Tarih boyunca hak ile bâtılın mücadelesi hiç durmadı. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz manzara, sadece bir mücadele değil; aynı zamanda bir çelişkinin fotoğrafıdır: İslam, insanlığa rehberlik edecek kadar derin, kuşatıcı ve çağları aşan bir hakikat sunarken; Müslümanlar ne yazık ki bu hakikatin gerisinde kalmış, onun izzetini temsil etmekten uzaklaşmıştır.
Kur’an, daha ilk ayetlerinde insana “Oku!” diye seslenirken, aslında ilmi, tefekkürü ve hakikati merkeze koyuyordu. Yaratan Rabbinin adıyla oku emri, sadece bir okuma çağrısı değil; aynı zamanda bir medeniyet inşasının başlangıcıydı.
Kur’an’ın çizdiği insan modeli açıktır. Sizi vasat yani dengeli ve örnek bir ümmet kıldık buyruğu, Müslümanın nasıl bir şahsiyet olması gerektiğini ortaya koyar. Aşırılıklardan uzak, adaletli, hikmet sahibi ve örnek bir duruş… Fakat bugün ümmetin haline baktığımızda bu idealden ne kadar uzaklaşıldığını görmek acı vericidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) en hayırlınız insanlara faydalı olandır buyurur. Bugün ise Müslümanlar, sadece kendilerine bile fayda üretmekte zorlanan bir tablo çizmektedir. Üreten değil tüketen, yön veren değil yönlendirilen, ilim ihraç eden değil ithal eden bir ümmet görüntüsü ortaya çıkmıştır.
Oysa İslam, sadece bireysel ibadetlerden ibaret değildir. Hayatın tamamını kuşatan bir nizamdır. Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder ayeti, İslam’ın toplumsal düzen anlayışını özetler. Ancak bugün adaletin yerini zulüm, kardeşliğin yerini ayrılık, ilmin yerini cehalet almıştır. Müslümanlar arasındaki ihtilaflar, dış düşmanlardan daha yıkıcı hâle gelmiştir.
Resûlullah (s.a.v.) ümmetin bu hâlini asırlar öncesinden haber vermiştir. Milletler, yemek yiyenlerin sofraya üşüştüğü gibi sizin üzerinize üşüşecekler buyurmuş, sahabenin sayıca az mı olacağız sorusuna ise hayır, çok olacaksınız fakat selin üzerindeki köpük gibi olacaksınız cevabını vermiştir.
Bugün milyarlarca Müslüman var; ama etkisiz, dağınık ve yönsüz bir kitle hâlinde… İşte asıl problem burada yatıyor. Sayı çok, nitelik zayıf.
Kur’an bu durumu kalpleri vardır ama anlamazlar, gözleri vardır ama görmezler ifadesiyle anlatır. Yani mesele sadece görmek değil; idrak edebilmektir.
İslam’ın geride kalması söz konusu değildir. Çünkü o, Allah’ın dinidir ve her çağın üstündedir. Geride kalan bizleriz. Problemin kaynağı da çözümü de burada saklıdır.
Çözüm; yeniden Kur’an’a dönmek, Peygamber’in izini sürmek ve İslam’ı sadece söylemde değil, hayatın her alanında yaşamaktır. Çünkü bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.
Eğer bugün zillet içindeysek, bunun sebebi İslam değil; İslam’dan uzaklaşmış oluşumuzdur.
Son söz şudur:
İslam çağın çok ilerisindedir. Ama o çağın öncüsü olması gereken Müslümanlar, kendi dinlerinin gerisinde kalmıştır. Ayağa kalkmak istiyorsak, yeni bir din aramaya değil; unuttuğumuz hakikate geri dönmeye ihtiyacımız var.