Mekke Anlaşması sadece Orta Doğu'da değil, dünyada yeni bir dönemin başladığını işaret ediyor. Hem de savunmadan mesajlaşma uygulamalarına kadar...
Türkiye, S. Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın S.Arabistan'ın başkenti Riyad'da değil de İslam Dünyası'nın başkenti Mekke'de imzalanması başlı başına düşünülmesi gereken bir konu.
Fakat oraya gelmeden dikkatinizi çekmek istediğim birkaç mesele var:
-
İbrahim Anlaşmaları tarih oldu
-
Anlaşmaya ilk tepki İran'dan geldi
-
Mekke Anlaşması'nı imzalayan ülkelerden herhangi birine saldıran hepsine saldırmış sayılacak.
KÜRE PARÇALANDI
ABD Başkanı Trump, S. Arabistan Kralı Selman ve Mısır'ın zoraki başkanı Sisi...
Ne tuhaf değil mi? Dünyaya demokrasi taşıdığını iddia eden ABD, ülkeyi kardeşinden devralan bir saltanat lideri ve bir darbeciyle dünya maketinin üzerine el koymuş poz veriyor. Gerçi demokrasiyi de savaş uçaklarıyla götürüyor, bu da bir hayli ironik.
Neyse...
2017 yılında verilen bu pozun ardından dünya şok oldu, çünkü bu apaçık bir meydan okumaydı. Sadece üç yıl sonra ABD öncülüğünde İbrahim Anlaşmaları yapıldı. Bu anlaşmalar İsrail ile Arap devletlerinin normalleşmesini amaçlıyordu.
İbrahim Anlaşmaları denilmesinin sebebi; Hz. İbrahim Peygamber'in hem İslam hem Hristiyanlık hem de Yahudiliğin ortak paydası olmasıydı.
Devam eden yıllarda İsrail ile bazı Arap ülkeleri yakınlaşmaya başladı. Hatta Hindistan'dan başlayıp İsrail'den Avrupa'ya uzanan bir ticaret yolu (IMEC) için girişimler bile yapıldı. Bu, bir bakıma İbrahim Anlaşmaları'nın meyvesiydi.
İşler yolunda gibi görünüyordu. Ta ki Ekim 2023'teki Aksa Tufanı'na kadar...
On yıllardır toprakları işgal edilen ve sürekli evleri bombalanan Gazzeliler, Mossad'ı uykusunun en tatlı yerinde yakaladı.
O andan sonra işler İsrail için hızla tersine döndü. IMEC projesi parçalandı, Araplarla normalleşme rafa kalktı.

'İki ayaklılar kötüdür' hikayesi
Sivil katliamları, bombalanan hastaneler ve Eipstein skandalları derken durum İsrail için içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Böyle bir anda en mantıklı seçenek eski kartları yeniden sahaya sürmekti: İran.
George Orwell'ın Hayvan Çiftliği kitabında Bay Jones ne ise; ABD ve İsrail için İran oydu:
'DÖRT AYAK İYİDİR, İKİ AYAK KÖTÜDÜR'
Gerçi kitabın sonunda çiftliğin diktatör domuzuyla insanların arası düzeliyordu. İsrail – İran arasında böyle bir şey görmek, Orta Doğu'da gördüğüm onca şeyden sonra beni şaşırtmaz.
Konumuza dönecek olursak; İsrail çıkış biletini İran'a saldırmakta buldu. Bu hamle yeni bir kaosu getirdi. İran karşı saldırıya geçince İsrail'in demir kubbesi delik kubbeye döndü. Asıl darbe ise çok daha büyüktü.
Arap ülkelerinden birer birer dumanlar yükseldi. Söz konusu ülkeler, ABD'nin kendilerini korumada yetersiz kaldığını gördü. Bu durum, halihazırda bölgede yoğun çalışmalar yürüten Türkiye'nin işine yaradı.
Gerek askeri gerek diplomatik gücüyle Türkiye, dünya sahnesinde kendini defalarca kanıtladı. İşte bu yüzden Türkiye'nin yanında görüntü vermenin bile ABD'nin peş peşe patlayan radarları ve füzeleri tutamayan sistemlerinden çok daha güvenli olduğu anlaşıldı.
Arap dünyası için artık masada tek seçenek kaldı: Türkiye'nin müttefiki olmak.
Zaten inanç birliği ve tarihsel bağlar sebebiyle Türkler ile Arapların ittifak kurması şaşırtıcı değil, ancak İsrail açısından bunun anlamı İbrahim Anlaşmaları'nı yok saymak demek. Daha net ifadeyle; Arap – İsrail normalleşmesini yok saymak.
