İsmet İnönü, Erkânıharbiye talebeliği zamânından beri can dostu ve Dâvâ arkadaşı olduğu Ali Fuad Erden’e olduğu gibi, vefâtından sonra onun âilesine de vefâ gösterdi… Buradaki resim, Aylâ Ökmen / Lâçin Ökmen çiftinin düğününden bir intibâdır… “Resimde, (soldan sağa) Mevhibe İnönü, Aylâ Erden, İsmet İnönü ve Lâçin Ökmen görülüyor.” (Hürriyet, 10.5.1963, s. 1; https://istanbulansiklopedisi.org/handle/rek/15533; 7.8.2026)
***
“Biraz sonra, İsmet Paşayı, başka bir hanımla konuşuyor gördüm. Demin kendisine sorduğum zat:
‘- İşte aradığınız Türk hanımı’ dedi. ‘İzmirlidir. Amerikan mektebinde okumuştur. Birkaç dil bilir.’
“Ciddî ve vakur olan bu Türk hanımı, İsmet Paşa ile, Fransız hanımı kadar rahat ve kolay konuşuyordu.
“Bir hafta sonra başka bir suvare. Gece yarısı souper. [Fransızca “souper : supe”, gece yarısı yemeği.] Yemek masasında on iki davetli var. Ben İzmirli iki Türk hanımı arasındayım. Pembe sünbüllerle süslenmiş sofraya otururken, İsmet Paşa, beni onlara takdim etti.
“Solumda oturan hanım, geçen hafta, İsmet Paşa ile konuşandı. Yemekte görüştük. Zeki olduğu, iyi terbiye ve tahsil gördüğü anlaşılıyordu.
“Souper bir saat sürdü. Yemeğin sonunda, bu hanımı kâfi derecede tanımıştım ve kendisiyle hayat birliği yapmak arzusunda ve kararında idim.”
Müteâk̆iben, 1927’de, Ali Fuad Bey ile Bedia Hanım nişanlanıyorlar. İnönü, Ali Fuad kardeşine yazdığı 18 Ağustos 1927 târihli mektubda, ona, nişan devresini uzatmamayı, bir ân evvel düğünü yapmayı tavsıye ediyor. Çift, 1928 Haziran’ında dünyâ evine girince de, aşağıdaki tebrîk mektubunu gönderiyor:
“Ankara, 16 haziran 1928
“Kardeşim Paşacığım,
“Kurduğunuz ailenin size ve pek muhterem Bedia Hanımefendiye saadetler getirmesini; bu güzel, asîl, yüksek ailenin, memleketimizin esaslı bir temeli olmasını temenni ederim.
“Cemiyetinizde bulunmak arzusu bende hakikaten şiddetli idi. Fakat cemiyetin tahakkuk etmesi, her mahrumiyeti telâfi eden başlı başına bir teselli ve saadet âmilidir.
“Gözlerinden öperim. Pek muhterem Bedia Fuad Hanımefendiye hürmetlerimin takdimini rica ederim kardeşim.
“İsmet.” (Erden, İsmet İnönü 1952: 188-190)
Ali Fuad Erden’in neşriyâtı
Ali Fuad Erden, genç yaşından îtibâren velûd bir harb târihi müellifi oldu. Rûmî 1321 / Mîlâdî 1905'de, Osman Senâî ile müştereken, beş cildlik bir resimli Rus-Japon Harbi târihi neşretti: Musavver 1904-1905 Rus-Japon Seferi: Îlân-ı Harbden Muâhede-i Sulhiyeye Kadar Güzerân Vukuât-ı Harbiyeyi Kâfî Tafsîlâtı Câmîdir, İstanbul: Kitabhâne-i İslâm ve Askerî, Tüccarzâde İbrâhim Hilmî, resimli, haritalı, 21 cm, 1604 s. (Osman Senâî: sonradan Erk̃ânıhar̃b Miralayı Erdemgil; 1872 – 1944… Yine pek vel̃ûd bir müellif ve mütercim… Kitablarından birisi, 1933'te, Kemalist Rejimin onuncu seneidevriyesi münâsebetiyle neşrettiği Ebedî Cumhuriyetimizin Büyük Bayramı Şerefine; Bugünün Gençlerine'dir…)
Bunu bir başka hacimli eseri tâk̆îb etti: 1293 Osmanlı-Rus Seferi, Dersaâdet: Tüccarzâde İbrâhim Hilmî, Rûmî 1326 / Mîlâdî 1910, 3 cild, 25 cm, 960 s., resimli, haritalı.
