Hüsn, en güzelin yansıması. Kusursuz ve mükemmel bir biçim. Madde ve mananın en güzel hâli. Huzur veren, bakıldığında hayranlık uyandıran, herkesin olmak istediği ama kendisinde bulamadığı… Yaradanın en güzel eserinde toplanan.
Hüsn, sanatın son ve etkileyici sunumu. Hayatın tüm cephelerinde aranılan ama bir türlü ulaşılamayan seviye. Ulaşıldığında daha üst seviyelerin hayal edildiği bir durum. Tek bir parça olmayan, belki sayılamayacak kadar parçacıklara yayılan bir sanat. Dolayısıyla bir türlü keşfedilemeyen en güzel hakikat.
İnsanın en güzel sûrette yaratıldığı ayet ile bildirilmiştir. Yüce kitabımızda ahsen-i takvim olarak ifade edilmiştir en güzel sûret.
İnsan tamamlanmayı gaye olarak belirleyebilir. Daha güzelleşmeyi hayal edebilir. Yanlışlarını düzeltmek ve doğruları bulmak için çabalayabilir. Ancak insanın hüsnü çirkinleştirmek için çok büyük yanlışlar yapması, aklını ve iradesini devre dışı bırakması gerekir.
Maalesef insan hüsnü hüzne çevirme konusunda maharetlidir. Arkasından gelen pişmanlıklar çok kez telafi etmiyor. Yıktıktan sonra onarmak kolay olmuyor. Çünkü hayat her zaman şans tanımıyor.
Güzelliği bilmek ve ona layık olmak büyük anlayış ve olgunluk gerektiriyor. İnsan niçin bu olumsuz tabloyu oluşturmaktadır? Anlayamadığı için mi? Fark edemediği için mi? Değerini bilemediği için mi? Madem en güzel sûrette yaratıldı, o zaman ne yapmalı?
Dünyanın bir sınanma yeri olduğu böylece ortaya çıkıyor. İnsan hüsn ile sınanmaktadır. Evet, güzellik ile sınanmak zordur. Bunun bedelini ödemek kolay değildir. Güzellik en büyük servettir çünkü. Her irade en güzeli taşıyamaz. Her akıl en güzele hükmedemez. Her zekâ en güzeli değerlendiremez. .
İnsan kendisi dışındaki tüm varlığı ayna olarak görebilirse orada güzelin ve çirkinin yansımasını görecektir. Eksiği bilecek, yanlışı düzeltecek, doğruya ve hakikate kavuşacaktır. Yalnız insanın gözü görmüyorsa, aklı idrak etmiyorsa, iradesi zayıflamışsa ne aynayı görebilir ne aynaya düşen gölgeleri.
İnsan aslında çok kez hakikatin dışına bakarak hükmettiği için yanılgıdadır. Güneşe bakmak yerine güneşin yansımasına bakmak gibi, eşyanın kendisine bakmak yerine eşyanın yansıdığı yere bakmak gibi… İşte insanın çelişkisi budur.
Güzelliği görememek, onu anlayamamak da böyledir. İnsan hüsnü hüzne çevirir bu dünyada. Tüm vaveyla burada kopar.
Ancak hüsn ateş olur, yakar. İnsan hüsn ile hüzün arasında bir yerde durur. Bu, üşümemek için ateşe yaklaşmak misalidir. Ne kadar dayanabilirse o kadar kavuşur. Ne yazık ki insanın iradesi zayıftır; buna dayanması zordur.
Hayat her zaman güldürmüyor, ağlatıyor, düşündürüyor. İnsan kendi hikâyesinin kurgusu içerisinde çok kez çaresiz kalıyor, kalemi oynatamıyor ve küsebiliyor. İnsan hüsnünü korumak için çetin sınavlar veriyor.
Hüsn kaybolduğunda ayna kırılır. İnsan kendi içine gömülür. Hüsn, hüzne dönüşür. Işık söner. Vakit tamam olur. Göz kapanır.
Sonunda hüsn, tende kaybolur ve uğurlanır.