I M G 0950

Antalya'nın Kekova açıklarında ortaya çıkarılan Erken Tunç Çağı'na ait ticaret gemisi, binlerce yıl öncesinin denizcilik tarihine ışık tuttu. Yaklaşık 4 bin 700 yıllık buluntularla tarihlendirilen batık, Guinness World Records tarafından dünyanın bilinen en eski gemi batığı olarak tescillendi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen su altı arkeolojik araştırmaları kapsamında, Antalya’nın Kekova Adası açıklarında ortaya çıkarılan batık; taşıdığı amforalar ve taş çapalarla Erken Tunç Çağı’nın deniz ticaretine ışık tutan önemli bir arkeolojik keşif olarak kayıtlara geçti.

Batıktan çıkarılan kapların bir bölümü, dönemin ticari ürünlerinin taşınmasında kullanılan amforalardan oluşuyor. Ancak aralarında farklı özellikler taşıyan bir örnek, keşfin yalnızca ticaret tarihi açısından değil, günlük yaşamın anlaşılması bakımından da önem taşıdığını gösteriyor. Gövdesinde dokuz işaret ve iki delik bulunan bu amforanın, peynir ya da tereyağı üretiminde kullanılan bir kap olabileceği değerlendiriliyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un 14 Ekim 2026'da duyurduğu buluntular, daha sonra Guinness World Records'un resmî kayıtlarına da girdi. Böylece yaklaşık 4 bin 200 yıllık olduğu kabul edilen Yunanistan'daki Dokos batığının rekoru geride kaldı.

Dokuz işaretli amfora, denizcilerin yaşamına ilişkin yeni sorular doğurdu

Kekova'da bulunan amforaların büyük bölümünün zeytinyağı veya şarap gibi ürünlerin taşınmasında kullanıldığı düşünülüyor. Ancak Ersoy'un keşfe ilişkin açıklamasında üzerinde durduğu özel amfora, diğer örneklerden ayrılıyor.

Gövdesinde dokuz farklı işaret ve iki delik bulunan kabın, tereyağı veya peynir üretiminde kullanılan bir yayık işlevi görmüş olabileceği belirtiliyor. Bu ihtimal, dönemin denizcilerinin uzun yolculuklar sırasında yiyeceklerini nasıl temin ettikleri konusunda da yeni araştırma alanları açıyor.

Bakan Ersoy, kil analizlerinin amforaların Ürdün Vadisi'ndeki atölyelerde üretilmiş olabileceğine işaret ettiğini açıkladı. Mısır, Troya ve Girit'te benzer örneklerin bulunması ise bu kapların farklı coğrafyalar arasındaki deniz ticaretiyle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.

Bu buluntular, geminin yükünün nereden geldiği ve hangi limana ulaşmayı hedeflediği sorularını da beraberinde getiriyor. Araştırmacıların değerlendirmelerine göre gemi, Doğu Akdeniz'in doğu kıyılarından hareket ederek Troya veya Girit yönüne ilerliyor olabilir.

Böylece Kekova'daki arkeolojik alan, yalnızca bir batığın tarihlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; yaklaşık beş bin yıl önce Akdeniz kıyıları arasında kurulan ticari ilişkilerin araştırılmasına da imkân sağlıyor.

Guinness rekoru üç taş çapa ve 30'dan fazla amforayla tescillendi

Guinness World Records'un resmî internet sitesinde yayımlanan kayda göre Kekova Adası yakınlarında, deniz seviyesinin yaklaşık 30 metre altında bulunan batık, dünyanın bilinen en eski gemi batığı olarak tanımlanıyor.

Tescilin dayanağını, geminin yükünü oluşturduğu değerlendirilen 30'dan fazla amfora ile aynı döneme ait üç taş çapa oluşturuyor. Guinness'in açıklamasında, bu fiziksel kalıntıların 4 bin 400 ila 4 bin 700 yıl öncesine tarihlendirildiği ve batığın Erken Tunç Çağı'na ait olduğu belirtiliyor.

Yaklaşık 10 metre uzunluğunda olduğu tahmin edilen ahşap ticaret gemisinin gövdesinden günümüze herhangi bir parça ulaşmadı. Bu nedenle tarihlendirme çalışmalarında geminin kendisinden çok yükü ve deniz tabanındaki diğer arkeolojik kalıntılar esas alındı.

Batığa ilişkin ilk analiz sonuçları 24 Temmuz 2026'da Journal of Maritime Archaeology dergisinde yayımlandı. Guinness'in kayıtlarında da aynı tarih, keşfin resmî kayıt tarihi olarak yer alıyor.

Bu gelişmeyle birlikte daha önce en eski gemi batığı olarak kabul edilen Dokos keşfi ikinci sıraya geriledi.

Dokos Adası'ndaki 4 bin 200 yıllık batık rekoru kaybetti

Ege Denizi'nde Yunanistan'ın Dokos Adası açıklarında bulunan batık, uzun yıllar dünyanın bilinen en eski gemi batığı olarak kabul ediliyordu.

