Türkiye ekonomisi 2026 ortasında bir çifte kıskaç içindedir: Bankaların fiilen uyguladığı TL ticari kredi faizi yüzde 51,7 ile politika faizinin (%37) yaklaşık 15 puan üzerindeyken, nominal kur artışının yüzde 32,11'lik enflasyonun belirgin altında kalması Türk lirasını reel olarak değerlendirmekte ve ihracatçının rekabet gücünü son on bir–on iki yılın en zayıf düzeyine geriletmektedir.

Bu tabloya verilen refleks yanıt olan kuru artırmak, hem 2021–2023 deneyiminin hem de emsal ülke örneklerinin gösterdiği gibi, kazanımı birkaç çeyrekte enflasyona geri ödeten geçici bir rahatlamadır.

Bu makale bilinçli olarak farklı bir soruyu yanıtlamaktadır: Kur hiç artırılmadan, dezenflasyon çıpası korunarak rekabet gücü ve üretim nasıl onarılabilir?

Bu yazıda önereceğimiz çözümler bütünü, beş sütuna oturmaktadır: (1) Politika faizine dokunmadan fiili faizleri düşüren makas daraltması; (2) piyasa faizi ile üretken kesim arasına köprü kuran hedefli finansman ve garanti mimarisi; (3) dezenflasyonun yükünü faizden alıp paylaştıran maliye ve gelirler politikası; (4) enerji, vergi-prim ve lojistik kalemlerinde kur dışı maliyet indirimi; (5) rekabet gücünü fiyattan değil verimlilikten kazanan yapısal dönüşüm. Burada amaç; fiili kredi faizini kısa vadede 8–12 puan indirebilecek, dolar bazlı maliyet artışını frenleyebilecek ve ihracatçının kıskacını enflasyon oluşturmadan gevşetebilecek araçlardan oluşmaktadır.

Sorunun Doğru Okunması

İhracatçı cephesinden yükselen 'kur yetersiz veya düşük' şikâyeti, belirtiyi doğru, teşhisi eksik bir tespit durumdur. Bu söylemi ortaya çıkaran kaynak, rekabet gücünün düşmesidir.

Rekabet gücünün kur artış beklentisi yerine daha sürdürebilir yöntemler üzerinde çalışmaktan ve uygulamaktan geçmektedir.

Rekabet gücü kaybının görünürdeki nedeni kurun yavaş artması; gerçek nedeni, iç maliyetlerin — ücret, ara malı, enerji, finansman — enflasyon ve düzenleme kaynaklı olarak dolar bazında emsallerden hızlı şişmesidir.

2026'nın ilk çeyreğinde dolar bazlı birim işgücü maliyeti Türkiye'de yüzde 8,5 artarken rakip ülkelerde yüzde 2,1'de kalmış; Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi 87,3 ile yakın tarihin dibini görmüştür.

Buna, TCMB verileriyle yüzde 51,7'ye ulaşan fiili ticari kredi faizi, yüzde 32 enflasyona 15–20 puanlık reel borçlanma maliyeti eklenmektedir.

Döviz Kuru bu iki sorunun da nedeni değil, aynasıdır. Dolayısıyla “Aynayı Büyütmek” görüntüyü düzeltmeyecektir; zira güçlü enflasyon kontrolü olmadan yapılacak her kur ayarlaması yalnızca geçici rahatlama sağlayacaktır.

Bu makale, bu nedenle, çözümü bilinçli olarak kurun artması dışındaki çözümler üzerinde aramakta ve değerlendirmektedir.

Gösterge

Değer

Dönem

TCMB politika faizi

%37,0

Temmuz 2026

TL ticari kredi faizi (fiili, ağırlıklı ort.)

%51,7

24 Temmuz 2026

TL mevduat faizi (3 aya kadar, ağırlıklı ort.)

%47,8

24 Temmuz 2026

Yıllık TÜFE

%32,11

Haziran 2026

USD/TRY

≈46,6–46,8

Temmuz 2026

Aylık dış ticaret açığı

10,4 milyar $ (+%26,2)

Haziran 2026

Yıllıklandırılmış cari açık

≈37,0 milyar $

Nisan 2026

TÜSİAD Rekabet Gücü Endeksi

87,3 (−%1,7)

2026 Ç1

Birim işgücü maliyeti artışı ($, Türkiye / rakipler)

%8,5 / %2,1

2026 Ç1

Tablo 1. Teşhis özeti — Türkiye, 2026 ortası. Kaynaklar: TCMB (EVDS), TÜİK, TÜSİAD.

Neden Kur Artışı Çözüm Değil?

Kısaca şu unsurları kayda geçirmek gerekir.

