0
Belki yüzyıllardır karşılaştığımız en büyük sorunların başında evrensel, çoğulcu ve her döneme uyum sağlayacak bir Anayasa yapılamayışı gelir. Tarihi bir alınyazım taraması yapıldığında, bu konuda yazılan metinlerin genelde günü kurtarma eğilimde olduğunu görürüz. Sonrasında da maddeleri devamlı güncellenen Anayasaların kompakt yapısı hep bozulmuştur. Böylece eksikte olsa hazırlanış itibari ile bütünlük senkronizasyonunu kaybedilmiştir. Tıpkı yatarken yorganı yukarı çektiğimizde ayakların, aşağı çektiğimizde kafamızın dışarda kalması gibi. Önümüzde kocaman darbe Anayasaları örnekleri varken, bu durumun birçok sebebi/sebeplerinden bahsedebiliriz. Nihayetinde bu süreç etkin bir otorite gerektirmektedir.
Daha evvelde defaten zikrettiğimiz gibi, dünya olanca hızıyla dönüyor ve kişisel gereksinimler değişiyordu. Hayata bakış açısı farklılaşan bireylerin toplumsal beklentileri de aynı oranda başkalaşıyordu. Teknolojinin ilerlemesiyle kıyas yapabilme yetisi hızlanıyor ve daha iyisini aramak gereklilik arz ediyordu. Fiziki ve nefsi değişmelerden öte, toplumsal ruhumuz da zamanla yenileniyordu. Anlayacağınız özellikle küreselleşmeyle birlikte her anlamda baş döndürücü bir inovasyon süreci yaşıyorduk. İşte bu döngü içerisinde yasalar, toplumda yaşanan bu hızlı değişime ayak uyduramıyordu. Çünkü ülkemizde darbe dönemlerinde hazırlanan Anayasalar, hep günün konjonktürel durumuna göre kaleme alınmıştı. Daha sonraları ise lokal müdahalelerle delik deşik edilerek bütünlük bozuluyor ve hormonlu bir görüntüye bürünüyordu.
Oysa devran ne kadar süratli dönerse dönsün, insana dair istekler özü itibariyle değişmemektedir. Bu yönüyle Anayasalar; yaratılmışların en şereflisi olan insanın izzeti bağlamında ailenin, milletin, devletin huzur ve refahını evrensel değerlerle işlemelidir. Bahsettiğimiz değerler herkesçe malum olan hak, eşitlik, hürriyet gibi tüm insanlığın kabul ettiği etik isteklerdir. Bu genel hatlarda gözetilecek bir Anayasanın, her çağda aktifliğini koruyacağı bir realitedir ve proaktif yönü de kesinlikle yadsınmamalıdır. Fakat işin içerisine bir takım ideolojik hesaplar girdiğinde, kabul gören bu olgular bir anda tartışmaların odağında yer alırlar maalesef. O sebeple bugün tüm kesimlerin Anayasaya dair diline doladığı "evrensel değerler" terennümesinin altına bakmak gerekir. Sonuçta cümleler her ne kadar derinlik ifade etse de söyleyenin sağlam temellere dayandırması inandırıcılığını pekiştirecektir.
Öncelikle altını çizerek belirtmeliyiz ki; önümüzdeki dönemin olmazsa olmazları arasında yer alan Yeni Anayasa, ülkemizin bekası ve refahı için yegane şarttır. Bu minvalde "Adalet mülkün temelidir" düsturundan yola çıkarsak, "Anayasalar bir devletin taşıyıcı direkleridir" dersek katiyen yanılmayız. Bugün tarihi birikimlerimiz ve ideallerimiz itibariyle artık mızrağın çuvala sığmadığı bir noktadayız. Yasalarımızdaki yorumsal gedikleri kullanarak demokrasimizin zincire vurulması, milletçe huzurumuzu kaçırmaktadır. Lakin buna rağmen senelerdir yeni bir Anayasa yazamıyorduk nedense. İdeolojik sebeplerden dolayı mı, yoksa rol kapma çabasından mı, ya da mevcut durumun memnuniyetinden midir? Bilinmez ama üzülerek belirtmeliyiz ki garip bir durumla karşı karşıyayız. Egemenlerin geçmişten beri sürekli bir dizayn aracı olarak kullandığı Anayasamızı bu boyunduruktan kurtarmak, kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Çağımıza uygun, insani perspektifte ve öz hassasiyetlerimizi gözetecek bir Anayasa hazırlamanın vakti gelmiş hatta geçiyor bile. Kaldı ki ülkeler, ekonomik anlamda bir ilerlemenin altını sağlam hukuk ve demokratik normlarla doldurulduğu taktirde ideallerine ulaşılabilirler. Ancak en azından toplumumuzun bu farkındalıkla Yeni Anayasa yazılmasına ikna olması ise bugün belki bir teselli vesilesidir.