Peter Throckmorton tarafından 23 Ağustos 1975'te keşfedilen arkeolojik alan, denizin yaklaşık 20 metre altında bulunan yoğun seramik ve çömlek kalıntılarıyla tanımlandı. Arkeolog George Papathanasopoulos, buluntuları MÖ 2200 yıllarına tarihlendirdi. Böylece batığın yaklaşık 4 bin 200 yıllık olduğu belirlendi.

Kekova'daki yük kalıntılarının 4 bin 400 ila 4 bin 700 yıl öncesine uzanması, bu alandaki rekorun değişmesini sağladı.

Guinness'in kullandığı tanımda özellikle dünyanın bilinen en eski gemi batığı ifadesi öne çıkıyor. Dolayısıyla tescil, günümüze kadar ulaşmış en eski ahşap gemi gövdesi anlamına gelmiyor. Kekova'daki geminin ahşap yapısı korunmamış olsa da yük ve çapa kalıntıları batığın yaşının belirlenmesini sağladı.

Araştırmacılar batığın Osmanlı dönemine ait olduğunu düşünmüştü

Kekova'daki keşfin bugünkü tarihsel önemine ulaşması, ilk incelemelerde ortaya çıkan tahminlerden oldukça farklı bir araştırma sürecinin ardından gerçekleşti.

Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü Başkanı Doç. Dr. Hakan Öniz ve ekibi, 2024 yılında kıyı ve yüzey araştırmaları sırasında Kekova açıklarında çeşitli eşya ve malzemeler belirledi. Yapılan değerlendirmelerde bu kalıntıların bir gemi batığına ait olduğu anlaşıldı.

Öniz, ilk karşılaşmada batığın yaklaşık 100 ila 400 yıllık olabileceğini düşündüklerini anlattı. Ekip o dönemde ağırlıklı olarak 2 bin ila 2 bin 500 yıllık batıklar üzerinde çalışıyordu. Ancak sonraki araştırmalar, buluntuların tahmin edilenden çok daha eski bir döneme uzandığını ortaya çıkardı.

Öniz'in verdiği bilgilere göre, amforaların benzerleri geçen yıl gerçekleştirilen bilimsel yayın çalışmaları sırasında Mısır'daki arkeolojik buluntular arasında tespit edildi. Bu benzerlik üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle alanda yeni dalışlar gerçekleştirildi.

İncelemeler sonucunda eserlerin Erken Tunç Çağı'na ait olduğu belirlendi. Böylece başlangıçta daha yakın dönemlere tarihlendirilen batığın yaklaşık 4 bin 700 yıllık bir geçmişe sahip olduğu anlaşıldı.

Buluntular iki laboratuvarda koruma altına alındı

Deniz tabanından çıkarılan amfora ağırlıklı eserler, bilimsel inceleme ve koruma çalışmalarından geçiriliyor. Malzemelerin bir bölümü bölge laboratuvarında, diğer bölümü ise Akdeniz Üniversitesinin Kemer'de bulunan su altı arkeoloji laboratuvarında işleme alındı.

Hakan Öniz, Antalya kıyılarında Kültür ve Turizm Bakanlığı adına uzun yıllardır araştırma yürüttüklerini belirterek Türkiye'nin su altı arkeolojisindeki konumuna dikkat çekti. Öniz, ülkenin sahip olduğu araştırma altyapısı, uzman kadroları ve zengin kıyı şeridinin bu alandaki çalışmalara önemli katkı sağladığını ifade etti.

Kekova batığının Guinness tarafından tescillenmesini de ekip açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiren Öniz, keşfin uluslararası basında geniş yer bulduğunu söyledi.

Kekova'dan çıkarılan eserler İstanbul ve Antalya'da sergilenecek

Bilimsel incelemeleri devam eden tarihi eserlerin gelecekte müze koleksiyonlarında ziyaretçilerle buluşturulması planlanıyor.

Doç. Dr. Hakan Öniz'in açıklamasına göre, buluntuların bir bölümü İstanbul Haydarpaşa'da yapımı tamamlanan Dört Deniz Bir Müze'de sergilenecek. Diğer eserler ise Antalya'nın Kemer ilçesinde hazırlıkları sürdürülen Akdeniz Sualtı Arkeolojisi Müzesi'nde yer alacak.

Kekova açıklarında bulunan geminin yükü, böylece deniz tabanındaki keşif alanından laboratuvarlara, oradan da müze salonlarına uzanan bir sürecin parçası olacak.

Yaklaşık 4 bin 700 yıl önce Doğu Akdeniz'de gerçekleştirilen bir deniz yolculuğundan geriye kalan amforalar ve taş çapalar, bugün erken dönem ticaret güzergâhlarının yanı sıra dönemin üretim biçimleri ve denizcilerin gündelik yaşamına ilişkin araştırmalara da kaynak oluşturuyor.