Tuhaf bir başlık değil mi? Bir defa bu ifade matematiğe aykırı. Ama bilmenizi isterim ki, konumuz matematik değil. Yeni medya...
Nedir yeni medya?
Haberlerin internet ortamında sunulması mı?
Yoksa sosyal medyadan paylaşılması mı?
Belki de okurların haberlere yorum yapması...
Google'dan daha çok tık çekme meselesini de unutmayalım.
Pek çokları yeni medyayı böyle tanımlıyor.
Evet, kısmen haklılar ancak kazın ayağı başka.
Çünkü yeni medya özünde yeni yöntemlerin ortaya çıkmasıyla ilgili bir şey değil.
Mesele, büyük oranda düzenin tamamen değişmesi...
400 YILLIK SİSTEM TEMELİNDEN SARSILDI
Konuyu anlamak adına biraz geçmişe gidelim.
Habercilik işi binlerce yıl eskiye dayansa da, bunun profesyonel bir iş haline gelmesi 17. yüzyılda başladı. Sanayi devrimi sonrası kağıdın ucuzlaması, dağıtım imkanlarının genişlemesi, işçi sınıfının örgütlenmesi ve patronlar ile siyasetçilerin gelişmelerden haberdar olma iştahı gazetecilikte altın çağı başlattı.
The Illustrated Police News gazetesinin birinci sayfası - 16 Şubat 1867
20. yüzyılın başlarında radyonun icadı, okuma yazma bilmeyenleri de sürece dahil etti.
İlerleyen yıllarda televizyonun devreye girmesi, haberlerin hem göze hem kulağa hitap etmesini sağladı.
Sonra canlı yayınlar, stüdyolar ve daha bir sürü şey.
İnternetin icadı ise okurlara istedikleri an habere ulaşma imkanı verdi. Artık okurlar çevrelerinde olup bitenleri öğrenmek için yayın saatini beklemek zorunda değildi.
Fakat bir şey daha oldu. Okurlar haberlere yorum yapabildi, onları paylaşabildi, hatta direkt mesajlarıyla haber yapma sürecine dahil oldu.
İşte bu nokta tam da kırılma noktasıydı.
İnternetin icadına kadar medyada pek çok teknolojik gelişme oldu, ama hepsi tek yönlüydü. Yani, mesaj haber kaynağından okura iletiliyordu ve okur sadece alıcı konumundaydı.
İnternet ise iletişimi çift yöne çevirdi. Okurlar sadece alıcı olmaktan çıktı ve haber kaynaklarına geri bildirim göndermeye başladı. Yorumlar, beğeniler, paylaşımlar, sosyal medya üzerinden mesajlar ve ihbar hatları...
Böylece etkileşim çağı başladı.
Buraya kadar anlattıklarım yeni medyanın klasik anlatımıydı. Klasik anlatımın dışına çıkan ve çok az kişinin fark ettiği şu:
Etkileşim çağı 400 yıldır süregelen medya geleneğini değiştirmekle kalmadı; küresel medya düzenini temelden sarstı.
SAVAŞ BAŞLATAN KARABATAK
Şimdi yeniden geçmişe gidelim. Ama çok da değil; yakın geçmişe...
1990... Birinci Körfez Savaşı...
ABD'nin başını çektiği Batı ülkeleri petrol fiyatlarını düşürmek istiyor. Irak lideri Saddam Hüseyin ise tam tersini...
Çünkü İran'a karşı verdikleri savaş yeni sonlandı ve savaşın zararını karşılamak için elindeki en büyük koz petrol.
Bu petrol çekişmesinin arasında Saddam gözünü karartıyor ve Kuveyt'e giriyor. Petrol fiyatlarını olduğu seviyede tutmak için sert bir hamle...
Ancak bu hamle, İran savaşında kendisini destekleyen Batı blokunu bir hayli kızdırıyor.
Batı adına çözüm Irak ordusuna direkt müdahale, ancak onların da bir sorunu var: KAMUOYU.
ABD, Irak'a karşı savaşa girmek için halkını ikna etmek zorunda ve bu epey zor görünüyor.
Tam da böyle bir anda Körfez'den acı verici bir 'karabatak' fotoğrafı çıkıveriyor.
Irak ordusunun patlattığı petrol rafinerisinden sızan petrol çevre felaketine yol açmış. O felaketin içinde petrole bulanmış bir karabatak can çekişiyor.

Dünyanın önde gelen medya kuruluşları günlerce bu görüntüyü yayınlıyor.
Aynı günlerde bir acı verici görüntü daha düşüyor ekranlara...
Kuveytli bir gönüllü hemşire, gözyaşları içinde Saddam'ın askerlerinin hastaneyi bastığını ve küvözdeki bebekleri yere fırlattığını anlatıyor.
Başta NBC ve CNN olmak üzere ABD televizyonları bu haberle yankılanıyor.
