Halkının özgürlüğü için hayatı boyunca büyük bir mücadele vermiş olan Osman İslamoğlu, bilinen adıyla Osman Batur Han, 29 Nisan 1951 tarihinde, Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından işkence edilerek şehit edilmiştir.
Bu yıl, şehadetinin 75. yıl dönümü olan Osman Batur Han; izzet sahibi, özgürlüğüne meftun, kahraman bir savaşçı olarak Doğu Türkistan Türklerine, her daim özgürlük umudu olmuş, bu uğurda canı pahasına mücadele etmiştir.
1899 yılında, Altaylarda bulunan Koktokay’da doğan Osman Batur Han, aslen Kazak Türkü olup göçebe Kazak kültürü ile büyümüştür. Dini eğitimin yanı sıra askeri eğitim de alan Osman Batur, gerilla savaş tekniklerini Kazak komutan Şehit Böke Batur’dan öğrenmiştir.

Altay Kartalı olarak da bilinen Osman Batur, Çinlilerin 1940 yılında Sarıtogay’daki Akit Hacı Camii’ne yaptığı saldırı sonrasında düzenlenen protesto eylemlerine katılmıştır. Çin idaresi, protestoların kitlesel bir direniş hareketine dönüşmesinden çekindiği için Türklere ait silahların toplatılması yönünde bir karar almıştır. Osman Batur, Çin’in aldığı bu karara şiddetle karşı çıkmış ve babası İslam Bey’e tarihe geçecek şu sözü söylemiştir: “Bugün silâh veren yarın canını da verir, istiyorlarsa gelip alsınlar.”
Türkistan coğrafyası, tarih boyunca sadece Çinlilerin değil Rusların da zulmüne şahit olmuştur. Nitekim Urumçi yönetiminin, 1940 yılında Türk topraklarında Rusya’ya maden arama izni vermesi, bölgede büyük bir kaosa ve isyana neden olmuştur. Osman Batur Han, milli varlıkların başka ülkelere peşkeş çekilmesine şiddetle karşı çıkmış ve savaşçılarına bölgedeki Rus askerlerini öldürün talimatı vermiştir.
Bu gelişme, Osman Batur Han’ı Doğu Türkistan Milli İsyanının doğal lideri konumuna getirmiştir. Kazak komutanın önderliğinde yayılan isyan ateşi, Çin ve Rusya’yı çok zor durumda bırakmıştı. Öyle ki Altay bölgesi, 1943 yılında Çin baskısından büyük oranda kurtulmuştu. Osman Batur’a da elde ettiği askeri başarılar nedeniyle “Hür Altay Teşkilat Divanı” tarafından ‘Han’ rütbesi verilmiştir.
Osman Batur Han, 1945-1947 yılları arasında 3 vilayetten müteşekkil olan Doğu Türkistan hükümetinde, askeri ve mülki amir olarak görev yaptıktan sonra 1947-1949 yılları arasında ise Doğu Türkistan Cumhuriyeti koalisyon hükümetinin asli üyeleri arasında yer almıştır.
Doğu Türkistan’da tüm bu gelişmeler yaşanırken Çin Komünist Partisi (ÇKP), savaşın kaderini değiştirecek kritik bir karara imza attı. ÇKP, bölgede kontrolü kaybetmemek için asker sevkiyatını artırma kararı aldı. Yeni gelen askerlerin katılımıyla Çin birlikleri, sayıca Doğu Türkistan milislerinden yaklaşık on kat daha fazla olmasına rağmen Türk mücahitler, uzun bir süre Kızıllara karşı direnmeyi başarıyla sürdürdü. Lakin Çin ordusunun asker sayısının fazlalığı ve sahip olduğu mühimmatın daha gelişmiş olması nedeniyle Doğu Türkistan direnişi zamanla kan kaybetmeye başladı.

Nitekim 1951 yılında yapılan bir baskın sırasında birçok Uygur kadını ve kızı, Çinlilere esir düştü. Esirler arasında Osman Batur’un kızı Azapay da vardı. Altay Kartalı, esirleri kurtarabilmek için 200 kişilik küçük bir birlikle Çin kuvvetlerine hücum etti. Osman Batur Han ve arkadaşlarının ölümüne mücadele ettiği bu saldırıda, ne yazık ki Türkler muvaffak olamadı. Birçok askerini kaybeden Osman Batur, 17-18 Şubat 1951 tarihinde Kanambal Dağ’ında, Çin’in 8. Kızılalay Birliği tarafından esir alındı.
Çinli askerler, Osman Batur’u küçük düşürmek için ellerine ve ayaklarına pranga vurup sokak sokak gezdirdiler. Büyük komutana kan donduran işkenceler yaparak direniş hakkında bilgi almak isteyen Çinli komutanlar, onun ağzından tek bir kelime bile alamadılar. Her türlü işkenceye, büyük bir direnç ve metanet gösteren Kazakların bozkır kokulu yiğit evladı, düşmanını çaresiz bırakan muvahhid duruşuyla esir de olsa asla teslim alınamayacağını işgalcilere göstermiş oldu. Bu soylu direniş karşısında, pes etmek zorunda kalan Çinliler, Osman Batur’un kulaklarını ve kollarını kesip Urumçi’de kurşuna dizdiler.
Altay Kartalı, 52 yıllık ömrünü cenk ve şehadet uğruna harcayarak, Doğu Türkistan istiklâl mücadelesinin önder isimleri arasında yer almıştır. Sadece kendisi değil, kardeşleri ve evlatları da bu kutlu mücadelede şehit düşmüşlerdir.
Yüce Allah, İslam’ın Kazak Sancaktarı Osman Batur Han’ın, gelecek nesillere her daim örnek olacak şehadetini makbul eylesin.