Şişli Belediyesi eski başkanı şimdinin milletvekili Mustafa Sarıgül’ü mesleğe başladığım günden bu yana tanıyorum. İlk tanışmamıza vesile olan mesele, İspanya'dan satın alınan CASA askerî nakliye uçaklarının alımı sırasında gündeme gelen rüşvet ve yolsuzluk tartışmalarıydı. O yıllarda kamuoyunda konuşulan bu dosyada, dönemin SHP Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün de adı geçiyordu. Belden aşağı iddialara girmeyeceğim. Orası ayrı bir rezaletler manzumesi. Biz şimdilik belden yukarıya, daha doğrusu paranın bulunduğu ceplere, servetlerin dolaştığı piyasalara ve borsanın elektrikli dünyasına bakalım.
Mustafa Sarıgül ile Altınbaş ailesinin adlarının aynı dosyada yeniden karşıma çıkması, benim de gazetecilik hafızamın tozlu raflarını karıştırmama neden oldu. Takvimleri 1980’li yılların sonuna çevirelim. O dönemde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ait diplomatik pasaport taşıdığı belirtilen eski bir bakanın Londra’daki havalimanında onlarca kilogram uyuşturucuyla yakalandığına ilişkin haberler yayımlanmıştı. O haberin ayrıntıları, kişinin kimliği, pasaportunun niteliği ve olayın adli sonucu elbette dönemin gazete arşivlerinden ayrıca incelenmesi gereken konular.
Yıllar sonra yaptığım araştırmalarda, aynı dönemlerde Altınbaş ailesinin KKTC’de kuyumculukla uğraştığına ilişkin bilgilere rastladım. Ailenin daha sonra Türkiye’ye gelerek Kapalıçarşı’da altın ticaretini geliştirmesi de bu geçmişin bir başka halkası. İki olay arasında kanıtlanmış bir bağlantı bulunduğunu söylemiyorum. Ancak gazetecinin hafızası bazen takvimin aynı sayfasında karşılaştığı olayları yan yana koyar. Benim yaptığım da bu. Tesadüfleri suç delili sayacak değiliz. Ama insan bazen tesadüflerin ne kadar kalabalık olduğuna şaşırıyor.
Altınbaş ailesinin Kapalıçarşı’da altın ticaretini geliştirdiği yıllarda, Mustafa Sarıgül’ün adı da Türkiye’yi sarsan CASA askerî nakliye uçakları dosyasındaki rüşvet tartışmalarıyla gündeme gelmişti. Sonraki yıllarda CASA uçaklarının karıştığı kazalarda çok sayıda askerimizin şehit olması ise milletimizin hafızasına kazınan ayrı acı bir hatıra olarak kaldı. Elbette bu kazaların nedenleriyle geçmişteki satın alma tartışmaları arasında teknik veya adli bir bağlantı bulunduğunu ayrıca ortaya koymak gerekir.
Yıllar geçti. Bir tarafta siyaset, diğer tarafta kuyumculuk, ticaret ve büyüyen sermaye… Ve bir gün yollar dünürlükte kesişti. Mustafa Sarıgül ile Altınbaş ailesi arasındaki akrabalık ilişkisi kamuoyunun gündemine geldi. Krallara layık bir düğün, görkemli törenler, gösterişli davetler… Ne de olsa bizim memlekette düğün yalnızca iki insanın evlenmesi değildir. Bazen servetin, nüfuzun ve toplumsal konumun da sahneye çıktığı büyük bir gösteridir.
Derken evlilik sona erdi. Bu kez basına yansıyan rakam, insanın yalnızca gözlerini değil, hesap makinesini de şaşırtacak büyüklükteydi:
Boşanma sürecinde 600 milyon Euroluk bir meblağın konuşulduğu ileri sürüldü. Ancak bu tutarın gerçekten ödendiğini gösteren kesinleşmiş bir mahkeme kararı veya banka kaydı elimizde bulunmuyor. Olayın basına yansıyan şahitleri dışında! Bizim alıştığımız boşanma haberlerinde çoğunlukla erkeğin kadına ödediği nafaka veya tazminat konuşulur. Burada ise damada uzanan astronomik bir servet hesabından söz ediliyor. Altı yüz milyon avro! İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu bir boşanma tazminatı mı, yoksa uluslararası bir şirketin bölünmesinden kaynaklanan hesaplaşma mı?
