0
HDP-PKK ile yürütülen çözüm süreci tıkanma durumuna geldi. Hükümet "kamu güvenliği" ve "silah bırakma" şartına bağladığından ve PKK-HDP de geri adım atmadığından kaybeden Türkiye ve Türkiye'de yaşayan herkes olmaktadır.
Hükümet bu iki Kürt aktörüyle sorunu çözemeyeceğini aslında biliyor.
Çözüm olsa da seküler bir yapının insiyatifine Kürtleri teslim etmenin vicdani sorumluluğu altında ezileceğini de biliyor.
Zaten Ak Parti'nin temel mücadele alanı seküler Kemalist cumhuriyet ideoloji iken bir tür "neo Kemalist" Kürt anlayışın insafına Sünni, dindar Kürt halkını kendi eliyle teslim etmesi düşünülemez.
Bu büyük bir çelişki olur. Kendi kemalizmine karşı çıkıp Kürt kemalizmine karşı durmamak, sessiz kalmak ve proje geliştirememek düşünülemez.
Malum Kasım 2013 te Diyarbakır meydanında Barzani ve Ş. Perwer Erdoğan'la birlikte bulunmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın insiyatifiyle gerçekleştirilen bu buluşma o dönemde Ak Parti'nin "Barzanici Kürtlerin oylarını alma" girişimi olarak yorumlanmıştı.
Bunun daha farklı bir çözüm süreci olduğunu göremeyenler elbette böyle düşüneceklerdir. Ama Barzani ile PKK-HDP çizgisinin farkını bilmek gerek Kürt sorunu açısından.
Barzani'nin geldiği gelenek, ailesi ve temsil ettiği geleneksel, muhafazakar siyasi düşüncesi bakımından Türkiye'nin Kürtleri'nin de büyük oranda sosyal ve düşünsel dokularına daha yakın olduğunu hatırlamak gerek.
Yakın geçmişte Şengal'in DAEŞ'ten kurtarılması sonrası durum PKK ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında gerginliğe yol açmıştı.
DAEŞ'ten Şengal'i kim kurtardıtartışmasıyla birlikte kurtarma sonrası kamu binalarının boşaltılması sürecinde de kriz çıkmıştı.
Yani Barzani yönetimi ile PKK-HDP çizgisi arasında hem siyasal anlayış, hem dünya görüşü ve hem de bu iki şeyden kaynaklanan "alan hakimiyeti" konusunda da ciddi krizlere hatta çatışmaya gebe bir potansiyel ayrılık vardır.
Çoğu zaman gerilimler geçmişteki "brakuji" (kardeş kavgası) kaynaklı acılar hatırlatılarak atlatılır.
Ama nihayetinde Erdoğan ve Ak Parti geleneği hangi Kürt anlayışına daha yakındır diye düşünüldüğünde tereddütsüz "bizim Kürtler' diyebileceği kesim coğrafyaya göre değil siyasal anlayışlarına göre olacaktır. Ve bu da Türkiye'nin siyasal Kürt aktörleri değil Kuzey Irak'ın Kürtleridir.
Bu nedenle Ak Parti hem "kamu güvenliği" gerekçesiyle PKK-HDP çizgisiyle mücadele sürdürecek ve hem de Kendine yakın Kürt muhalefetinin oluşmasına da yol açacak hatta teşvik ve planlama yapacak gibi görünüyor.
Barzani yönetimi ile yapılan Askeri ve siyasi stratejik işbirliğinin bu bağlamda değerlendirilmesi gerekir. Tabi ki bunda ekonomik işbirliğinin de etkisi unutulmamalıdır.
Rusya'nın doğal gazı kısıtlamasının gündeme gelmesiyle birlikte Barzani'nin Türkiye'ye koşulsuz "Kürt Gazı" desteğini de, Musul'a askeri birlik konuşlandırmayı da böyle okumak gerekir.
Ortadoğu'da etkin bir Türkiye'nin ve vizyoner bir medeniyet Kürtlerle kurulacak olan ve "kardeşlik hukuku" temelinde kurulacak olan birliğe bağlıdır.
Bunu rahmetli Özal da biliyordu Cumhurbaşkanı Erdoğan da bilir. O nedenle yeni çözüm süreci Barzani ve Barzani çizgisinde bir Kürt siyasası ile mümkündür. Başka türlü silah bırakma ve kamu güvenliği kıskacına sıkışmış bir Kürt sorunu veya çözüm süreci Türkiye için zaman kaybından ve insan kaybından başka bir işe yaramayacaktır.