AK Parti hükümetleri, Türk siyaset tarihine sadece bir siyasi hareket olarak değil, ezber bozan ve vizyoner bir reform iradesi olarak geçti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta işaret ettiği "Güçlü Diaspora, Büyük Türkiye" vizyonu, dış politikamızın ve devlet aklımızın her daim ana pusulasıdır. Uluslararası ilişkiler teorileri bize net bir şey söyler: Bir devlet, sınırlarının ötesindeki insan kaynağını ne kadar örgütlü ve güçlü kılarsa, küresel masalarda eli o kadar güçlenir.
Bugün Avrupa’da yaşayan milyonlarca vatandaşımız var. Ancak Avrupa Türkü, Ankara’da kendi sesini duyuracak; oranın finans, endüstri ve siyaset kültürünü meclis kürsüsüne taşıyacak doğrudan bir temsilciye henüz sahip değil. İşte bu yüzden ezber bozan, ayakları yere basan bir "Avrupa Seçim Bölgesi" modeli öneriyorum. Seçim Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikle, Avrupa’yı coğrafi ve sosyolojik dinamiklerine göre ayırıp mecliste toplam 50 milletvekili kontenjanı tanımlamalıyız.
Peki, neden tam olarak 50 milletvekili? Bugün resmi verilere göre Avrupa genelinde yaşayan Türk vatandaşı sayısı 6,5 milyonu aşmış durumdadır. Türkiye’de yaklaşık her 130-140 bin seçmene bir milletvekili düştüğü gerçeğinden yola çıkarsak, Avrupa’daki 6,5 milyonluk devasa nüfusumuzun meclisteki demokratik ve adil karşılığı tam olarak bu 50 sandalyedir. Bu sayı, temsilde adaletin rasyonel bir gereğidir.
Yaptığım nüfus yoğunluğu ve coğrafya analizine göre adil dağılım tam olarak şöyle olmalıdır:
· Almanya Bölgesi: 20 Milletvekili (Nüfusun doğal lokomotifi olarak)
· Fransa Bölgesi: 5 Milletvekili
· Hollanda & Belçika (Benelüks) Bölgesi: 4 Milletvekili
· Avusturya, İsviçre, Macaristan ve Balkanlar Bölgesi: 5 Milletvekili
· Bulgaristan, Romanya & Yunanistan Bölgesi: 5 Milletvekili
· Güney Avrupa (İspanya, İtalya, Portekiz) Bölgesi: 3 Milletvekili
· İskandinavya (Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya) Bölgesi: 3 Milletvekili
· Birleşik Krallık / İngiltere Bölgesi: 2 Milletvekili
· Orta Avrupa (Çekya, Slovakya, Slovenya) Bölgesi: 3 Milletvekili
Avrupa Seçim Bölgesi’nden TBMM’ye taşınacak temsilin, diasporanın gerçek ihtiyaçlarına cevap verebilmesi ve en yüksek faydayı sağlaması adına adaylık sürecinde belirli ehliyet ve liyakat kriterlerinin aranması büyük önem arz etmektedir. Bu doğrultuda kurulacak mekanizmada şu 3 temel şart kırmızı çizgimiz olmalıdır:
1. Diasporanın Öz Evladı Olmak: Aday olacak kişi ya doğrudan Avrupa'da doğmuş, büyümüş ve halen orada yaşıyor olmalı ya da aday olduğu bölgede en az 10 yıl kesintisiz yaşamış olma şartını karşılamalıdır.
2. Liyakat ve Ticari Deha: Adayların yüksekokul (üniversite) mezunu olması aranacaktır. Eğer yüksekokul mezunu değilse, diaspora ekonomisinin motoru olan, istihdam yaratan ve lobiyi sırtlayan tescilli bir "iş insanı" olma şartı aranacaktır. Böylece meclis hem akademik akılla hem de ticaretin pratik dehasıyla buluşacaktır.
3. Alandan Kopmamak: Seçilen milletvekili sadece meclisin yasama çalışmaları için Ankara'da bulunacak; meclis çalışmalarından kalan tüm zamanını tamamen kendi seçim bölgesinde, yani Avrupa'daki vatandaşlarımızın yanında geçirecektir.
Bu model bir ütopya ya da ham hayal değildir. Dünyada küresel güçler bu sistemi başarıyla uyguluyor. Örneğin Fransa, sınırları dışındaki vatandaşları için dünyayı 11 seçim bölgesine ayırarak meclisine doğrudan yurt dışı milletvekili taşıyor. Akdeniz’in dinamik gücü Fas Krallığı, daha 2011 Anayasası'nın 17. maddesiyle diaspora temsilini anayasal güvenceye aldı. Amaçları netti: Avrupa’daki insan kaynağını kurumsallaştırmak, lobi gücünü artırmak ve ülkeye doğrudan yabancı yatırım (FDI) çekmek.
Biz yurt dışı seçim bölgesinde ne kadar kurumsal, dürüst ve güçlü olursak, uluslararası yatırımcıyı ülkemize o kadar güvenle çekeriz. Londra’nın finans merkezinden, Frankfurt’un endüstri kalbinden, Paris’ten, Roma ve Madrid'den meclis sıralarına taşıyacağımız vizyoner 50 milletvekili, Batı sermayesinin aradığı o "güven köprüsünü" bizzat inşa edecektir. Bu yatırımlar sayesinde ülkemiz şahlanacak ve kalkınacaktır.
Ayrıca bu adım, yıllardır vatan hasretiyle yaşayan, Avrupa’da yükselen yabancı düşmanlığına karşı göğüs geren kardeşlerimize tarihi bir vefa borcu, muazzam bir anayasal sevinç olacaktır. Onlar artık Ankara'da sadece izleyici değil, kurucu iradenin birer parçası haline gelecektir.
Bugün bu vizyon, Türkiye’nin küresel şahlanışı için kaçınılmaz bir zorunluluktur. AK Parti hükümetlerinin bitmek bilmeyen reformcu iradesi, bu vizyonu hayata geçirecek en güçlü adrestir. Gelin bu ezberi hep birlikte bozalım.
Saygı ve hürmetle...