Bu konuda İsrail rejiminde yayın yapan Ynet adlı sitede şu ifadeler dikkat çekici:
''Suudi Arabistan’ın böyle bir ittifaka girmesi korktuğumuzun şeyin başımıza gelmesi oldu. Çünkü Riyad, İsrail’den uzaklaştığını apaçık ilan etti''
İsrail'in tüm çağrılara kulak tıkayıp ve tüm ateşkes anlaşmalarını ihlal edip saldırılarını sürdürmesi önce dünyadan izole edilmesine, sonra ABD'nin kendisinden bunalmasına ve sonunda Türkler ile Arapların 110 yıl sonra birleşmesine sebep oldu.
TOKSİK BİR İLİŞKİ: ABD - İRAN
Mekke Anlaşması'nın duyurulmasının ardından İran'dan sert tepkiler geldi. Mesela, İran Meclis Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü İbrahim Razaei şöyle dedi:
''Suudiler, Türkiye ve Pakistan ile yapılan kâğıt üzerindeki bir anlaşmanın kendilerine güvenlik getirmeyeceğini bilmelidir.''
Bir tuhaflık daha!
hem İsrail hem İran aynı anda Mekke Anlaşması'na tepkili.
Eğer bu anlaşma İran'a karşıysa İsrail neden tepkili? İsrail'e karşıysa İran neden tepkili?
Gerçi İran'ın düşman diye tanımladığı ülkelerle ilişkileri hep tuhaf olmuştur.
Yakından bakarsanız; ABD askerinin Orta Doğu'da ayak bastığı her yerde İran'ın güçlendiğini görürsünüz.
Örneğin; ABD Irak'a girdi ve Saddam devrildi. Sonra İran destekli Şiiler Irak yönetiminde söz sahibi oldu. ABD askeri henüz oradayken, 2004 yılında Şii olan İyad Allavi geçici yönetim için başbakan seçildi. Şu anki başbakan Ali ez-Zeydi de bir Şii.
Suriye'ye baktığımızda yine önce ABD ardından İran'ı görmek mümkün. İç karışıklığın başlamasının ardından ABD askeri bu kez Suriye'deydi. Hemen peşinden İran... İran destekli Şii milis gruplar Suriye'de geniş bir nüfuz elde etti. Direkt İran Devrim Muhafızları tarafından donatılan bu gruplar yıllarca Suriye'de Sunni sivilleri katletti.
ABD'nin Afganistan işgalini de unutmayalım.İran'ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, bu süreçte ABD'ye yardım ettiklerini şu sözlerle açıklamıştı:
''Biz Afganistan ve Irak'ın işgalinde Amerika'ya yardım ettik. Buna rağmen George W. Bush kibirlenip bizi kötülüklerin odağı ilan etti''
Bugün İran ve ABD savaş halinde. Açıkçası bu toksik ilişki bana, iki düşmanın savaşından ziyade boşanma aşamasındaki bir karı kocanın kavgasını hatırlatıyor.

İran'a Karşı Değil, İran'a Engel
İran'ın 'Şii Hilali' hayaliyle çıktığı bu maceralar 2024 yılında Esed'in devrilmesiyle son buldu. Böylece tarihteki ikinci büyük Şii Hilali hamlesi Türkiye destekli muhalifler tarafından yerle bir edildi. Zaten birinci Şii Hilali'ni de Selçuklu Türkleri parçalamıştı.
Aslına bakarsanız Şii Hilali'nin gerçeğe dönüşmesi için Sunni topraklarında kaos olması gerekiyor. Mekke Anlaşması ise kaosu bitirebilecek güçte. Kimileri anlaşmanın İran'a karşı imzalandığını iddia etse de, esasında bu anlaşma İran'ın Orta Doğu'daki yangını daha fazla büyütmesini engelliyor.
BİRİMİZ HEPİMİZ İÇİN
Mekke Anlaşması'nda en dikkat çeken madde; Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın herhangi birine saldıranın bu üç ülkeye saldırmış sayılacak olması.
NATO'nun 5. maddesine çok benziyor.
Söz konusu madde; Türkiye'nin savunma teknolojileri ile savaş tecrübesini, Pakistan'ın nükleer gücünü ve Suudi Arabistan'ın finansal gücünü bir araya getiriyor.
İŞTE CAYDIRICI VE ÖLÜMCÜL GÜÇ!
Eğer Saddam'ın nükleer bombası olsaydı, ABD Irak'a bu kadar kolay giremezdi. İsrail'in nükleer bombası olmasaydı bu kadar rahat hareket edemezdi. Şimdi dolaylı yoldan Türkiye'nin de nükleer gücü var denilebilir.