Derken Mustafa Sarıgül’ün adı etrafında yeni servet tartışmaları dolaşıma girdi. Beş milyar dolar nakit varlık bulunduğu yönündeki söylemler, gayrimenkuller, otel ve otopark ortaklıkları, çeşitli ticari ilişkiler ve hatta şüpheli ölümlerle bağlantı kurmaya çalışan anlatılar… Sarıgül'e ait kayıtdışı paraların İsviçre, Almanya, Avusturya ve KKTC arasında altın ve pırlanta yüklü uçaklarla taşınıp aklandığı haberleri de bazı gizli tanıkların anlamıyla bu haftanın gündemini oluşturdu. Bunların hiçbirini sırf kamuoyunda konuşuluyor diye doğrulanmış kabul edemeyiz. Bütün bu servet tartışmaları ne uğruna? Tabii ki anasının örekesine tükürdüğümün para uğruna!
Para tuhaf bir şeydir. Bazen kasada durur, bazen kuyumcu vitrininde altın olur. Bazen gayrimenkule dönüşür, bazen hisse senedi olarak el değiştirir. Bazen de öyle bir finansal yapının içine girer ki hangi kapıdan girdiğini, hangi kapıdan çıktığını anlamak için yalnızca hesap makinesi değil, ciddi bir mali araştırma gerekir. Hele işin içinde halka açık şirketler, büyük sermaye hareketleri ve enerji sektörü varsa yalnızca hisse fiyatları değil, sorular da birbiri peşisıra sorular ve şüphelerde artmaya başlar.
Şimdilerde ekonomi çevrelerinde derinden derine Sarıgül olayının Türkiye’nin en büyük enerji şirketlerinden birine sıçrayacağı hususu konuşuluyor. Bu söylentinin özü şu: Mustafa Sarıgül’e ait olduğu iddia edilen paraların bir kısmının, Borsa İstanbul’da işlem gören halka açık bir enerji şirketi üzerinden aklanmaya çalışıldığı artık gittikçe yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bu haberin peşinde ve izindeyim. Sözkonusu şirketin ismi bende mahfuz ancak derinlemesine araştırma yapmak, paranın hangi işlemler aracılığıyla hareket ettiğini araştırmak, gerçek faydalanıcıların kimler olduğu bulmak ve böyle bir finansal ilişkinin gerçekten bulunup bulunmadığını raporlamak adli makamların çalışma sahasına giriyor.
Ve işte burada insanın aklına ister istemez o meşhur SARI SARI LİRALAR geliyor. Sarı sarı liralar…
İstanbul sermayesi kulislerinde dolaşan iddialar araştırılmaya değer tarafı da burada. Bu şirketin arkasındaki para gerçekten kime ait? Hangi kaynaklardan geliyor? Hangi şirketler arasında dolaşıyor? Hisse senedi işlemlerinin ekonomik gerekçesi nedir? Görünen ortaklarla gerçek ekonomik faydalanıcılar aynı kişiler mi? Ve en önemlisi, bütün bu işlemler yürürlükteki sermaye piyasası mevzuatına uygun biçimde gerçekleştiriliyor mu?
Düşünsenize… Paralar AKSA; devran sessiz sessiz dönse… Paralar AKSA, hisse senetleri el değiştirse, şirketlerin piyasa değerleri yükselse… Birileri de bütün bu hareketliliğin arasında kaynağı açıklanamayan paraları dolaşıma sokmaya kalkışsa… Ne güzel dünya olurdu, değil mi?
Tabii burada bir kelime oyunundan söz ediyoruz. Herhangi bir enerji şirketinin suç işlediğini gösteren bir tespitten değil. Fakat mizahın da bir görevi var. Bazen en ciddi soruyu en beklenmedik yerden sormak.
