Bugün 8 Mart. Takvimler "Dünya Emekçi Kadınlar Günü"nü gösteriyor. Normal şartlarda bugün; başarıları, emeği ve toplumsal dönüşümdeki gücümüzü konuşmamız gerekirdi. Ancak bu yıl 8 Mart’a girerken boğazımızda bir düğüm, zihnimizde tek bir soru var: Yaşamak için daha kaç "Fatma Nur" feda edilecek?

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un iki farklı yakasından, aynı isme sahip iki kadının ölüm haberi düştü ajanslara. Bu trajik bir isim benzerliğin ötesinde, bir sistemin iki farklı noktadan nasıl çöktüğünün somut belgesiydi.

Tesadüf değil, sistematik ihmal

Bir tarafta, hem kendisinin hem de evladının istismara uğradığını ifade ederek hukuk mücadelesi veren ve her fırsatta "Başıma bir şey gelirse bilin ki bu bir intihar değildir" diye haykıran bir anne, Fatma Nur Çelik... Diğer tarafta, güvenliğini sağlamakla yükümlü kurumlara defalarca uyarıda bulunmasına rağmen öğrencisi tarafından katledilen gencecik bir öğretmen, Fatma Nur Çelik...

Biri adaleti ararken, diğeri can güvenliğini beklerken hayattan koparıldı. İsimleri aynıydı, çığlıkları aynıydı ve ne yazık ki sonları da aynı ihmalin kurbanı olmak oldu.

Şubat 2026 raporlarına baktığımızda rakamlar bize soğuk birer veri sunuyor: Sadece Şubat ayında 23 kadın cinayeti, 11 şüpheli ölüm. Ancak bu rakamların her biri bir hayat, bir yarım kalmışlık demek. Kadınlar en güvenli olması gereken yerlerde; evlerinde, okullarında, sokak ortasında öldürülüyor.

8 Mart, çiçeklerle ya da sosyal medyada hashtaglerle "kutlama" mesajlarıyla geçiştirilemeyecek kadar ağır bir gündür artık. Kadınlar bugün sadece eşit işe eşit ücret ya da temsil hakkı için değil, en temel hak olan yaşama hakkı için sokaklarda.

Şiddete ‘Dur’ de

Sadece "üzgünüz" demek yetmiyor. Faillerin serbest gezdiği, koruma kararlarının yetersiz kaldığı ve şüpheli ölümlerin karanlıkta “meçhul” kaldığı bir zamanda; her 8 Mart biraz daha eksik, biraz daha yaralıyız. Fatma Nur Çeliklerin, İkballerin, Ayşenurların ve ismini buraya sığdıramadığımız yüzlerce kadının hesabı sorulmadıkça; adalet, sadece sarayların duvarlarında asılı bir kelime olarak kalacaktır.

Bu 8 Mart’ta temennimiz kutlama değil, adalet; hediye değil, yaşam hakkı olsun. Çünkü kadınlar artık ölmek değil, korkmadan yaşamak ve yaşatmak istiyor.

“Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” Mustafa Kemal Atatürk