ABD, 28 Şubat 2026 tarihinden beri İsrail ile, (2025 Haziran ayında 12 Gün Savaşı patlamadan önce olduğu gibi) tam da anlaşma müzakerelerinin devam ettiği bir atmosferde, İsrail’in teşviki ve tahrikiyle haksız – hukuksuz başlattıkları kalleşcesine saldırılıların 31. gününe girmiş durumdadır. ABD bir taraftan küresel ekonominin dengesini bozmaktan kaynaklanan bin pişmanlıkla, “İran bataklığı”ndan çıkmanın yollarını arıyor. Ancak, diğer taraftan da tehditler savurarak adalara veya İran anakarasına çıkarma & hava indirme operasyonlarına ilişkin hazırlıklarını sürdürüyor.

Geçmişe bakıldığında ABD’nin ada hedefli amfibi / ana karalara yönelttiği harekât türünden askeri operasyonlarında zaman zaman ciddi direniş, başarısızlık ya da beklenmeyen maliyetlerle karşılaştığı birçok örnek var. Bunlar klasik anlamda “hezimet” (tam yenilgi) olmasa da stratejik veya taktik düzeyde ciddi başarısızlıklar, çok sayıda Amerikan askerinin kaybıyla değerlendirilir.

Aşağıda bu kapsamda giriştiği muharebelerin en dikkat çekici örnekleri sıralayacak olursak:

1. Domuzlar Körfezi Çıkarması (Küba)

2. Kiska Muharebesi (Alaska / Aleut Adaları)

3. Tarawa Muharebesi (Kiribati)

4. Iwo Jima Muharebesi (Japonya

5. Okinawa Muharebesi (Japonya)

6. Guadalcanal Muharebesi (Solomon Adaları)

7. Yer yer başarılar kazanmış olsa da Vietnam Savaşını Stratejik olarak kaybetmesi,

8. Attu Muharebesi gibi operasyonlar şeklinde sıralanması mümkündür.

ABD ordusunun geçmişte yaşadıklarına bakılacak olursa, şimdilerde de İran’a karşı gerçekleştirmeyi tasarladığı bir amfibi / kara muharebesinde nasıl bir sonuçla karşılaşacağı yolunda çıkarım yapılması mümkün gibi görünüyor.

Bu yazımızda Küba’da yaşananDomuzlar Körfezi Çıkarması” na kısaca bakalım:

1961’de Küba kıyılarında yaşanan Domuzlar Körfezi Çıkarması, Soğuk Savaş tarihinin en çarpıcı kırılma anlarından biri olarak kayda geçti. ABD’nin desteğiyle organize edilen ve büyük ölçüde Kübalı sürgünlerden oluşan bir kuvvet, Fidel Castro yönetimini devirmek amacıyla adaya çıkarma yaptı. Ancak daha ilk aşamada planın ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıktı. Beklenen halk ayaklanması gerçekleşmediği gibi, Castro’ya bağlı güçler son derece hızlı ve sert bir karşılık verdi. Kısa süre içinde çıkarma kuvvetleri dağıtıldı; bir kısmı öldürüldü, önemli bir bölümü ise esir alındı.

ABD sahaya doğrudan asker sokmamış olsa da, operasyonun mimarı olarak bu başarısızlığın siyasi yükünü taşımaktan kaçamadı. Washington açısından bu olay, sadece bir askeri planın çökmesi değil, aynı zamanda istihbarat ve öngörü kapasitesine dair ciddi bir sorgulamanın başlangıcı oldu. Özellikle CIA’in, Küba halkının rejime karşı ayaklanacağı yönündeki varsayımı tamamen boşa çıktı; bu da masa başı analiz ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurumu net biçimde ortaya koydu.

Daha da önemlisi, bu başarısız girişim Küba’nın dış politika yönelimini kökten etkiledi. Castro yönetimi, artık ABD tehdidini doğrudan ve somut bir tehlike olarak görmeye başladı ve güvenlik arayışını hızla Sovyetler Birliği’ne yönelterek derinleştirdi. Bu yakınlaşma, kısa süre sonra dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirecek gelişmelerin de zeminini hazırladı. Kısacası Domuzlar Körfezi, sadece başarısız bir çıkarma harekâtı değil; yanlış hesapların, eksik istihbaratın ve ideolojik körlüğün bir süper güce nasıl stratejik maliyetler yükleyebileceğinin açık bir örneğiydi.

Sırasıyla ABD’nin tarihe geçmiş bu soykırımcı haksız – hukuksuz operasyonlarda yaşadıklarını gelecek yazılarımda kıymetli okuyucularıma arz edeceğim.

Allah, bu sömürgeci emperyal katillerden tüm insanlığı korusun.