Avrupa Parlamentosu tarafından 2015 yılında yayınlanan, “Trafficking in Human Organs’’ (İnsan Organ Ticareti) başlıklı raporda, organ ve doku ticareti yapan merkez ülkeler arasında İsrail’in de adı geçmektedir.

Filistin, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Sudan gibi savaş, yoksulluk ve istikrarsızlığın egemen olduğu Müslüman ülkeler, İsrail organ mafyasının faaliyet gösterdiği alanların başında yer almaktadır. İsrail Terör Devleti, dünyanın her yerinde, güçlü istihbarat ağı ve etkili lobisi sayesinde, organ ve doku kaçakçılığı yapabiliyor.

TRT World Research Centre araştırmacılarından Çağdaş Yüksel, Anadolu Ajansı için 2024 yılında kaleme aldığı analiz yazısında, bu konuyla ilgili önemli bilgiler vermiştir. (Anadolu Ajansı’nın internet adresi üzerinden bu yazıya ulaşabilirsiniz)

İsrail’e yönelik organ kaçakçılığı suçlamaları, 1980’li yılların başına kadar uzansa da küresel güçler, tüm delil ve tanıklara rağmen bu konuda sessiz kalmış adeta üç maymunu oynamıştır.

***

Tel Aviv’de yer alan Ebu Kabir Adli Tıp Enstitüsü’nün eski başkanlarından Dr. Yehuda Hiss, 2009 yılında yaptığı bir söyleşide, İsrail’in organ kaçakçılığı yaptığını itiraf ederek, şu açıklamayı yapmıştı: “Kornea toplamaya başladık. Yapılan her şey son derece gayriresmiydi. Ailelerden hiçbir izin istenmedi.”

Dr. Y. Hiss, sadece kornea değil deri, kemik, kalp, böbrek gibi hayati organların da İsrailli doktorlar tarafında alındığını, hatta korneası çalınan Filistinli cesetlerin göz kapakları, göz yuvalarına yapıştırılarak ailelerine teslim edildiğini, bu sayede kornea hırsızlığının anlaşılmasının önüne geçildiğini de söylemişti.

Dr. Hiss ayrıca, 2003 yılında bir İsrail buldozeri tarafından öldürülen ABD vatandaşı aktivist Rachel Corrie’ye ikinci bir otopsi yapıldığını ve Corrie’nin vücudundan çeşitli doku parçaları alındığını da açıklamıştı.

İsrail’in organ hırsızlığı yaptığını dile getiren isimlerden biri de Yahudi asıllı Doktor Meira Weiss’dir. 2002 yılında yayımladığı, “Ölü Bedenlerin Üzerinde” (Over Their Dead Bodies) isimli kitabında, İsrail’in ele geçirdiği Filistinlilerin organlarını çalarak büyük bir insanlık suçu işlediğini, cesurca dile getirmişti.

İsveç’te yayın yapan Aftonbladet gazetesinin 2009 yılında yayımladığı, İsrail’in organ ve doku hırsızlıklarını konu alan haberi, o dönem dünyada epey ses getirmiş; hatta haber sonrasında İsrail ve İsveç arasında siyasi bir kriz yaşanmıştı.

Tüm bunlara ek olarak; Avrupa ve Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2023 yılında hazırladığı raporda da İsrail’in ele geçirdiği yaralı Filistinlileri, önemli organ ve dokularını aldıktan sonra ölüme terk ettiği ve tutsaklara ait cesetlerin vücut bütünlüklerinin, bozulduğuna dair önemli deliller olduğu iddia edilmiştir.

***

Yahudilik inancında, diğer semavi dinlerde olduğu gibi ‘hayat kurtarma’ (pikuach nefesh) kutsal bir eylem olarak görülse de başta Ortodoks Yahudiler olmak üzere bazı inanç grupları, organ bağışını dinen sakıncalı görmektedir. Bu nedenle de İsrail’de organ bağışı oranları, Avrupa ülkelerine göre oldukça düşük seviyededir. Avrupa’da yıllık bağış oranları %30 seviyesindeyken, İsrail’de bu oran %14 civarında seyretmektedir.

Organ bağışı oranlarının düşük seviyede olmasına rağmen, İsrail’de yapılan nakil ameliyatlarının sayısı (yasadışı yapılan ameliyatları da dikkate almak gerekiyor), dünya ortalamasının oldukça üstündedir Bu orantısız korelasyon, İsrail’in başka ülkelerden organ ithal ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Uluslararası hiçbir hukuki yaptırımı dikkate almayan Siyonistler, “Ölü bedenlerin bütünlüğünün bozulması ve cesetlere saygısızlık yapılmasını’’ yasaklayan, 1949 tarihli IV. Cenevre Sözleşmesi ile organ kaçakçılığıyla mücadele etmeyi amaçlayan 2008 İstanbul Bildirgesi’ne de müdahil olmamıştır.

Tel Aviv, 2018 yılında ise ‘Filistinlilere ait cesetlerin, gerekli koşullar sağlanana kadar ailelerine verilmemesine’ izin veren bir yasa çıkartarak, skandal bir karara daha imza atmıştır.

Canilikte sınır tanımayan İsrail Parlamentosu şu an, Filistinlilere ait cesetlerin ailelerine verilmek yerine, özel yapılan mezarlıklara, isimleri belirtilmeden, numaralandırılarak defnedilmesini amaçlayan bir yasa üzerinde çalışıyor. Bu uygulama ile hayatını kaybeden Filistinlilerin tüm hatıraları ile İsrail’in işlediği suçlara ait deliller yok edilmek isteniyor.

Dünya kamuoyunun gözleri önünde, Filistin halkının sadece özgürlüğü ve istikbali değil organları da çalınıyor.

Afrika’dan tutun Güney Asya’ya, Ortadoğu’dan Güney Amerika’ya, hatta Orta Asya’ya kadar uzanan tüm mazlum coğrafyaların kanı/iliği, Evanjelist Siyonizm tarafından hunharca emilirken, bu tanımlanamaz kötülüğü, her fırsatta insan hakları havarisi kesilen Batılı ülkeler, sessiz bir şekilde seyrediyor.