoğu'da bağımsız dış politika sürdürmek ve yalnız yürümek ciddi bir vizyondur. Elbette, eksik ve yanlış yöntemlerde söz konusu.Ancak, Ak Parti hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'la farklı hesaplaşmalar görmek, bireysel beklentiler, rövanşist ideolojik ve duygusal hezeyanlardış politika analizlerinde "değersiz yalnızlığın''tan başka bir şey değildir.
İbrahim Kalın'a sormak lazım, ideolojik hesaplaşmalar, bireysel çekişmeler ışığında Türkiye'ye yön vermek isteyen histerikli"değersiz yalnızlara'' söyleyecek bir sözü var mı?