Meb‘us…

Kıyamet gününde Allah tarafından yeniden diriltilen, kabirlerinden kaldırılarak mahşer meydanına sevk edilen insan demektir. Aynı kelime Osmanlı siyaset dilinde milletvekili için de kullanılmıştır. Bu benzerlik tesadüf değildir; bilakis derin bir ikaz taşır.

Bugün “mebus” unvanını aldığı anda korumalarla çevrilen, dokunulmazlık zırhına bürünen, ayrıcalıklı bir hayata geçen kişi; yarın kabirden kaldırıldığında ne koruması olacak, ne makamı, ne de dokunulmazlığı. O gün herkes eşit, herkes yalın, herkes yalnızdır.

Kur’an bu hakikati şöyle hatırlatır:

“O gün insanlar âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzuruna çıkarılır.”

(İnfitâr, 6)

Dünya mebusluğu geçicidir; âhiretin mebusluğu ise kalıcıdır. Dünya mebusluğu alkışlarla başlar; âhiretin mebusluğu sorguyla…

İşte tam da bu yüzden, kıyamet günü millet ya vekiline davacı ya da duacı olacaktır.

Kiminin arkasından mazlumların ahı yükselecek, kiminin arkasından hayır duaları semaya ulaşacaktır. O gün millet; hakkını yedirenle hakkını savunanı, kendisini sömürenle kendisi için koşturanı ayırt edecek ve herkes vekili hakkında şahitlik edecektir.

Nitekim Kur’an bu yüzleşmeyi şöyle bildirir:

“O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şahitlik eder.”

(Nûr, 24)

Bugün milletin vekili olup millet için koşan, kendini halktan üstün görmeyen, kendi menfaatini değil milletin derdini önceleyen vekillere ne mutlu. Çünkü onlar Resûlullah’ın şu ikazını ciddiye alanlardır:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz.”

(Buhârî, Müslim)

Vekâlet bir imtiyaz değil, emanettir. Emanet ise taşınması ağır bir yüktür. Nitekim Kur’an bu yükün ağırlığını şöyle anlatır:

“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler… Onu insan yüklendi.”

(Ahzâb, 72)

Ancak bugün ne yazık ki bazıları bu emaneti rant kapısına, siyaseti zenginleşme aracına, halkın oyunu kişisel saltanata dönüştürmüştür. Kendini milletinden üstün gören, millete hizmeti küçümseyen, vekilliği dokunulmazlık zırhı sananlar bilmelidir ki mahşer meydanında hiçbir unvan geçerli olmayacaktır.

O gün Kur’an’ın şu sahnesi herkes için kurulacaktır:

“O gün ne mal fayda verir ne de evlat; ancak Allah’a arınmış bir kalple gelenler kurtulur.”

(Şuarâ, 88–89)

Resûlullah (s.a.v.) yöneticileri özellikle uyarmış ve şöyle buyurmuştur:

“Allah bir kimseyi bir topluluğun başına yönetici yapar da o kimse onlara karşı samimi davranmazsa cennetin kokusunu dahi alamaz.”

(Müslim)

Âhiretin mebusluğu dünya mebusluğuna benzemez.

Orada kürsü yoktur, hesap vardır.

Orada alkış yoktur, şahitlik vardır.

Orada dokunulmazlık yoktur, adalet vardır.

Bugün milletin vekili olduğunu unutanlar, yarın milletin davacısı ile yüzleşecektir. Bugün millet için yaşayanlar ise yarın milletin duasıyla karşılanacaktır.

Unutulmamalıdır ki dünya mebusluğu bir gün biter; fakat âhiretin mebusluğu ebedidir.

Ve o gün sadece şu soru sorulacaktır:

Milletin için mi yaşadın, yoksa milletin üzerinden mi?