0

HERGÜN ortaya çıkan birçok duygumuz vardır. Bu duygular hayatın yaşanılabilir olması için mutlaka gereklidir. Bir güzellik karşısında hayranlık duyarken, elde ettiğimiz bir başarının takdir edilmesinden sonra, bir yakınımızı kaybettiğimizde, ya da birinden hoşlanmaya başladığımızda bir de bakmışız ki yanı başımıza bir duygu konuvermiş. Hissedilen her duyguya farklı anlamlar biçilmiş, Beklenmedik anlarda bazısı içimizde çiçekler açtırmış, bazısı da fırtınalar estirmiş.

Bu duygular bizim düşüncelerimizi etkilediği gibi, düşüncelerimiz de duyguları etkiler. Bunlar öfke, kızgınlık, üzüntü olabileceği gibi sevinç, heyecan, sevgi aşk gibi duyguları da kapsamaktadır. Yaşadığımız her türlü durum, edindiğimiz her türlü bilgi farklı duyguların da tecrübe edilmesine neden olur. Çünkü her farklı bilgi veya durum bazı yeni düşünceler üretmemiz için büyük bir kaynaktır. Yeni düşünceler de sıklıkla beraberinde yeni duyguları aktive eder. Bu duyguların bizim ruh dünyamızı etkilemesi kaçınılmazdır.

Mesela bir duygu, bir düşünce ile beraber gelir. Bu düşüncelerin olumlu, yapıcı olması duygularımızı da o şekilde şekillendirecektir. Güzel bir düşünce bizim güzel duygular beslememize neden oluşturur çoğunlukla. Hoş olmayan bir düşünce ise bizim olumsuz duygular beslememize nedendir. Zaman ise güzel duyguların oluşmasında ve kötü duyguların onarılmasında, olgunlaşmasında büyük bir etkendir. Bu durumu sizlerle paylaşmış olduğum "DUYGU ADASI" başlıklı hikaye çok güzel özetlemektedir.

"Duygu Adası

Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış. Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri. Ask da dahil. Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi, adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş, çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.

Ada neredeyse battığı zaman, aşk yardim istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş. Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş. Zenginlik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş. Ask, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kebir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!" "Sana yardım edemem, Ask". "Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş Kibir. Üzüntü yakınlardaymış ve Ask ondan da yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." "Of, Ask, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın yardım çağrısını duymamış.

Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Ask! Seni yanıma alacağım..." Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Ask o kadar şanslı ve mutlu hissetmis ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Ask, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş Bilgi. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Ask. Bilgi gülümsemiş: "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..."