0

"İngiltere Krallıı, Rahmetli Başkan Kennedyyy, Taçsız Kral Pele, Backenbauerr, Pitbull Melo, Kaleci Mayeerr, Fenerbahççeli Cemilll'' falan filan bencesi. Başkanlık, despotizm, krallık, mutlakiyet,saltanat, hilafet, diktatörlük, rejim ve sistem konusu, federasyon, eyalet sistemi, bölünme, kuvvetler ayrılığı ilkesi, alt kimlik, üst kimlik tartışması anlı-şanlı anayasa profesörlerinin analizleri de çabası…

Sanırım Türkiye, rasyonel bir yaklaşımla ele alamayacağı bir konu daha muhalif partiler sayesinde kazandı!! Muhalefetin başkanlık sisteminden anladığı ile Şener Şen'in yıllarca önce bir filmde (yukarıda alıntıladığım) tıraş bıçağı tanıtımı yaparken, uydurduğu alakasız sözler arasında sonuçları itibariyle bir fark yok. Tek olumlu tarafı, kulağa hoş geliyor. Havalı kelimeler…

Nihayetinde filmde, Şener Şen karakolluk oluyor, böylelikle tıraş yapılan adam, kan kaybından ölmekten kurtuluyordu. Türkiye, tıpkı filmde ve gerçek hayatta olduğu gibi kan kaybından ölmemek için yani ayağında ki prangalardan kurtulmak için çaba veriyor.

Konun adını yazmaya gerek kaldı mı bilmem ama

Neyse, siz kısacası "Recep Tayyip Erdoğan'ın istediği; şey'' diyebilirsiniz. 'Şey' diyorum. Çünkü konunun muhteviyatının bir önemi yok zaten. Olur ya, Erdoğan, "Uzaya çıkalım dese'' birileri, "Evimizde Oturalım'' diyecek. Erdoğan "Araba üretelim'' dese, birileri ''Eşşeğe binelim'' diyecek … Neredeyse, kırmızı ışıkta geçip kaza yapan aracın, kaza sebebini Tayyip Erdoğan'dan çıkartacak, azgın,göz dönmüş, her şeyi bilirim edasında ağzı salya akan, histerikli bir kitle ile karşı karşıyayız.

Hiç kimse, Türkiye'nin bu sisteme ihtiyacı var mıdır? Yok mudur? Hangi model tartışılıyor belli değil. "Recep Tayyip Erdoğan istiyorsa, biz istemiyoruz"tadındaki tarihi mağlup muhalefetimiz, San Marino maçlarındaki gibi "Beş gole karşı, bir gol atarsam, mağlupsun"edasında, tartışmayı tıkadığı gibi histerikli, karanlık aydıncıklarımız da"Ben gittim yaşadım, ABD ve Avrupa'da insanların devlete, hükümete bakış açısı bizimkiyle aynı değil'' girizgahlarıyla başlayan, makam mevki beklentisi, ikbal kaygıları ve ekonomik kazanımları yetersiz kişilerin, ezik yaklaşımları yüzünden ilerleyemiyor.

Ekonomik ölçütleri, işlevselliği, pratik uygulamalarıyla sitemi ele almamız gerekirken, mesele Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsına münhasır bir yerde odaklanılıyor.

Haliyle nitelikli eleştiri yapabilecek insanlar da bu karmaşada yok olup gidiyor. Hadi eleştiriyi geçtim. Yukarıda ifade ettiğim kavramlar bile anlamını yitirmiş durumda.

Keşke Erdoğan CHP, HDP ve MHP'ye ''Başkanlık sistemine karşıyım'' deseydi. Emin olun, fikirsiz muhalefet, başkanlık sisteminin yanında yer alır, ''Seni Başkan yaptıracağız'' adı altında mitingler düzenlenirdi.

Neyse, konuya gelelim….

