Bu başlık Siyonist Yahudiliğin tarihi rolünü özetleyen bir başlık. Şerrin, korkunç cinayetlerin, caniliğin ve zulmün tarihini…
İnsanlık alemi, Gazzeyle birlikte zulmün ne anlama geldiğini öğrenmiş oldu. Dünyadaki bütün kötü sıfatların ötesinde vahşi bir yaratıktır İsrail. Bu çağın Firavun’u.
Allah’a karşı savaş açmış, peygamberleri öldürmüş “lanetlenmiş” bir kavimden söz ediyoruz. Büyük şer cephesinden. Bu katil, öldürmeden ve kan içmeden yaşayamaz. Çünkü yaşamak için öldürmesi gerektiğine inanıyor. Kıyamet ortamı yaratarak dünyaya hakim olcağına inanıyor bu şeytan.
Yanlış anlaşılmasın, bir kavme düşmanlık yapmıyoruz, var olanı söylüyoruz. İnsanlığı çürüten, yiyip bitiren, öldürücü bir mikroba karşı uyarma vazifemizi yerine getiriyoruz.
Gazze’de işlelenen korkunç cinayetler ortada. İnsanlık tarihinin çok az tanık olduğu suçların ve soykırımın altında bu katilin imzası var. Öyle ki, şeytan bile İsrail’den daha masum diyebiliriz. İşte işlediği binlerde suçtan sadece biri…
Dün, İsrail hapishanelerinde esir tutulan Filistinli masumların görüntüleri ekranlara geldi. İçler acısıydı. Ağır işkencelerden geçtikleri belliydi. Bir deri bir kemik kalmışlardı. Terör çetesinin sözde Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Gvir Gavuru bütün dünyanın gözü önünde esirlerle dalga geçti, hakaret etti, tehditler savurdu. Bilin bu tehditler sana, bana, hepimize, bütün İslam alemine yönelik.
Rahmetli Nurettin Topçu, yıllar önce Altı gün Arap İsrail savaşından hemen sonra Hareket dergisinde İsrail tehlikesine dikkat çekmişti:
“Yahudi kavmi, insanlığın kalbi ve ruhuyla bağlandığı her güzel şeyi, her sağlam temeli, her kurtarıcı hakikati yıkmak ve yoketmek için dünyaya gönderilmiştir.” “İnsanlara ve insanlığa fenalık yapmak Yahudide sanki bir içgüdüdür.” (Nurettin Topçu, Hareket Dergisi’nin II/19, 20 ve 21. sayısı)
Topçu, uyarmaya devam etti: “İsrail orada durdukça, İslam ve Türk dünyası tehlikededir. İstikbal ya birinin ya ötekinindir.” dedi.
Gazze, Lübnan, Suriye ve İran saldırıları tesadüf değil, büyük işgal planının bir parçası. Farkında mısınız tehlike adım adım bize doğru yaklaşıyor.
Soralım, bu örgütlü kötülüğe karşı bize ne lazım?
Bize müslümanca çok güçlü bir tavır lazım. Bu habis uru, Topçu’nun nitelemesiyle, “insanlığın ebedi çilesi” şer ve fitne odağını, İsrail mikrobunu içimizden söküp atmadıkça dünyada bize rahat yüzü yoktur. Evet, ümmet olarak bize çok büyük bir öfke lazım.
Şahsen benim öfkem dağları yerinden oynatacak güçte. Erdem Bayazıt’ın ifadesiyle:
“Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda”
Bakın, Yahudi gücünü nereden alıyor? Nurettin Topçu kaynağı net ifade etmiş: “Para ile yahudi bir ve aynı varlık halinde yaşarlar. Bu iki şeytanın arasındaki dostluk sadece varlıklarını devam ettirmek için midir? Hayır. Zira yeryüzünde hiçbir varlık, bir diğeriyle böylesine dostluk, böyle ortaklık kurmamıştır.'' “Yahudinin gaye ve gücü paradır ve onunla mücadele de buradan geçer.” (Nurettin Topçu, Hareket Dergisi’nin II/19, 20 ve 21. sayısı)
Para Yahudi’nin Tanrısıdır. Tapar. Bir dediğini iki etmez. Daha fazlasını yapar. İsrail’in parayla kurduğu bağ zayıflarsa İsrail zayıflar. Boykot bu açıdan önemli. Boykota devam.
Bir soru:
İnsanlığın zulümle olan imtihanı ne zaman biter?
Siyonist belayı def edene kadar. Başka da çare yoktur.
Müsterih olun, Allah’tan yana olanlar mutlaka kazanacaktır. İsrail, yarın olmayacaktır.