0
Cumhuriyet seçkinleri kimlerdir? Bu günlerde bu sorunun karşılığı belki "Beyaz Türkler kimlerdir?" sorusuyla aynıdır.
Çük farklı tanımlama yapılabilir belki ama sanırım ortak tema şudur:
Cumhuriyet seçkiniveya Beyaz Türk, İttihat ve Terakki geleneğinden gelip Cumhuriyetin ekonomik ve sosyal kaymağını yiyenler ve onların uşaklığını yaparak kendine yol bulanlara denir.
Bu benim tanımımdır elbette.
Ve tartışmasız bir şey daha vardır. Cumhuriyet burjuvazisini oluşturan bu çevreler genellikle aşırı Türkçü geçinir ama aslında etnik olarak Türk değildir; çok vatanperver geçinir ama aslında dışarıyla gerektiğinde bir başka ülkede yaşamını sürdürmeyi garantileyen, ekonomik ve siyasal bağları hep olmuştur.
Özal ile başlayan ve Erdoğan ile başlayan yerelleşme, yerlilik ve milliliken çok bu çevreleri rahatsız etmiştir.
Çünkü bu dönüşüm aslında ülkedeki sermayenin, entelektüel çevrenin, eğitimin, ülke politikaların ağırlık merkezini değiştirmeye yönelik bir girişimdir de.
Daha açık bir ifadeyle bu iki siyasi lider ile devlet el değiştiriyor. Ve doğal olarak bu dönüşümün sancısız olmasını beklememek gerekir.
Devletin makas değiştirmesi sermayenin ve itibar siyasetinin kendilerine doğru işlemediğini anladıklarında artık iş işten geçmişti.
Ancak hala umut besledikleri için, yani geçmişte var olan statülerinden umut kesmedikleri için tekrar kazanma girişiminde bulundukları söylenebilir.
Menderes'in asılması, Özal'ın kuşkulu ölümü ve kendisine yapılan silahlı suikastın üstünü bile bile örtmesi bu dönüşümün karşısında duran gücün ne kadar büyük ve tehlikeli olduğunu gösteriyordu aslında.
O nedenle bu çevrelerin sonuna kadar "anti Tayyipçilik" paradigmasını zorlayacaklarını ve bunun için her türlü enstrümanı kullanacaklarını öngörmek mümkündür.
Anadolu'nun İngilizlerden ve Batılıların işgalinden yeniden kurtarılması da diyebileceğimiz bu yeni dönüşüm hareketi, aslında halkın gasp edilmiş her türlü hakkının yeniden elde edilmesi ve halkın lehine dönüştürülmesinden başka bir şey değildir.
Ne yazık ki "kurtuluş" denilen mücadelenin aslında İngilizlerin işgalinden ve hegemonyasından kurtarmaktan çok Osmanlı üzerinden her türlü yerel ve dini değere karşı yürütülen bir "kurtuluş" mücadelesi olduğunu şimdi anlıyoruz.
Cebren ve hile ile memleketin bütün kutsal değerleri silinmek istenmiştir. Herkese dar gelen ve herkesi "kendine yabancılaştıran" bu ceberrut cumhuriyetçilik zihniyeti aslında sömürgeciliğin keşif kolu gibi çalışmıştır.
Kolonileştirme süreci, "Batılılaştırma" adı altında her türlü baskı ve cebir kullanılarak yürütülmüş ve bu gün her türlü yerel ve kutsal değer ve kurum bu dönüştürmenin etkisiyle yozlaştırılmıştır.
İşte bu yozlaştırma ve yok etme politikalarının tersine devlet politikaları üreterek yeniden değerlerimize ve köklerimizi oluşturan medeniyete ulaşmalıyız.
Tarih, din, ahlak, kültür eskiye dair ne varsa onu yüceltmek, kabullenmek hatta adını anmak bile yasaklanmışken yeniden bu alanların her birine iade-i itibar yapılması gerekir.
Bu da bir zihniyet dönüşümü ile mümkündür ancak. Zihniyet dönüşümü gerçekleştirmek için kendinize ait bilim, sanat, ahlak ve bilumum değerler manzumeniz olmalı ve bunu devlet politikası olarak yürütmelisiniz.
Büyük medeniyetböyle kurulur veya ihya edilir. Sahip olunan devlet aracını başkasını sindirmek için kullananlar bu baskıcı ve otoriter rejimlerin başarılı olamadıklarını görmek ve halkın yüreğine dokunarak iş yapmak gerekiyor.
Halkın yüreğine dokunmayan ve onu zorla dönüştürmeye çalışan militanca laiklik ve sekülerizm taraftarlarının "anti Tayyipçilik"te bir iman gücüyle birleşmeleri bir tesadüf değildir. Uyanık olmak lazım.
Çünkü sorun ne Ak Parti'dir ne de Erdoğan'dır. Sorun "esas kurtuluş" mücadelesi ile onun önünü kesmek isteyen emperyalist güçler ve iş birlikçileri arasında süren statükoyu koruma mücadelesidir.