Başkanlık sistemine en yüzeysel ve basit şekilde bakarsak, seçimi kazanan Valiyi, Genelkurmay Başkanını, Meclis Başkanını, Kuvvet Komutanlarını, Rektörleri, Büyükelçiyi, Anayasa Mahkemesi Başkanını, Müsteşarları, Genel Müdürleri, Daire Başkanlarını… Bitmedi. Unutmadan, temizlikçiyi, çaycıyı, şoförü de atıyor.

Kabul edelim ki ister iktidar yanlısı olsun, ister muhalif kimsenin ana problemi Demokrasi filan değil.

Biz, vatandaş olarak niye korkuyoruz? Bırakalım, bu görevlerin başında olanlar çekinsin?

Halkın şuanda yaşamış olduğu sıkıntı ekonomi, bürokrasi, dünyayla entegrasyon, eğitim, çevre ülkelerin yaşattığı problemlerin yansıması… gibi konular gelmektedir. (Bana göre ülkedeki problem, kamuda çalışan personellerin asık suratları ve kötü davranışları gelir de neyse…)

Başkanlık Sistemi bunları çözer mi diye soruyorsanız? Elbette çözmez. Zaten sistem, problemi çözmüyor. Sistemin başındaki ve yöneticilere rahat karar alma ve uygulama imkanı veriyor. Toplumun talep ve ihtiyaçlarına hızlı müdahil olmayı sağlıyor.

Baktık, seçilmiş kişiler ülkeyi iyi yönetemiyor mu? Sandık marifetiyle zaten değişebiliyor.

Ancak, bu meseleyi asla Hukukçular tartışmasın. Mümkünse bu tartışmalar bitene kadar Hukukçulara soru bile sorulmasın.(Hukukçular bir işe dahil olduysa, zaten anlaşmak, imkansız demektir.)Bırakalım bu tartışma, esnaf ve tüccarlar arasında tartışılsın, bir şirketin idaresinde olduğu gibi baş yönetici, takım arkadaşlarını kursun veya seçsin. Millet de patron olarak, yılsonunda bilançosuna baksın. Kardaysa 'devam' etsin. Zarardaysa 'güle güle' desin.

Lakin, bizler gibi dünyada biliyor ki Türkiye, 700 yıllık bir imparatorluğun bakiyesi ve ataerkil bir toplum. Belki sistem açısından yaşamasak da, Osmanlı kültürünü evimizde, işyerimizde, otobüste, dilimizde ve toplum içinde yaşıyoruz. Bürokrasi, yönetici kibri, elitizm görgüsüzlüğü, savurganlık, aidiyetlerini beğenmeme, hatta yargı bu ülkenin başına bela.

Ülkenin ayağa kalkıp, koşabilmesi için sistemsel problemlerden yani prangalarından kurtulması lazım. Bunun içinde Başkanlık sistemi olmazsa olmaz.

Başkanlık sistemi, Recep Tayyip Erdoğan'dan bağımsız düşünülmesi gereken bir sistem. Türkiye'nin acil olarak hızlı kararlar alabilen, problemleri kısa zamanda çözebilecek bir sisteme ihtiyacı var.Siyasi kültürlerinde, 'birlikte çay bile içemeyen' siyasi partilerin, uzlaşacaklarını (ümit etmek istiyorum ama) sanmıyorum. AK Parti iyimser bir tavırla meseleyi uzlaşmaya çalışsa da ortak mutabakata varılan maddelerin geçmesi bile sürpriz olarak değerlendirmek gerekir. "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz'' sözünden yola çıkarak, muhalefetin, Başkanlık sistemi ile ilgili lakırdıdan başka diyeceği bir şey yok. Ancak, Türkiye'nin hızlıca bu köhneleşmiş, çürümüş sistemden kurtulması gerekli.

Son söz Başkanlık sistemine muhalif olanlara: Kendini Disney'in stüdyolarında çekilen filmler gibi rahat bırak.

"Korkma! kemeri tak, uçuş başlıyor''

'Öleceksiniz !... Öleceğiz!' diye bağırmana gerek yok.

Her gün öleceğine, bir kere öl…

[email protected]

@HusamettinAslan