Geçtiğimiz hafta, Allahü Teâlâ’nın varlığını ispat eden “Fıtrat Delili”ni ele almıştık. Bu hafta ise, “Sanat Delili”ni incelemeye çalışacağız inşâallahü teâlâ.
“Sanat Delili” kısaca şudur: Kâinattaki varlıkların yaratılışında hayranlık uyandıran bir sanat, bir güzellik ve bir incelik vardır. Bu eşsiz sanat; kendi kendine meydana gelmiş olamaz. Çünkü sanat sanatkârı; gösterir. Dolayısıyla kâinattaki bu eşsiz sanat; sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir “Sâni” (sanatkârı) gösterir. O da Allahü Teâlâdır. “Sanat Delili”nin mantıkî açılımı ise, şöyledir:
1) Kâinatta, muazzam bir sanat sergilenmektedir: Gökyüzündeki yıldızlardan çiçeklere, kelebeklerden kuşlara, deniz canlılarından insanın şekline kadar her tarafta farklı bir sanat ve incelik sergilenmektedir. Bu durum, kâinattaki varlıkların sıradan birer yığın değil; büyük bir “Sâni” tarafından sanatla işlenmiş harika birer eser olduğunu ortaya koymaktadır.
2) Sanat, varlıkların en ince ayrıntılarında da vardır: Bir çiçeğin renk ve kokusu, bir kuşun tüyleri, bir arının küçücük bedenindeki incelikler ve insan gözünün muazzam yapısı; “Sâni-i hakîm”in sanatını her yerde tecelli ettirdiğini ortaya koymaktadır.
3) Her varlık, kendine mahsus bir estetik özellik taşımaktadır: Çiçekler farklı renk ve kokulara; kuşlar farklı şekil ve seslere; kelebekler farklı desenlere sahiptir. İnsanlar da yüzleri, sesleri ve parmak izleri bakımından birbirlerinden farklı ve biriciktirler. İşte bu sınırsız estetik çeşitlilik, sonsuz kudret sahibi bir “Sâni”in varlığını haykırmaktadır.
4) Sanat, sanatkârını gösterir: Bir tabloya baktığımızda ressamını, güzel bir yazıya baktığımızda hattatını ararız. Çünkü eserde görülen sanat, onu meydana getiren sanatkârı hatırlatır. Öyleyse bütün kâinatı dolduran bu eşsiz sanat da, “Sâni”ini gösterir.
5) Kâinattaki güzellikler, tesadüfle açıklanamaz: Tesadüf; güzelliği seçen, ölçüyü belirleyen ve estetik bir eser meydana getiren şuurlu bir varlık değildir. Dolayısıyla kâinattaki sayısız güzelliğin, kör ve şuursuz tesadüflerle açıklanması asla mümkün değildir.
6) Maddî sebepler de, kâinattaki sanatın sahibi olamaz: Bir çiçeğin yetişmesinde toprak, su, hava ve güneş gibi unsurların etkisi vardır. Fakat bunların hiçbiri çiçeğin rengini, kokusunu veya yapraklarının şeklini belirleyemez.
7) Sanattaki güzellik, Sâni‘in azamet ve kemaline işaret eder: Basit bir insan eseri bile, onu yapan kişinin sanatkârlığını gösteriyorsa, bütün kâinatı kuşatan eşsiz güzellikler de onları yaratan “Sâni”in sonsuz kemaline işaret eder. Evet her bir varlık, âdeta kendi lisan-ı hâliyle; “beni yaratan bir Sâni‘ vardır,” demektedir.
8) İşte O Sâni‘, Allahü Teâlâ’dır: Kâinatta görülen bütün güzellikler, O’nun ilim, irade ve kudretinin eseridir. Her çiçek, her canlı ve her insan; kendisine verilen eşsiz sanatla “Sâni”inin varlığına ve kudretine şahitlik etmektedir. Dolayısıyla “Sanat Delili”, Allahü Teâlâ’nın varlığını ortaya koyan önemli bir aklî delildir.
“Sanat Delili;” sadece dinî bir kabule dayanan bir delil değildir. O, aynı zamanda akl-ı selîmin de kolaylıkla anlayıp kavrayabileceği yüce bir hakikattir. Zira kâinatın her tarafında görülen sanat, güzellik ve incelik, bir sanatkârı gerekli kılar. Nasıl ki güzel bir tablo ressamını, zarif bir nakış nakkaşını gösteriyorsa; kâinatın her tarafında müşahade edilen sayısız güzellik de kendi “Sâni”ini haykırmaktadır.
Âyet-i kerimelerde buyuruldu ki:
“O, yarattığı her şeyi güzel yapan ve insanı yaratmaya çamurdan başlayandır.” (Secde 7)
“O Allah ki, yaratandır, kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler O’nundur.” (Haşr 24)
“Andolsun ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn 4)
“O’nun varlığının delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, ayrıca dillerinizin ve renklerinizin farklı farklı olmasıdır. Bilgi sahibi olanlar için bunda elbette kesin deliller vardır.” (Rum 22)
“Gökleri, yeri ve bunların içinde çoğaltıp yaydığı bütün canlı varlıkları yaratması, O’nun varlığını ve kudretini gösteren delillerden biridir. Allah’ın, dilediği anda hepsini huzurunda toplamaya da gücü yeter.” (Şura 29)
(Devamı haftaya…)