(https://www.modamuzayede.com/urun/326566/kitap-ismet-inonu-ali; 2.10.2018)
Ali Fuad Erden’in İsmet İnönü kitabının (İstanbul: Burhanettin Erenler Matb., 1952, 246 s. + Resimler) bu nüshası, kendisi tarafından imzâlanmıştır: “Sayın Bay Yekta Ragıb Önen’e Takdim”…
***
Erden, bu pek hacimli eserlerine, bilâhare başka çalışmalar ilâve etmiştir:
- Pâris'ten Tih Sahrası'na, İstanbul: Akşam Matbaası, R. 1336 / M. 1920, 22 cm, 103 s. (2. baskısı: Ankara: Ulus Basımevi, 1949, 20 cm, 183 s., resimli, haritalı);
- Süleyman Paşa Ordusunun Balkan'daki Harekâtı, İstanbul: Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Tâlim ve Terbiye Dâiresi, R. 1340 / M. 1924, 26 cm, 107 s.;
- Fransızca: La Question des Détroits: ses origines, son évolution, sa solution à la Conférence de Lausanne, Paris: Éditions et Publications, 1928, 24 cm, 191 p.;
- Atatürk, İstanbul: Burhanettin Erenler Matbaası, 1952, 20 cm, 140 s., resimli;
- İsmet İnönü, İstanbul: Burhanettin Erenler Matbaası, 1952, 20 cm, 246 s., resimli;
- Birinci Dünya Harbinde Suriye Hâtıraları, İstanbul: Halk Matbaası, 1954, 20 cm, 282 s., resimli, haritalı…
Ali Fuad Erden’in dünyâ görüşünün özü: Kemâlperestlik
Hakkında buraya kadar verdiğimiz mevsûk îzâhattan Ali Fuad Erden’in nasıl bir dünyâ görüşüne sâhib olduğu az-çok anlaşılmış olsa gerekdir. Biraz aşağıda, Erden’in İnönü’yle berâber fikrî çalışma ve ihtilâlci faâliyetlerinden bahsederken, hayâtına istikâmet veren dünyâ görüşü daha iyi tebellür edecekdir. Evvelâ, onun Kemâlperestliğine dikkat çekmek istiyoruz. Yânî Sabataî Cemâatinin bu müşterek vasfına…
Orgeneral Ali Fuad Erden, bekleneceği üzere, Mustafa Kemâl'i mâbûd derecesine yükselten fanatik bir Kemalistti. Onlar, Sabetay Sevi yerine artık Mustafa Kemâl'i ikâme etmiş bulunuyor ve kendileriyle berâber bütün Anadolu Milletini de ona taptırmak dâvâsı güdüyorlar…
Erden, 1952 senesinde, İsmet İnönü kitabına muvâzî olarak, bir de Atatürk isimli bir kitab neşretmişti (İstanbul: Burhanettin Erenler Matb., 20 cm, 140 s., resimli). Vefâtından (12 Mayıs 1957) altı ay kadar evvel, Ekim 1956'da, Târih Kurumu'nun Belleten mecmûasında, bu def'a “Mustafa Kemal Atatürk” başlığıyle hamâsî bir makâle neşretti (cild XX, sayı: 80, Ekim 1956, ss. 539-548). (Zâten, kitabı da aynı mâhiyetteydi…)
Makâlesi, Münâfıkça tezâdlarla dolu… Bir taraftan, makalesinin başında üç tâne Hadîs de naklederek Müslümanlığa değer verir gibi görünüyor, dîğer taraftan Müslümanlığın “kader” akîdesini ink̃âr ediyor… Naklettiği Hadîslerin Demokrasinin temelini teşkîl ettiğini ileri sürerek Demokrasiye sâhib çıkıyor, fakat totaliter bir ideoloji olan Kemalizmin Demokrasiye zıdd olduğunu görmezlikten geliyor… Kezâ, İslâmla Kemalizmin aslâ uzlaşamıyacağını bile bile, Kemalizmin o devirdeki yeni stratejisine muvâfık olarak, İsl̃âmı Kemalizme payanda yapmıya çalışıyor… Bu meyânda târihî hak̆îkatleri tahrîf ediyor ve müsbet ilimlerden, târih felsefesinden nasîblenmemiş bir tavırla, İstik̆l̃âl̃ Harbi’nin bütün muvaffak̆iyetini “Tek Adam”a mâl̃ ediyor…
Ve o “Tek Adam”ı tebcîl, tebcîl, tebcîl! Arz-ı ubûdiyet derecesinde tebcîl! Bitmez tükenmez hamd-ü-senâlar:
“Mustafa Kemal, taçlılar gibi ecdadından gelmedi. Atatürk'ün ecdadı kendinden başlar. O, alelâde mânasiyle asîl değildir; asıldır… […]
“Gerçekten Mustafa Kemal şef mizacı ve liderlik dehasiyle doğmuştu… O, çok cepheli bir dehadır… Önce askerî deha. Sonra siyasî deha. İnkılâpçı deha. Kurucu ve ıslahatçı deha. Mesut ve mümtaz özellik. Atatürk'ün dehası, eşsiz sağ duyusu ile aynı miktarda ve aynı irtifada idi ve daima onunla beraber yürürdü…” (Erden, “Mustafa Kemal Atatürk” Ekim 1956)
Müellifimiz bir tapınış vecdiyle kendini kaybediyor ve Türk Milletinin bin sene sonrası için dahi kehânette bulunmıya cür'et ediyor:
“Atatürk'ün eserleri, mânevî varlığı ile beraber yaşıyor ve ilelebet yaşıyacaktır. Türk gençliği Atatürk'ün izinde ve çığrında yürüyor. Bin yıl sonra, torunlarımızın torunları da onun yolunda yürüyeceklerdir.
Mustafa Kemâl'in sol tarafında, yanı başındaki kumandan, onun (ve İnönü'nün) Harbiye'den beri arkadaşı, Harb Akademisi Kumandanı Korgeneral Ali Fuad Erden'dir…
***