Dünyamız, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan düzenin yeniden şekillendirildiği tarihi bir eşikten geçiyor.
Bu tarihi eşikten geçerken, daha II. Dünya Savaşı yeni bitmişken aslında kurulan düzenin geçici bir düzen olduğu çok çabuk anlaşıldı. Daha o gün, bu düzenin uzun süreli olmayacağı belli olmuştu.
Uzun ve sancılı bir sürecin işaret fişekleri atılmaya başladı. Atılan bu işaret fişeklerini tüm insanlık yakından görmeye başlamıştı.
Bu sancının ilk belirtilerinden biri, İslam dünyasının tam ortasında kurulan İsrail Devleti oldu.
Yetmedi; Altı Gün Savaşı'yla İslam dünyasında büyük kırılmalar yaşandı.
Ardından Kore'de patlak veren Kore Savaşı, sancının dozunun her geçen gün arttığının en büyük göstergelerinden biri olarak karşımıza çıktı. Koskoca Kore ikiye bölündü. Bir tarafta farklı bir siyasi sistem hâkim olurken, diğer tarafta otoriter bir yönetim anlayışı yerleşti.
ABD'nin Vietnam'a müdahalesiyle başlayan ve uzun yıllar süren savaş ise bu sancının başka bir boyutuydu. ABD, adeta ne yapacağını şaşırdığı uzun ve yıpratıcı bir savaşın içerisinde kaldı.
Sancının ne zaman sona ereceğine dair artık kimse bir öngörüde bulunamıyordu.
Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali, tarihi petrol krizleri ve İran'da 1979 Devrimi ile başlayan yeni süreç, aslında yeni düzenin sancısının hâlâ devam ettiğinin en büyük emarelerinden sadece birkaç tanesiydi.
Kıbrıs'ta Türklere yönelik saldırılar ve bunun sonucunda Türkiye'mizin Ada'ya asker çıkarmasıyla çatışmaların sona ermesi de bu sancının bir başka örneğiydi.
İki Müslüman devlet olan İran ve Irak'ın savaştırılması ve bunun sonucunda iki ülkenin hem ağır sivil kayıplar yaşaması hem de ekonomik olarak büyük bir darboğaza girmesi, kurulan sistemin hâlâ tam manasıyla oturmamasının bir başka işaretiydi.
Birinci ve İkinci Körfez Savaşları, ABD'nin Afganistan'a müdahalesi, Arap Baharı'nın gerçekleşmesi ve 2008'de ortaya çıkan küresel ekonomik kriz; hemen sonrasında pandeminin dünya ekonomisini çok büyük bir krizin içerisine sürüklemesi, sancılı sürecin hâlâ devam ettiğini gösteriyordu.
Bütün bu savaşlar, krizler ve siyasi kırılmalar aslında aynı gerçeği gösteriyordu:
Kurulan dünya düzeni bir türlü gerçek anlamda istikrara kavuşmuyordu.
2023 yılının Ekim ayında İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşının başlaması ve Rusya-Ukrayna Savaşı'nın devam etmesi, sürecin sanılanın aksine çok çetin ve sancılı geçmeye devam ettiğini bizlere gösteriyor.
Yine İsrail ile İran arasında yaşanan çatışmalar ve 2026 yılında yeniden tırmanan İran-ABD ve İsrail-İran savaşı da bu dönemin çok ama çok zorlu geçtiğinin bir başka kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.
Yukarıda yazdıklarımızdan sonra insanın aklına şu soru ister istemez geliyor:
Yoksa yakın bir zamanda “BUYRUN DÜNYANIN CENAZE NAMAZINA” mı denilecek?
Yoksa bu sancılı süreç akl-ı selim sayesinde artık bitecek mi?
Görünen tabloda, akl-ı selimle hareket eden devletlerin sayısının azaldığı görülüyor. Büyük bir kesim ise bu işin büyük bir savaşa gideceği yönündeki hesaplarını yapıyor; stratejilerini, politikalarını ve savunma sanayilerini buna göre şekillendiriyor.
İşte asıl tehlike de burada başlıyor.
Çünkü olası büyük bir savaşın bedelini sadece savaşı başlatanlar ödemeyecek.
Bu olası kılınacak cenaze namazında milyonlarca insanın gözyaşı ve kanı olacağını unutmamalıdır.
İnsanlık, tıpkı Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında olduğu gibi yeni ve karanlık bir dönem yaşamamalı.
Ama şu anki tabloda insanlık açısından olumlu bir şey söylemek çok ama çok zor.
Yine de hâlâ umut var.
Çünkü insanlığın önünde akl-ı selimi seçmek gibi bir imkân bulunuyor.
Umarım insanlık olarak bu sancılı süreçten sağ salim bir şekilde çıkarız.
Aksi hâlde bir gün gerçekten:
“BUYRUN DÜNYANIN CENAZE NAMAZINA”
demek zorunda kalabiliriz.