Yazılarımı hazırlarken bazen istatistiklere başvurmaktayım. Zaman zaman bazı dostlar da istatistiklerin güvenilirliği hususunda eleştirilerini iletmekteler. Gerçekten güvenilirlik endişesi bir tarafa, ölüm kimi uzmanlara göre istatistiktir ama ya yüreğinin en derininde hissedene göre!

Geri bildirimleri dinleyince sadece istatistikler değil, acaba raporlar, köşe yazıları, kitaplar vs vs ile toplumun/insanın durumunu tam olarak anlayabilir miyiz endişesine kapılıyorum! Aklımda güvenilirlikle ilgili çok soru var. Örnek: Kitaplar güncel mi, yazarlar geniş ve doğru bir bakış açısına sahip mi?

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Memleket ahvalini onlara sor” dizelerini hatırlarım! Ahval; durumlar, hâller, vaziyetler, davranışlar, olaylar anlamına gelmektedir...

İnsanız işte! Ahvalimizi kime sormalıyız/öğrenmeliyiz diye meraklanıyorum!

Vatandaşız işte! “Memleket ahvalini kime sormalı nereden öğrenmeliyiz” diye dertleniyorum…

Bilim insanıyız işte! “Memleketin/insanların ahvalini kime sormalı” sorusu için kriterler arıyorum…

Türküler

Aklıma türküler geliyor… Türkülerde arayabiliriz insanların/memleketin ahvalini… Tam kitabın ortasından bakma için türkülere bakmalı… Bedri Rahmi Eyüboğlu ne güzel söylemiş:

“Ah bu türküler;

Dilimizin tuzu biberi

Memleket ahvalini onlara sor

Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i

Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…

Ben türkülerden aldım haberi…”

Bu yazıyı hazırlama çabasındayken radyodan Kahramanmaraş’ın sevilen türküsü “Maraş’tan bir haber geldi” söylenmeye başlıyor… İçim cız ediyor… Türkünü sözleri arasında “Doktor yarayı kesiyor…” da var. Of anam of… Sevenler bıçağı kendin de hissediyor… İnsanların sevdikleri için neler hissettiklerini bu türküden güzel hangi kitap anlatabilir…

Kitaplar

Türküleri dinleyince derin duygulara kapılmamak mümkün mü? “Ama soğukkanlı olmalıyım, rasyonel düşünmeliyim” diye kendi kendimi ikna ediyorum…

Nerede değerlerimiz deyince ahvalimizi açıklayamıyorum… Halimizi doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor…

Kütüphanemdeki kitaplara bakıyorum… Bir kitaba elimi atıyorum, Bilge insanın sözü aklıma geliyor. Bilge insan der ki “Sokağa çıkıp bakıyorum bende iyi insan/müslüman yok, eve gelip kitaba bakıyorum kendimi bulamıyorum…” Başlıyor teori-pratik tartışması beynimi kemirmeye…

Derin düşüncelere dalınca da aklım karışıyor… Kitaba bakıyorum ahvalimizi bulamıyorum… Ya onlar başka bir şey anlatıyor ya ben anlamıyorum…

Bilgeler/İrfan sahipleri

Eğitimi az olsa da anlayışı yüksek irfan sahibi insanlar aklıma geliyor… Merhum babamda (Halil İbrahim Güvenç) böyle bir insandı… “Evladım insanların ahvalini bizden öğrenin” derdi…”

Şöyle bir düşünüyorum galiba babam haklı… Neden mi? Bu insanlar samimiyetle, beklenti içine girmeden, teorik tartışmalara girmeden ahvali görüyorlar, hissediyorlar, söylüyorlar. Kendi emeği ile kendi yağında kavrulup yaşayıp gidiyorlar. Ya masa (makam/unvan) ya kasa (her türlü çıkar) peşinde olanlar!

Dinlediğim türkünün sözleri beni başka âlemlere götürüyor: Hastane koridorlarında deva arayanlar… Sıradan bir muayene olduğu için mutlu olan, basit bir ağrı kesiciyi eczaneden alıp evine dönerken deva bulmanın mutluluğu ile ayakları yerden kesilenler… Belki de sağlık sisteminin durumunu bunlara sormalı…

Sade vatandaşlara sormalı… Onlar duygularına kapılmadan, derin istatistiklere girmeden, bilimsel teorilerle insanın kafasını karıştırmadan görülmesi gereken yerleri görenleri (Püf noktalarını) sade şekilde anlatan insanlardır. Onlar hayatı doğrudan yaşayan, yüreğinde hisseden kimselerdir.

Hisseden, idrak sahibi sade düşünen irfan sahibi insanlara/ sade vatandaşa sormalı memleketin ahvalini.

Siz ne dersiniz, kime sormalı memleketin/insanların havalini?

Son söz: Arif olan anlar…