Batılı devletler gittikleri her yerde aynı söylemi kullandılar: "Size medeniyet getiriyoruz." “Özgürlük getiriyoruz.” “Demokrasi getiriyoruz.” Oysa arkalarında bıraktıkları tablo şuydu:

· Yakılmış şehirler,

· Yağmalanmış madenler,

· Dağıtılmış aileler,

· Köleleştirilmiş halklar,

· Bunalım, buhran içinde debelenen kalabalıklar.

· Kaybolan diller,

· Yok edilen kültürler,

· Açlık ve yoksulluk.

  • Hatta yok olan umutlar…

Bugün Afrika'nın birçok ülkesindeki sınırlar bile sömürgeci devletler tarafından cetvelle çizilmiş, demografik yapı alabora edilmiştir. Birçok yerde farklı etnik topluluklar aynı devlet içine yerleştirilirken, aynı halklar farklı ülkelere bölünmüştür. Bunun etkileri günümüzde dahi çatışmaların önemli sebeplerinden biri olarak görülmektedir.

Sonra Dönüp İslâm'a Ders Veriyorlar

İşin en dikkat çekici tarafı ise şudur:

· Dünyanın en büyük sömürge imparatorluklarını kuranlar...

· Milyonlarca insanı köleleştirenler...

· Kıtaların zenginliklerini çalıp kendi ülkelerine taşıyanlar...

· Bugün dönüp İslâm dünyasına şöyle seslenmektedir:

· "Sizi geri bırakan dininizdir. Dinden uzaklaşırsanız siz de gelişirsiniz."

Oysa bu iddianın tarihî gerçeklerle bağdaşmadığı açıktır. Çünkü İslâm medeniyeti, tarihinin en parlak dönemlerinde; asırlarca ilim, tıp, matematik, astronomi, mimari ve ticarette dünyanın öncü medeniyetlerinden biri olmuştur. Bağdat'taki Beytü'l-Hikme, Kurtuba'nın kütüphaneleri, Semerkant'ın rasathaneleri ve Kahire'nin ilim merkezleri bunun en açık örnekleridir.

Dolayısıyla Müslüman toplumların bugün yaşadığı geri kalmışlığın sebebi, dine bağlılık değil, tam aksine dinden uzaklaşmasıdır. Geri kalmışlığı dine bağlayanlar, ya bilmiyor ya da tarihî gerçekleri görmezden gelip kasten çarpıtmaktadırlar. Sömürgecilik, işgaller, iç savaşlar, dış müdahaleler, eğitim sorunları ve yönetim problemleri de bu tablonun önemli unsurlarıdır.

İslam hiçbir millet için zulmü meşru görmez ve geri kalmışlığı onaylamaz. Aksine her dem adaleti emreder ve tüm insanlık için huzur ve selameti hedefler. Allah (cc) şöyle buyurur: "Zalimlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur." (Hûd, 11/113) "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır." (Mâide, 5/8) Bu ilke önemlidir. Çünkü İslâm, zulmü kimin yaptığına değil, zulmün kendisine karşı çıkar. Bilindiği üzere islamda; “mazlumun dini sorulmaz.” Aynı şekilde tarihî haksızlıkları dile getirirken de doğruluk, adalet ve sağlam bilgi ölçüsünü korumayı emreder.

Özetle:

· Bugün dünyaya insan hakları dersi veren birçok büyük güç, kendi tarihleriyle yüzleşmeden evrensel ahlâkın temsilcisi gibi davranmaktadır.

· Gerçek medeniyet; güçlü olanın zayıfı ezmesi değil, güçlü olduğu hâlde adaletten ayrılmamasıdır.

· Gerçek medeniyet yeryüzünde adalet ve eşitliği hâkim kılıp başkalarını ötekileştirmemektir.

· Gerçek medeniyet adil bir düzen kurup Allâh'ın (cc) yarattığı rızkı, Allâh'ın (cc) kulları arasında adilce paylaşmayı sağlamtır.

· Gerçek ilerleme; başka milletlerin yer altı ve yer üstü zenginliklerini yağmalamak değil, insan onurunu koruyan bir hukuk düzeni kurabilmektir.

· Ve gerçek tarih, yalnızca kazananların yazdığı destanlardan değil; susturulmuş mazlumların gözyaşlarından da okunmalıdır.

· Yavuz hırsızın sesi bazen çok yüksek çıkabilir.

· Hatta “yavuz hırsız ev sahibini bastırabilir.” Fakat gerçeklerin bir şekilde bir gün ortaya çıkması mukadderdir. Tarih, eninde sonunda kimin hırsız, kimin mağdur olduğunu ortaya koyar. Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke... Muhammed Özkılınç