Dünyada olup bitenlerden bahsetmeyeceğim. Bana göre çoğu, malumun ilamı kadar açık ve berrak. Ülkemizin hâl-i pürmelaline gelince, işler tam anlamıyla Arapsaçına dönmüş durumda.
Bir yanda, "Savunma hakkı kutsaldır" diyerek savrulanlar; diğer yanda, yaşanan fon krizini fırsata çevirmek isteyenlerin akşam başka, sabah başka konuşarak ortaya attıkları iddialar ve tehditler...
Böylesine çetrefilli bir dönemde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birlik ve beraberliktir. Bu ihtiyacın gereği olarak devletimiz, "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefleri doğrultusunda ikinci çözüm sürecini başlatarak iç cepheyi güçlendirme peşinde.
Erdoğan düşmanlığıyla gözleri kör, kulakları sağır, akılları dumura uğramış malum güruhun her gün yeni bir iddiasıyla karşılaşıyoruz.
Vatandaşın günlük hayatını ilgilendiren meseleler üzerinden yürütülen çoğu algı yoğun tartışmaların siyasi sonuçları oldu ve ana muhalefet yerel seçimlerde önemli bir başarı elde ederek birçok belediyede yönetimi devraldı.
Peki, aradan geçen zaman içerisinde vatandaş beklediği hizmeti alabildi mi?
Özellikle büyükşehirlerimizde hizmet bekleyen vatandaşlarımız, hizmet almak bir yana, belediyelerde yaşanan tartışmaların ve iddiaların gölgesinde kaldı.
Hizmet üretmesi gereken makamların, başka hesapların merkezine dönüştürüldüğü yönündeki iddialar ise kamuoyundaki rahatsızlığı artırdı. Büyük bir hezimet yaşamaya devam ediyoruz.
Çeyrek asra yaklaşan AK Parti iktidarı döneminde, iktidarın en büyük handikaplarından biri de acımasız muhalefetin ekmeğine yağ süren beceriksiz ve vasıfsız bazı yöneticilerin tutumları oldu.
Cumhurbaşkanı'nın güvenini kazanmış insanların da insan olduklarını, hata yapabileceklerini biliyoruz. Ancak bu durum, sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Hele ki kamu görevini yürütenler, yaptıkları hataların yalnızca kendilerini değil, kendilerine güvenenleri ve bütün toplumu etkilediğini bilmek zorundadır.
Ne var ki son dönemde ortaya çıkan iddialar, sadece siyasi mahfillerde değil, toplumun geniş kesimlerinde de infiale yol açtı.
Yıkıcı muhalefetin yönettiği belediyelerde başkanların ve yöneticilerin asli vazifelerini unutup hizmet yerine hezimet ürettikleri iddiaları bir yana, kamuoyuna yansıyan mali ilişkiler ve özel hayatla ilgili tartışmalar da meselenin ciddiyetini artırıyor.
Vatandaş hizmet beklerken yöneticilerin farklı hesapların peşinde koştuğu iddiaları karşısında yapılması gereken bellidir: Gerçekler bütün açıklığıyla ortaya konulmalı, sorumluluğu bulunanlar hesap vermeli, varsa mağduriyetler giderilmelidir.
Böyle bir durumda siyasi kılıflara sığınmak yerine, ar ve nedamet duygusuyla hareket etmek daha doğru olur kanaatindeyim.
Gelelim son günlerde mahkeme salonunda yaşananlara...
Sabık İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun mahkeme heyeti karşısındaki tutum ve davranışları üzerine kamuoyunda yoğun tartışmalar yaşanıyor. Doğrusu, duruşmalardaki tavırların yargılamanın ciddiyetiyle ne ölçüde bağdaştığı sorusu üzerinde düşünmek gerekiyor.
Savunma hakkı elbette kutsaldır. Hiç kimse bu hakkın kullanılmasına karşı çıkamaz. Ancak savunma hakkı ile yargılamayı siyasi gösteriye dönüştürmek arasında da bir fark vardır.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Sergilenen tavır, kişisel bir üslubun sonucu mudur, yoksa siyasi bir stratejinin parçası mıdır?
Sorulan sorulara doğrudan cevap vermek yerine konuyu başka yönlere çekmek, tartışmayı farklı mecralara taşımak ve her fırsatta siyasi mesajlar vererek yargılama sürecini mecrasından çıkarmakla aklanacağını zannediyorsa bu mümkün değil.
Fonculara gelince...
Umudum, Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, soruşturmaların sonuna kadar ve ucu nereye varırsa varsın kararlılıkla yürütülmesidir.
Çünkü mesele yalnızca bugünün siyasi tartışmaları değildir. Mesele, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, kimlerin hangi ilişkiler içerisinde bulunduğu ve milletin güveninin nasıl korunacağı meselesidir.
Devletimiz, kamuoyunda "temiz eller operasyonu" olarak nitelendirilen kapsamlı bir mücadeleyi kararlılıkla sürdürmelidir. İddialar titizlikle araştırılmalı, suç işlediği yargı kararıyla ortaya konulanlar hukuk çerçevesinde hesap vermelidir.
Ancak burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Hukukun üstünlüğü, yalnızca başkalarından hesap sormakla değil, herkes için aynı ölçüde işletilmesiyle sağlanır.
Çalınan minareye kılıf uydurmaya çalışanların önünün kesilmesi, yapılan hataların siyasi mazeretlerle örtülmesinin önüne geçilmesi ve "Ben yaptım, oldu" anlayışına son verilmesi şarttır.
Aksi hâlde bugün yaşanan tartışmalar yarın başka isimlerle, başka dosyalarla karşımıza çıkacaktır.
Umudum az olsa da ümitvar olmak istiyorum.
Devletin bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğine, gerçeklerin ortaya çıkacağına ve milletimizin bir daha benzer rezilliklerle karşılaşmayacağı bir düzenin kurulacağına da inanmak istiyorum.
Sağlık ve mutluluk dileklerimle