0

Makalenin başlığındaki "avrat" kelimesine takılmış olabilirz. Öz Türkçe'mizden alınmış kelimeler olduğu için yadırgamamıza gerek yok sanırım. Belki de zihinsel bir değişim geçirmemizin zorunluluğunu hatırlatıyor da olabilir bu kelimeler.

Zamanla kelimelerin bile ne denli farklı anlamlara bürünebildiği günümüz, değerler aşınmasına uğramış, dünyasında maalesef herşeyimiz laşkalaşmış, öz değerlerimiz gerçek fonksiyonunu kaybetmiş, dünya merkezli bir yaşamın köleleri haline gelmişlerdir.

Atı olmayan yol alamaz, pusatı olmayan canını koruyamaz. Avradını koruyamayan da neslini koruyamaz. Bu üç değerin bizim Türk ve İslam geleneğimizde ne derece önemli yeri olduğunu bilmeyenimiz yoktur.

Bu üç değer bizi Orta Asya'dan alıp Anadolu'ya getirmiş, şimdi de Roma kapılarına kadar götürecektir. Öncelikle içimizdeki Bizans artıklarından kurtulup, onların kurduğu oyunların üstesinden gelmemiz gerekir.

Bir asır boyunca bu üç değer kendi öz anlamlarından kaydırılmış, görevlerinden uzaklaştırılmış, farklı amaçlar için kullanılır hale getirilmiştir.

Ülkemizin her yönden fiziki saldırı altında olduğunu görebilmemize rağmen, manevi saldırı altında olduğunu anlayamayacak kadar duygularımız, düşüncelerimiz esir edilmiş.

15 Temmuz kalkışmasına gerekli cevabı verebilmiş bu millet, bundan sonra daha şiddetlisi gelecek saldırılara karşı yerinde bir direniş gösterebilmesi için değerlerimizin özlerine dönderilmesi gerekir.

Dünyanın en son teknolojisine sahip İsrail'in sapan taşından başka silahı olmayan özgürlük savaşçıları karşısındaki çaresizliğini açıklayabileceğimiz tek bir neden var. O da, her bir Filistinli'nin bir amaç uğruna bağımsız bir özgürlük savaşçısı olarak doğuran analarının olması. Filistin'li her bir annenin hayali ölen her bir şehidin yerine yeni kahramanlar dünyaya getirmek, yeni mücahitler doğurmaktır.

Hz. Adem'den beri yaşam zaten şu üç kelimeden ibaret değil miydi? İman, cihad ve şehadet. Şu geçici dünyada başka arzulara kapılanlar, sonsuzluk dünyasında nasibi olmayacak olanlardır.

Kutsal bir hedefe odaklanmamış bir çocuk nasıl ki kendini maddi değerlerle tatmin etmeye çalışırsa, manevi sorumluluğundan uzaklaştırılmış bir kadın da yuvasını yıkmaya odaklanacaktır.

Bir çocuğun her istediğini almak, ona yapılabilecek en büyük kötülükür. İstedikleri alınan çocuk daha fazlasını isteyecek, daha fazlası alınan çocuk şımardıkça şımaracak, doyumsuz hale gelen nefsini tatmin etmek için yanlış yollara sapacak, ve en nihayetinde de kendini helak edecektir.

Kadın da buna benzer. Özüne dönderilmemiş bir kadın, verdikçe isteyecek, istedikçe doyumsuzlaşacak, doyumsuzlaşdıkça arsız bir toplum üretmeye, manevi değerleri aşınmış, freni patlamış bir yük kamyonu gibi önüne geleni ezip geçerek yaşadığı toplumu yok edinceye kadar devamedecek arsız bir varlık haline gelecektir.

Freni patlayan bir yük kamyonu nasıl ki durdurulamayıp cinayetleri engellenemezse, değerleri aşınmış bir kadın da aynı şekilde durudurulamaz, engellenemez bir canavara dönüşebilir. Bu yüzden öncelikle kadınlarımız eğitilmek, onlara gereken önem verilmek zorunda ki "cennet anaların ayakları altındadır" müjdesine layık bir varlık haline gelebilsinler.

Asırlarca dünyaya adalet getiren Türk'ü Türk yapan inandığı dini ve sahip olduğu imanıydı. Bu imanla birlikte yüklenmiş olduğu misyondu. O misyon da "ilayı kelimetullah'ı" dünyanın her bir köşesine ulaştırabilmek için at üstünde doğup, at üstünde mücadele edip at üstünde şehit olmasıydı.

At ve pusat zamanın mücadele aracıydı. Günümüzün mücadele araçları da devletini, milletini düşünen yiğitlerin hizmetine sunulmalıdır.

Atı elinden alınan bir er yol alamaz, elinden pusatı alınan bir yiğit savaşamaz, savaşamadığı için de devletini, milletini, namusunu koruyamaz. Bunlara bir amaç belirleyen kadın asıl misyonundan uzaklaştırıldığı için mücadele başarılı olamaz.

15 Temmuz öze dönüş için bu savaşçı millete verilmiş olağanüstü bir fırsattır. Belirli prsensipler çerçevesinde yiğitlerimiz silahlandırılmalı. Tarih boyunca toplumun gelişmesinde görünmeyen üniversite rolünü üstlenen STK'lar ciddi görevler üstlenebilirler. Çünkü muhtemel saldırıların üstesinden gelebilecek yegane varlığımız yine milletimizn gerçek evlatlarıdır.

Tarihi misyonunu tekrar üstlenecek bu milletin gerçek evlatlarına kısacası atı, pusatı avradı geri verilmelidir.