0
Rivayet olunur ki, Resulüllah'ın yanından bir cenaze geçmişti. Allah Resulü, ayağa kalktı. Runun bir Yahudi cenazesi olduğu kendisine bildirildiğinde: "Bu da bir insan değil mi?" buyurdu.
İşte İslam terbiyesi budur. İnsana saygıyı böyle öğretir.
Ama İslam terbiyesini ve insanlık dersini tamamlamamış olanlar insanın ne ölüsüne ne de dirisine saygı gösterir.
Tahir Elçi'nin ölümü bir çok insanı üzmüş ve şaşırtmıştır kuşkusuz.
Ama öyle bir hale geldik ki din adına başkasının ölüsüne hakaret ve aşağılamayı bir gereklilik sanmaya başladık.
İnsanlar Müslüman olunca da eğer kötü karakterleri varsa düzelmeyebiliyorlar. Başkasının ölüsünün ardından su testisi su yolunda diyebiliyorlar.
Kobani'dekatliam olurken sesini çıkarmayanların Türkmenlere veya Araplara veya Yezidilere katliam yapılınca suskun kalanlardan farkı yoktur.
Herkes kendi ırkından insana ağlıyor. Herkes kendi siyasal yoldaşı için "insan hakları" ve "vicdan" çağrısı yapıyor.
Eli kalem tutan veya eline kalem tutturulan birçok yazarçizerin kaleminden kan damlıyor.
Bu ülkenin, İslam dünyasının ve insanlığın huzuru ve barışı için bir gün iyi bir şey yapmak vicdanına sahip değildir.
Herkes kendini boğacak kadar kin ve nefret saçıyor. Kimse kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayan, inanmayan "ötekine" güven vermiyor.
Kimse kimseden "emin" değil artık. Kimse kimsenin şerrinden emin olamıyor. Kimse ötekinin dilinden gelecek iftiradan emin değil.
Oysa İslam emniyet demekti, güven vermekti, "Muhammed ul-Emin" demekti.
Unutmayalım ki İslam dini Müslümanı, Hıristiyanı, Yahidiyi, ateisti budisti vs. bir arada yaşaması için gönderilmiş ve adaleti emreden bir dindir.
Çünkü adalet değeri Allah'ın bir ismidir.
Ama durum böyle iken Müslümanlar ilk günden beri mezhep, meşrep ve aşiret kavgalarıyla birbirinin kanını dökmektedir.
Bu gün DAEŞ, Taliban, Hizbullah, El-Qaide, Boko Haram vs. hangi silahlı örgüt varsa hepsinin namlusu Müslüman kardeşine doğrulmuştur.
Elinde silah olmayan dini gruplar da devlet aygıtını ele geçirip diğerlerine boyun eğdirmek için silahla yapılan şeyi strateji ile yapmaya çalışmaktadır.
Zihniyet çok farklı değil. İkisi de güven vermeyen "Muhammet ul-Emin" vasfından nasip almamış yapılardır.
***
Müslüman Halklar Kapitalizmle Nasıl Başa Çıkar?
Kapitalizmle ve sömürgecilikle nasıl başa çıkılır? Bu soru son iki yüzyıldır en çok konuşulan sorudur belki.
Çünkü devletleri bile tekelleştiren küresel şirketler insanlara her şeyi dayatıyorlar.
Nasıl yaşayacaklarını, ne giyeceklerini, ne yiyeceklerini ve nasıl yiyeceklerini onlar belirliyor. Giderek "kültür endüstrisi" yoluyla neye inanacaklarını, hangi müzikten hoşlanacaklarını da belirlemektedirler.
Bütün bunların neden yapıyorlar? Cevabı basit aslında.
Tek amaç ürünlerini satmaktır bu şirketlerin.
O halde yapılacak tek şey onların dayattığı yaşam tarzına direnmek ve sattıkları ürünleri almamaktır.
Tabi bu o kadar kolay değil derseniz. Yani internetten, cep telefonundan vs. nasıl vaz geçelim derseniz.
Onlar size ürünlerini sattıkça ürünlerle birlikte bir yaşam tarzını da dayatacakları kaçınılmazdır.
Hep birlikte teslim olmak zorundayız. Bu durumda eyvah dilimiz, dinimiz, kültürümüz, geleneklerimiz ve değerlerimiz elden gidiyor diye bağırmaya yer ve lüzum kalmaz.
Kapitalizmin nesnelerinden arınmaelbette yüzde yüz olmaz.
Ama mümkün olduğu kadar dayatılan "nesneleri" tüketme hırsını pompalamak yerine azaltmaya yönelik devlet ve kültür politikaları olursa hem dünya rahat eder hem de kapitalistlerin oyuncağı olmaktan kurtulur dünya.