Bu çerçevede Yeni Anayasa; seneler sonrada genel hatlarıyla güncelliğini kaybetmeyecek mantalitede, bugün olduğu kadar yarın için de hazırlanacak metinler içermelidir. Bu duygularla birçok Meslek Odasının, Düşünce Kuruluşlarının, Siyasi Partilerin; Baroların… konuyla ilgili çalışmalarına rastlayabiliriz. Ayrıca Sağduyu Platformunun; temel odaklı, çoğunluğun memnuniyetle kabul edeceği birleştiricilikte ve bünyesinde kapsayıcı bir dil barındırması hasebiyle Yeni Anayasa talepleri dikkatle incelenmelidir.
Buna göre; Anayasaya sağduyulu bir perspektifte "Devlet" kavramının net olarak tanımlanmasıyla başlanmalıdır. Nihayetinde toplumun ortak hedefleri, "biz" dilinin sembolü olan Devletin çatısı altında belirlenmektedir. Anayasada nihai hedefi açıkça belirtilecek bir Devlet tanımı, iktidarlarla değişmeyen ve istikrarlı bir gaye etrafında kaynaşmayı tesis edecektir. Bu açıdan hakkı en üstün obje olarak tanıyarak hiçbir şeyle değiş tokuş edilemeyeceği de bir anlamda ilan edilmiş olacaktır. Bununla beraber kısaca Yeni Anayasada; Devletin ideolojiden arındırılması, sadece birey merkezli hak ve özgürlüklerden ziyade; toplumsal ilişkilerin ve unsurların da korunması, çevre dinamiklerinin (canlı cansız) hak ve menfaatlerinin gözetilmesi de gerekmektedir. İlaveten; yasama, yürütme ve yargının evrensel hakka göre kararlar alması, yürütmeye dair şeffaflığın sağlanması, hizmetlerin sunulmasında evrensel duruşa riayet edilmesi, ifade ve inancın özgürce yaşamasını da teminat altına alması ise hayati önemdedir. Tüm bunlara ahlak, erdem ve manevi gelişimin teşvik edilmesini, medyanın yıkıcı etkilerinin azaltılmasını, işsizliğin azaltılması ve israfın önlenmesini de ekleyebiliriz. Sayılanların belki de en önemlisi, Anayasada"Bağımsızlığa" özel vurgu yapılmasıdır. Yani Devlet, temsil ettiklerinin haklarını bir başka ülke veya kuruluşun müdahalesinden korumalı ve tüm kaynaklarını (yeraltı, yerüstü, insan, çevre, maddi ve manevi her türlü kaynaklarını) kendi emanına almalıdır.
O halde ilk adım olarak tercih edilecek yöntem siyasi düzlemde bir Anayasa inşasına gayret edilmesidir. Bu ideal hususunda siyasilerin ülke çıkarları etrafında azami derecede sorumlu davranması elzemdir. Bu sağlandığı takdirde zaten hiç bir sorun kalmayacaktır. Demem o ki; siyasi dairede bir uzlaşma seçeneği sonuna kadar zorlanmalıdır. Fakat günümüz şartlarında bu başarılamayacaksa ki muhtemelen öyle görünüyor, o zaman son sözü milletin kendisi söylemelidir. Bu bakımdan toplumda genel kabul görecek bir Anayasanın halk oylamasına sunulması, bütün tartışmaları bitirecektir. Bu durumda önerimiz: Meclisteki siyasi partilerin her biri veya bir kaçı; STK'lar, üniversiteler, vakıflar ve toplumun değişik kademeleriyle istişareli birer taslak oluşturmasıdır. Hazırlanan taslakların kamuoyuna duyurulması, tartışılması ve olgunlaştırılması sürecinden sonra, birkaç blok listeyle referanduma gidilebilir. Burada halk tarafından sağlanacak salt çoğunluk sonucu tayin edecektir. Lakin bu öneri konsensüs sağlanamadığı taktirde baş vurulacak en son çare olarak düşünülmelidir.
Unutmayın! Önümüzde iki seçenek vardır. Ya mevcut statüko ile kendimize yalan söylemeye devam edeceğiz, yada bağımsızlık şarkıları eşliğinde insanlığa ve geleceğe köprü kuracağız. Başka bir şıkkın bulunmadığı bu hayati sınavda başarılar dilerim…
Vesselam…