Ve ABD, sonunda Kuveyt'e asker çıkarmak için gerekli kamuoyu desteğini buluyor.
Gerçek ise bambaşka...
O karabatak Kuveyt'e hiç uğramamış. Görüntüler Fransa sahilinde çekilmiş. (1)
Gönüllü hemşire ise Kuveyt'in Washington Büyükelçisi'nin kızı. Daha önce hiçbir hastanede çalışmamış.
O günlerde haberi dağıtanlar yalnızca medya şirketleri olduğu için dünya bu kurmacayı yedi. Zaten medya sisteminin patronu Batı idi. Dünyadaki en büyük televizyonlar ve gazeteler onların elindeydi.
GÜÇ EL DEĞİŞTİRDİ
Şimdi günümüze gelelim...
Ekim 2023'te dünyayı derinden etkileyen büyük bir olay patlak verdi. On yıllardır Filistin'de yasa dışı şekilde büyümeyi sürdüren İsrail, Gazze'de insan aklının alamayacağı derecede büyük katliamlara imza atmaya başladı.
Artık gerçekten hastaneler basılıyor ve küvözdeki bebeklere kurşun sıkılıyordu.
Ve bunlar, akılalmaz vahşetlerden sadece bazılarıydı.
Batı dünyası üzerinde hissedilir derecede finansal ve politik güce sahip olan İsrail, dünya kamuoyunun buna tepki vereceğini biliyordu. Bu yüzden klasik bir yönteme başvurarak Gazze'de olup biteni gizleme ve kendini haklı gösterme yoluna gitti.
Maalesef, bazı küresel medya şirketleri de bu kirli oyuna alet oldu. O şirketlerin haber bültenleri bir anda İsrail propagandalarıyla doldu.
Ancak unuttukları bir şey vardı: DÜNYA ARTIK ESKİ DÜNYA DEĞİLDİ!
Gazzeliler akıllı telefonlara ve kısıtlı da olsa internete sahipti. Vahşeti anbean görüntülediler. Buldukları ilk fırsatta Telegram ve X gibi platformlara yüklediler. O görüntüler bir anda milyonlarca paylaşım aldı ve milyarlara ulaştı.
Dünya şaşkındı. Nasıl bir hastane bombalanabilirdi? Yemek almaya gelen küçücük bir çocuğa nasıl kurşun sıkılabilirdi? (2)
Gazzeli küçük Amir, yalınayak 12 kilometre yürüdükten sonra yiyecek bulmayı başardı. Elindeki kıt erzakla oradan ayrılırken sırtından vuruldu. Bu fotoğraf, vurulmadan hemen önce bir ABD'li yetkiliye teşekkür ettiği anı yansıtıyor; 28 Mayıs 2025
İnsanlar meydanlara döküldü. ABD ve Avrupa halkları bu vahşetin sorumlusu olmak istemiyordu. Bunun için büyük mücadeleler verdiler. Hatta en etkili protestolar çoğunlukla Batı halklarından geldi.
Sonunda İsrail'in kara propagandası çökerken, dev medya şirketlerinin yalanları birer birer ortaya çıktı.
Hepsi, önce Allah'ın izni sonra Gazzelilerin cebindeki, muhtemelen abluka yüzünden dünyanın en ucuz akıllı telefonları sayesinde...
İşte bu YENİ MEDYA!
Daha net bir ifadeyle; 300 dolarlık telefonların 3 milyar dolarlık medya devlerini yendiği düzenin adıdır yeni medya.
Bu düzende son model ekipmanlarınızın ya da isminizin büyüklüğünün pek bir önemi yok. Önemli olan; kaç kişi ile etkileşime girdiğiniz ve temas ettiğiniz insanların sizi ne kadar ileri taşıdığı...
Yani, çemberi büyütebilme yeteneğiniz...
Artık kontrol medya devlerinde değil, bireylerde. Cebinde akıllı telefon taşıyan her bir birey kitleleri harekete geçirme potansiyeline sahip.
Hatta, senin dev medya şirketinin yaptığı haberi bile senden daha çok kişiye ulaştırma potansiyeline sahip.
Bana inanmıyor musun?
O halde politikacılara bak. Onlar bile artık basından çok X'e demeç veriyorlar.
Bu yazı, size 'merhaba' dediğim ilk yazım.
Hepimizi ilgilendiren, ama bir o kadar da perde arkasında kalmış konuları yazacağım. Tıpkı şunlar gibi:
- İran'daki olaylar Elon Musk'ın projesini nasıl çökertti?
- İsrail ile Yemen'deki Husiler arasındaki savaş küresel internet sistemini neden tehdit ediyor?
- Metaverse gazeteciliğinde fırsatlar neler?
Sıra dışı bilgilerden haberdar olmak istersen beni takipte kal!
Kaynaklar:
(1) Oya Tokgöz, Siyasal İletişimi Anlamak, sayfa: 398–399.
(2) trtworld.com