Herkesin kendi hayatı puzzlen bütünüdür. İnsan parçalara bakarak bütünü anlamaya çalışsa da bunu idrakte çoğu zaman zorlanır. Hayatın tamamına vakıf olmak sonsuzu kavrayabilmektir. Bu da cüzi varlık olan insan için imkânsızdır. O, ancak parçaların birleşimini anlamlandırabilir.

Koşarken, yetişmeye çalışırken, planlar yaparken ansızın omzuna bir el dokunur ve “Bir dakika... Şu olup bitene bir daha bak.” der adeta. Parçalar tesadüfen mi yoksa bir sırayla mı yerleşiyor, diye düşündürtür insana.

Bazı şeyler sadece yaşanmak için değil, fark edilmek için vardır. Tam da birini düşünürken telefonunun çalması... Yıllardır görmediğin biriyle hiç beklemediğin bir yerde karşılaşman... Karşılaşmadan önce onun düşüncende yer edinmesi... Zihnini günlerce kurcalayan bir sorunun cevabını birinden duyman... Kalbini yoran bir sıkıntının ardından gördüğün bir işaret... Ve dahası...

Bunların hepsini tesadüf diye geçiştiririz. Oysa insanın içine derin bir “acaba” bırakır. Bir şeylerin yalnızca “denk gelmediğini”, aksine “denk getirildiğini” hissettirir. İşte tevafuk budur. Tevafuk, kaderin görünürlüğünü mümkün kılan ince bir çizgidir.

Biz çoğu zaman hayatın ön yüzünü görürüz. Olayları, sebepleri, sonuçları izleriz. Determinist bir bakış açısıyla olaylara yaklaşırız. Lakin her zaman aynı neden aynı sonucu doğurmayabilir. Yaşadığımız olayları birbirinden bağımsız zannederiz. Yıllar sonra dönüp geriye baktığımızda olayların görünmeyen ipliklerle birbirine bağlandığını fark ederiz.

Tesadüf diye bir şey yoktur. Allah'ın takdiri vardır. Her şey, olması gerektiği zamanda olur. Ayet, açık ve net bir şekilde bunu ifade etmektedir: “Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” (Tekvir Suresi, 29. Ayet)

Dünya güneşe biraz daha yakın olsa yanardık, biraz daha uzak olsa donardık. Kalbimiz gece gündüz yorulmadan çalışır. Durduğunda hayat biter. Bir tohum toprağın karanlığına düşerken yarın göğe doğru yükseleceğini nereden bilsin? Bunların hiçbiri rastgele değildir.

“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 49) diyen Allah, bu düzende tesadüfe yer bırakır mı? Allah'ın yarattığı âlemde düzensizlik değil, hikmet vardır. Biz çoğu zaman yalnızca parçaları görürüz. O ise bütünü bilir. Biz bugünü yaşarız. O ise başlangıcı da sonu da kuşatır.

Modern insanın en büyük yanılgılarından biri her şeyi açıklayabildiğini sanmasıdır. Bilgimiz arttıkça hikmetimiz de artıyor zannediyoruz. Keşif yeteneğimiz gelişiyor diye düşünürüz. Oysa olan bu değil. Her şeyi hesaplıyor, fakat anlamlandıramıyoruz. Her şeyi ölçüyor, fakat okuyamıyoruz. Her şeyi görüyor, fakat fark edemiyoruz.

Burada tevafuk devreye girer. Tevafuk, kalbin görebildiğini gözün görememesidir. Bazı insanlar hayatı düz bir çizgi gibi yaşar. “Sabah kalk, işe git, gel, uyu!” Onlar için her şey bu kadar basittir. Yaşadığı hadiselerin arkasında hiçbir anlam aramaz.

Hayat uzun metrajlı bir filmdir. Her karede bir mana, her sahnede bir örgü, her replikte bir hikmet gizlidir. Bu filmin de bir sonu vardır. Ekranda “SON” yazısını gördüğün zaman nasıl ki filmin tamamını anlamlandırabiliyorsan, hayat da öyledir. Tesadüfün olmadığını her şeyin bir olay örgüsü içinde tevafuklar manzumesi olduğunu anlıyorsun.

Tevafuk hayatın satır aralarına düşülmüş notlardır. Bir bakıma hayat kitabının dipnotlarıdır. Ancak dikkatle bakanlar onu görebilir. Bir olay başka bir olaya kapı açar, bir ayrılık yeni bir kavuşmanın habercisi olur, bir zorluk büyük bir nimetin başlangıcına dönüşür. Sen her işini hayra bağlarsan, hayırlısını dilersen niyetin de akıbetinin habercisi olur. Bugün kayıp gibi görünen şey yarın kazanç, bugün kapanan bir kapı yarın açılacak daha büyük bir kapının habercisi olabilir.

Gerçek şu ki hayatımızdaki birçok şeyin anlamını yaşarken değil, geriye dönüp baktığımızda anlarız. Bir zamanlar üzüldüğümüz ayrılıkların bizi hangi insanlara götürdüğünü, kaçırdığımız fırsatların hangi felaketlerden koruduğunu, geciken işlerin hangi hayırlara vesile olduğunu yıllar sonra fark ederiz. O zaman zihnimizdeki dağınık taşlar yerine oturmaya başlar.

Nihayetinde hayat, Allah'ın bizim için yazdığı uzun bir hikâyedir. Biz her gün yalnızca bir sayfasını okuyabiliyoruz. Bir sonraki sayfada ne olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden acele hüküm veriyoruz. Yarım kalan cümlelere bakıp hikâyenin sonunu tahmin etmeye çalışıyoruz. Oysa Yazar metnin tamamını görürken biz ise yalnızca bulunduğumuz satırı... Tevafuk, o büyük hikâyenin arasından bize göz kırpıyor.

Nihayetinde tevafuk aynanın ardındaki hikmettir, bunu görebilenler hiçbir şeyin sebepsiz olmadığını idrak eder. Vesselam.