Birincisi, geçişkenlik: Türkiye'de kur artışının enflasyona geçişi ampirik olarak yüzde 25–35 aralığındadır; yüzde 20'lik bir nominal ayarlama, 6–12 ay içinde 5–7 puan ek enflasyon üretir ve reel kur kazanımının büyük bölümünü geri alır.

İkincisi, bilanço kanalı: Reel sektörün döviz borcu ve ithal girdi bağımlılığı, kur şokunu maliyet şokuna çevirir; ihracatçının kendisi de girdisinin önemli bölümünü dövizle almaktadır.

Üçüncüsü, güven kanalı: Üç yıllık dezenflasyon programının çıpası olan kur istikrarından sapma, ters dolarizasyonu durdurur, risk primini yükseltir ve faiz indirim alanını yok eder.

Nitekim; 2021–2023 deneyimi bu üç kanalın ders kitabı uygulaması mahiyetindedir: Rekabetçi kur denemesi, iki yılda yüzde 85 enflasyon ve daha da değerli bir reel kurla sonuçlanmıştır. Ve maalesef Türkiye’ye çok pahalıya mal olmuştur.

Şu hâlde soru, 'kur ne kadar artmalı' değil; 'kur sabit veya öngörülebilirken üreticinin maliyet ve finansman tablosu nasıl onarılır' olmalıdır.

Bunun beş sütunlu bir yanıtı ve çözümü vardır.

Birinci Sütun: Makası Daraltmak — Faize Dokunmadan Faiz İndirimi

Türkiye'nin elindeki en büyük ve en az konuşulan politika alanı, politika faizi ile fiili kredi faizi arasındaki 15 puanlık makastır.

Emsal ülkelerde bu makas 3–8 puandır; Türkiye'de farkı ortaya çıkaran, büyük ölçüde uygulanan düzenleme setidir.

Makasın daraltılması, politika faizi ve kur çıpası sabit veya TL değerliyken reel kesime 7–10 puanlık fiili faiz indirimi sağlayabilir dezenflasyon sürecine dokunmayan, mevduat cazibesini bozmayan bir gevşeme.

Kredi tavanlarının selektif gevşetilmesi: Aylık kredi büyüme sınırları, tüketici kredisinde korunurken ihracat, yatırım ve işletme sermayesi kredilerinde kademeli genişletilmelidir. Miktar kısıtının sebep olduğu fiyat primi en hızlı bu kanaldan çözülebilir. Bu yaklaşım tüketim talebini kısıtlı kılacağı için enflasyonist etkisini sınırlı bırakacaktır.

KKDF ve BSMV'nin üretim ve işletme kredilerinde sıfırlanması: Bu iki kesinti, ilan edilen faizin üzerine 3–8 puan bindirmektedir. Üretim, yatırım, ticari ve ihracat kredilerinde sıfırlanmaları, bütçeye maliyeti görece düşük; etkisi, uygulamada anında bir “vergisel faiz indirimi” sonucunu doğuracaktır.

Liralaşma ve zorunlu karşılık setinin sadeleştirilmesi: Bankaları politika faizinin üzerinde mevduat faizi vermeye zorlayan karmaşık kural seti, fonlama maliyetini ve dolayısıyla kredi oranlarını şişirmektedir. Hedefe hizmet etmeyen katmanların ayıklanması, mevduat-kredi makasını normalleştirme sonucuna hizmet edecektir.

Öngörülebilirlik: TCMB'nin makas hedefini — 'politika faizi + azami 5–8 puan' — açıkça iletişim ve etkileşim etmesi, bankaların fiyatlamasındaki belirsizlik primini sökeceği gibi olumsuz ticari ve sınai psikolojiyi de iyileştirecektir.

İkinci Sütun: Hedefli Finansman ve Garanti Mimarisi

Makas daralana kadar ve daraldıktan sonra da piyasa faizi ile üretken kesim arasına seçici köprüler kurulması gerekmektedir.

Buradaki ilke, genel ucuz kredi değil — ki 2021–2022'de denenmiş ve varlık fiyatlarıyla kuru şişirmiştir — performansa bağlı, hedefli ve denetlenebilir finansmandır.

Reeskont ve YTAK'ın (Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi) Ölçeklenmesi: İhracat taahhüdüne bağlı reeskont kredileri ile Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi limitleri, sanayi yatırımı ve net döviz kazandırıcı faaliyetlere odaklanarak genişletilmeli; faiz, politika faizinin belirgin altında tutulmalıdır. Bu araçlar karşılığında döviz getirisi ürettiği için enflasyonist değildir.

Eximbank'ın sermayelendirilmesi: Eximbank'ın kredi kapasitesi ve ülke riski sigortası ürünleri, ihracatın finansman ihtiyacının çok altında kalmaktadır; sermaye artırımı ve uluslararası fonlama ile ölçek büyütülmelidir.