Şimdi soruyorum: Kulislerde sözü edilen enerji şirketi hangisi? Bu şirkette son yıllarda dikkat çekici ortaklık değişiklikleri yaşandı mı? Büyük pay devirlerinin finansmanı nasıl sağlandı? İlgili şirket ve şahıs arasında olağan ticari faaliyetlerle açıklanabilecek ilişkiler mi var, yoksa açıklama gerektiren sıra dışı para hareketleri mi bulunuyor? Aynı gerçek kişilere veya holding şirketlerine uzanan ekonomik bağlantılar mevcut mu?
Elbette hamiline yazılı payların bulunması tek başına usulsüzlük kanıtı değildir. Üstelik bu payların devri ve hak sahipliğinin ileri sürülmesi, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde belirli bildirim ve kayıt koşullarına tabidir. Borsada bir hissenin değer kazanması da kendiliğinden manipülasyon veya kara para aklama anlamına gelmez.
Şimdi yeniden elektriğe dönelim. Elektrik üretmek için yakıt, su, rüzgâr veya güneş gerekir. Enerji şirketlerinin faaliyetlerini sürdürmesi içinse sermaye, yatırım ve finansman gerekir. Peki o sermaye nereden gelecek? Öz kaynaklardan mı? Sermaye artırımlarından mı? Yeni yatırımcıların pay alımlarından mı? Başka şirketlerden aktarılan kaynaklardan mı? Yoksa ekonomik ve hukuki niteliği ayrıca açıklığa kavuşturulması gereken finansman ilişkilerinden mi?
Meselemiz, Mustafa Sarıgül'e ait olduğu ileri sürülen paranın halka açık holding enerji şirketi üzerinden aklanmaya çalışıldığı yönündeki konuşmaların gerçek olup olmadığını ortaya çıkarmak.
Bu araştırma yalnızca bir siyasetçinin şahsıyla sınırlı değildir. Eğer böyle bir finansal ilişki varsa, hangi işlemler aracılığıyla kurulduğunu anlamak gerekir. Yoksa da bunu ortaya koymak gerekir. Çünkü gazetecilik yalnızca bir suçun varlığını göstermek değildir. Bazen ortalıkta dolaşan ağır bir suçlamanın dayanaksız olduğunu göstermek de gazeteciliktir. Bunun için bütün tarafların açıklamalarını dinlemek, kamuya açık belgeleri incelemek ve elde edilen bilgileri karşılaştırmak gerekir.
Mustafa Sarıgül'ün bu konuda söyleyecekleri varsa dinlemeye hazırız. Adı araştırma kapsamında gündeme gelebilecek enerji şirketinin açıklamalarına da aynı şekilde yer vereceğiz. Hiçbir halka açık enerji şirketini, yalnızca sektör içinde faaliyet gösterdiği veya bir kelime oyununa konu olduğu için suçlu ilan etmeyeceğiz. Ama ciddi bir ihbar varsa da dosyayı kapatıp çekmeceye kaldırmayacağız.
Ve unutmayalım: Elektriğin kaçağı sayaçta, paranın kaçağı hesapta aranır. Birincisini teknik denetimler ortaya çıkarır. İkincisini ise gerektiğinde mali istihbarat birimleri, sermaye piyasası denetçileri, savcılar ve bağımsız gazeteciler araştırmalı.
Fazla söze ne gerek Sarıgül hakkında sadece kendi öz evladının anlattıkları bile yenilir yutulur cinsten değil.
Bunları görüp duydukça “AKSA AKSA NE AKSA, PARALAR SARIGÜL'E AKSA” demekten kendimizi alamıyoruz.

Ama bu akarın dibine kadar inilmeli
Şimdi bu yazıyı yazdık diye inşallah elektriğimiz kesilmez zira JENERATÖRÜMÜZ YOK.

Kulislerde sözü edilen finansal birliktelikler gerçekten gerçekleşti mi? Gerçekleştiyse hangi şirket ile, hangi tarihlerde ve hangi kaynaklarla gerçekleştirildi? Bu işlemlerin mevzuata uygunluğuna ilişkin kamuya açık belgeler neler söylüyor? Bütün bu soruların cevaplarını bekliyoruz.