Eğer Türkiye'yi tehdit etmek isteyen biri varsa artık iki kez düşünmek zorunda. Burada 170 adet nükleer başlıktan söz ediyoruz.
WhatsApp'ın Fişini Çekelim
Mevcut tabloda Pakistan'ı test etmek isteyenler de büyük bir hüsrana uğrayabilir. Hindistan birkaç ay önce bunu denedi ve yarım düzine uçağının düşmesinin ardından yanlış bir karar olduğunu anladı. Şimdi ise Türkiye teknolojik kapasitesi doğrudan Pakistan'a destek için hazır.
Pakistan aynı zamanda parlak fikirleri de olan bir ülke. Haklı olarak orduda WhatspApp kullanımına karşı. Bunun güvenlik zaafı oluşturduğunu düşünüyor ve yeni bir mesajlaşma uygulaması kurulması gerektiği görüşünde.

Türkiye'nin Gücü Silah Teknolojisinin Ötesinde
Türkiye, dünyanın en çok silahlı insansız hava aracı satan ülkesi. Teknolojisinin kalitesini Suriye, Libya ve Azerbaycan'da defalarca kanıtladı. Dünyanın ilk insansız savaş jetini uçuran ülke oldu. Füze ve hava savunma teknolojilerinde ise gözalıcı bir ilerleme kaydetti.
Üstelik Türkiye'nin gücü silah sistemleriyle sınırlı değil. Türkiye, Türk kimliği ile Çin Seddi'ne kadar ve Müslüman kimliği ile Afrika'nın ortalarına kadar yakın ilişkiler kurabilen bir ülke. Balkanlarla bağı da işin içine katıldığında ortaya devasa bir hinderland çıkıyor. Açıkçası böyle bir etki alanı ABD bile yok. Yani Türkiye ile ortak olan sadece onun savunma şemsiyesinin altına değil, diplomatik şemsiyesinin altına da girmiş oluyor.
Arabistan Doların Tahtını Sarsabilir
Suudi Arabistan açısından bakıldığındaysa, bu iki ülkenin koruması altında olmak okyanus ötesindeki ABD'nin koruması altında olmaktan çok daha güvenli. Zaten son İran saldırılarında o korumanın koca bir balon olduğu ortaya çıktı.
Bununla birlikte dünya büyük oranda petrole bağımlı ve S. Arabistan bir petrol krallığı. Finansal olarak çok zengin bir ülke olmasından daha önemli olan şey, petrol piyasasını yöneten Aramco'ya sahip olması. Aramco bugün dolar ile iş yaptığı için dolar hala dünyada rezerv para olarak işlem görüyor. Peki, Aramco yarın başka bir para birimi ile işlem yapmak isterse ne olur?
Dünya zaten bir süredir yerel paralarla ticaret yapıp doların uluslarası gücünü kırmak için vargücüyle çalışıyor. Mekke Anlaşması çerçevesinde ortak bir para biriminin gündeme gelmesi ve Aramco'nun o para birimiyle çalışması gayet muhtemel. Tıpkı Avrupa Birliği'nin avrosu gibi...
Ayrıca Suudi Arabistan'ın Arap ülkeleri üzerindeki nüfuzunu da unutmamak gerek. Daha ilk günden kapılarını diğer ülkelere açan Mekke Anlaşması'nın sınırlarını genişletmek için etkili bir güç.

NEDEN ADI MEKKE ANLAŞMASI?
Özetle Mekke Anlaşması;
-
Orta Doğu'daki 110 yıllık dağılmışlığa son vermek ve yeniden birlik olmak için mükemmel bir fırsat
-
İran'ın bölgedeki yangını daha fazla körüklemesine karşı bir emniyet kalkanı
-
İsrail lejyonunu Orta Doğu'dan kazımak için güç birliği
-
İletişim teknolojileri ve küresel finansta yeni düzen için büyük bir potansiyel
Ve en önemlisi, BU ANLAŞMA DÜNYADA YENİ BİR ÇAĞIN MANİFESTOSU
Siyonizmin kaset ve rüşvet ağıyla inşa ettiği uluslarası kirli düzen yok oluyor. Güç, Doğu'ya kayıyor.
İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik arasında güç birliği oluşturduğu iddia edilen İbrahim Anlaşmaları artık yok.
Sadece İslam ülkelerinin gücü üzerinden büyütülmek istenen bir sistem var.
O yüzden adı Mekke Anlaşması!