KGF'nin yeniden tasarımı: Kredi Garanti Fonu, geçmişteki genel garanti dağıtımı yerine ihracatçı, teknoloji üreticisi ve tedarik zincirinde kritik KOBİ'lere odaklanmalı; teminat yetersizliği yüzünden dışlanan firmaların da erişimine odaklanmalıdır.

Üçüncü Sütun: Yükü Paylaştıran Maliye ve Gelirler Politikası

Fiili faizlerin bu kadar yüksek olmasının makro nedeni, dezenflasyonun neredeyse tüm yükünün para politikasında olmasından kaynaklanmaktadır. Yük paylaştırılması halinde; aynı dezenflasyon daha düşük faizle dolayısıyla daha az reel değerlenme baskısıyla uygulanması mümkün olur.

Harcama disiplini ve KÖİ (Kamu-Özel İşbirliği) yükümlülüklerinin gözden geçirilmesi: Kamu talebinin kısılması, iç talep kaynaklı enflasyonu doğrudan azaltır ve TCMB'ye indirim alanı açabilir.

Yönetilen fiyat ve vergi takvimi: Elektrik, doğalgaz, akaryakıt zamları ile vergi-harç ayarlamalarının yıl başına yığılmak yerine enflasyon hedefiyle uyumlu, öngörülebilir bir takvime bağlanması, hem manşet enflasyonu hem beklentileri düzeltecek ve öngörüyü artıracaktır.

Gelirler politikasının ileriye dönük endekslenmesi: Asgari ücret ve kamu maaş artışlarının geçmiş değil hedeflenen enflasyona, artı verimlilik payına endekslenmesi — düşük gelirliyi enflasyona ezdirmeyecek bir telafi mekanizmasıyla birlikte — dolar bazlı birim işgücü maliyetindeki sıçramaları önler. Bu durum, kur artışı olmadan rekabet gücünü koruyan en güçlü tek araçtır.

Kayıt dışılıkla mücadele: Vergi tabanının genişletilmesi, bütçeye alan açacağı gibi kayıtlı üreticinin ve işletmenin haksız rekabet yükünü hafifletecektir.

Dördüncü Sütun: Kur Dışı Maliyet İndirimi

İhracatçının fiyat rekabeti, enflasyonla doğru ve tam orantılı kur artışıyla değil, maliyet kalemlerinin tek tek indirilmesiyle ve iyileştirilmesiyle de sağlanabilir; üstelik bu yol enflasyonu artırmak yerine düşürür ve dezenflasyon sürdürülebilirliğini artırır bir durum teşkil eder.

Enerji: Sanayi elektriği ve doğalgazında maliyet bazlı ama öngörülebilir tarifeler; lisanssız GES/RES yatırımlarının ve ikili enerji alım anlaşmalarının (PPA) önündeki engellerin kaldırılması. Enerjisini kendi üreten sanayicinin maliyeti kurdan bağımsızlaştırır.

İstihdam üzerindeki yükler: SGK işveren priminde 5 puanlık desteğin emek yoğun ihracatçı sektörlerde (tekstil, hazır giyim, mobilya, gıda) ve ticari işletmelerde 8–10 puana çıkarılması, bu sektörlerin dolar bazlı işgücü maliyetini kur artışı olmadan rakiplerle yarışabilir düzeye çeker.

Ara malı stratejisi: Dolar bazlı ara malı maliyeti ulusal ve uluslararası rakiplerden hızlı artan sektörlerde yerlileştirme programlarının (özellikle kimya, metalurji, tekstil elyafı) hızlandırılması, hem maliyeti hem cari açığı düşüreceği şüphesizdir.

Beşinci Sütun: Verimlilik — Kalıcı Rekabet Gücünün Tek Kaynağı

Kur bir fiyattır, verimlilik bir kapasitedir; ilki taklit edilebilir ve misillemeye açıktır, ikincisi birikir. Birim işgücü maliyeti sorununun kalıcı çözümü, payda küçültmek (ücret baskılamak) değil, payı büyütmektir (çalışan başına katma değer).

Otomasyon ve dijitalleşme: Emek yoğun sektörlerde robotik yatırımların hızlandırılmış amortisman ve süper indirimle teşviki; KOBİ'lere dijital dönüşüm çeki modeli.

Tasarım, marka ve kalite merdiveni: Kilogram değeri düşük ihracattan çıkışın yolu fiyat değil ürün yükseltmektir; Turquality benzeri programların ölçeklenmesi ve tasarım merkezlerinin yaygınlaştırılması.

