0

Aslında insan iki kalpli yaratılmış. Onun ruhundan öbür yarısı var edilince. Kalplerden biri ayrılmış oldu. Bu ayrılığın başladığı gündü. Ayrılığın, hasretin, yolculuğun günü.

İkinci ayrılık ise "kendi"sinden ayrılmış kalbi yerine koymayı denemeye kalkışınca başlar.

Dünyaya atılmış halde bulu insan kendini.

O gün bu gündür öbür yarısı diye yavrusuna, annesine, sevdiğine, sarılır. Aslında sarıldığı kendisidir.

Çünkü soldaki kalp yetmedi hiçbir zaman. Çünkü sarılınca sağından kopmuş olan öteki kalbi yerine oturmuş olur.

Sarılmak tamamlanmak içindir. Çünkü eksiğiz, çünkü eksiktir her şey.

Dile gelmez tamı tamına hiç bir şey. Ne gidenin neden gittiği,

Ne dönmeyenin neden dönmediği.

Ve neden bırakılan yerde kalakaldığını, bilmeden, öylesine beklersin.

Burkulan yüreğin hissini, sadece yaşarsın elim acılar içinde.

Bazen çaresiz bazen umarsız. Taşlaşmış yüreklere cemre düşmesini beklersin

Sarılırız öbür yarısını gördüğümüzde. Atıldığımız günden beri böyledir serüvenimiz. Bazen yanı başımızdaki bir oduna, bir kütüğe sarılırız. Bazen taşa. Bazen taşlaşmış insanlara.

Bazen uzaktadır parçamız. Bir anne özlediği yavrusuna uzaktan sarılır. Çünkü, şairin dediği gibi:

"Sarılmak için yürek gerekir, kollar sonraki iş." (Özdemir Asaf)

Bazen bir hayale sarılırsın. Bazen bir hatıraya, sarılırsın. Sarılmak insanidir.

Kopup geldiğimiz bu dünyada, anlayan için her şey fanidir.

Bizi tamamlayan ne varsa ilk gördüğümüz an sarılırız. Düşünmeden, sarılırız.

Denizdeki yılana sarılır gibi. Eksiğiz, sarılırız, hırsla, hışımla.

Nefes almak için çırpındığımız dünyada kalbin ritmi, çırpınışı yolculuktandır, yoldandır.

Aradığımız aslında içimizdedir. İçimizdeki "kendi"mize sarılmayı öğrenmedikçe içimizdeki sıkıntı bitmez. Yabancılaşma "diğer yarı"yı dışarda aramakla başladı.

İçimizdeki "kendimiz"i beslemedikçe açlığımız, sarıldıklarımız uzaklaştırır bizi bizden. Sarılmak biraz da kendine dönmektir. Kendini fark etmektir, kendini bilmektir. Yolculuk içimize olmalı. Kendimize olmalı, uzaklara değil.