Orta-yüksek teknolojiye seçici sanayi politikası: Savunma, otomotiv-elektrikli araç, beyaz eşya ve makine sektörlerindeki birikimin tedarikçi ekosistemine yayılması; HIT-30 benzeri programların çıktı denetimiyle sürdürülmesi.

Yeşil dönüşüm ve CBAM uyumu: AB Sınırda Karbon Düzenlemesi, çelik, alüminyum, çimento ve gübre ihracatçısı için önümüzdeki beş yılın en büyük rekabet değişkenidir; erken uyum sağlayan üretici, kur avantajından daha kalıcı bir pazar avantajı kazanacaktır. Yeşil dönüşüm fonlaması, uluslararası iklim finansmanına erişimle ucuzlatılabilir.

Nitelikli işgücü: Mesleki eğitimin sanayi ihtiyacıyla eşleştirilmesi ve tersine beyin göçü programları, verimlilik ajandasının insan ayağıdır.

Beklenen Sonuçlar

Yazımızın konusu çerçevesindeki değerlendirmelerimizin bütünsel sonuçlarını şu şekilde projeksiyonlamak mümkündür:

· Kısa vadede makas daraltması ve vergisel indirimlerle fiili kredi faizi ortalama yüzde 51,7'den yüzde 40'ın altına inmesi kısa vadede sağlanabilir.

Bu, politika faizinde tek bir puan dahi indirim yapılmadan sağlanabilecek 10+ puanlık fiili gevşeme anlamına gelir ki; bu, dezenflasyon patikasını bozmayacak bir durumdur.

Bu, işletmeler üzerindeki finansman yükünü kontrol edilebilir ve yönetilebilir seviyelere getireceğinden “Türkiye Ekonomisinin Sanayisizleşmesinin” de önüne geçecektir. Ve işletmelerin sürdürülebilirlik yeteneklerini artıracaktır.

· Gelirler politikasının ileriye ve hedef tahminlerine dönük endekslenmesiyle dolar bazlı birim işgücü maliyeti artışını, rakip ülke ortalamasına yakınsatacak; reel değerlenmenin rekabet gücüne tahribatını önleyebilecek, döviz kurunu olumsuz etkilemeden uygulanabilecektir.

· Orta vadede enflasyonun yüzde 20'nin altına inmesiyle politika faizi ve makas birlikte normalleşir, finansman maliyeti kalıcı olarak düşecektir.

· Uzun vadede verimlilik sütununun getirisi ve kısa vadede sanayisizleşmenin önlenmesiyle “Arz Kaynaklı Enflasyon” ihtimalinin ortadan kalkması devreye girmesi sağlanacaktır: İhracatın kilogram değeri ve teknoloji yoğunluğu yükselir, büyüme kur hassasiyeti düşük bir zemine oturur. Sanayisizleşme neticesinde ortaya çıkabilecek arz kaynaklı enflasyon önlenmiş olacağı gibi olası işsizler ordusu ihtimalini de ortadan kaldıracaktır.

Sonuç

Türkiye'de rekabet gücü tartışması, on yıllardır aynı kısır döngüde dönmektedir: Maliyetler şişer, kur talep edilir, kur artar ve bunun neticesinde kur kaynaklı enflasyon, maliyetleri yeniden şişirir.

Bu makalenin önerdiği çözümler bütünü; döngüyü ilk halkasında kırmayı amaçlamaktadır. Spesifik kredilere yönelik fiili faizleri politika faizine yaklaştıran veya altına düşüren makas daraltması, sanayi ve ticari kesime hedefli finansman köprüleri, yükü paylaştıran maliye ve gelirler politikası, kur dışı maliyet indirimleri ve verimlilik dönüşümü… Bu beş sütun birlikte, kur çıpasına ve dezenflasyon sürecine dokunmadan işletmelerin, ihracatçının ve sanayicinin kıskacını gevşeteceğini düşünüyorum.

Bunun aynı zamanda şuan ki finansman maliyetlerine katlanamadığından sanayicilerin kapasite düşürmesi veya üretimi bitirmesini önleyeceğinden dezenflasyon sorası ortaya çıkabilecek arz kaynaklı enflasyonun da önüne geçecektir.

Kur artışı bir tuşa basmak kadar kolay, sonuçları pahalıdır; burada önerdiğimiz yol zahmetli, fakat dezenflasyon süreci ve sonrası bakımından kalıcıdır. Dengeleri bozmamak niteliklidir.

Rekabet gücünü artırmak, kurdan alınan avansla değil, verimlilikten ve işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesinden kazanılan sermayedir.

Kanaatimce; Türkiye'nin mevcut dezenflasyon sürecinde bu sermayeyi sağlamaktan ve biriktirmekten başka sürdürülebilir bir seçeneği bulunmamaktadır.