0

İSTANBUL'da düzenlenen Dünya Enerji Kongresi "barış için paylaş" mottosu ile başladı. Bu anlamda ABD ve Avrupa'nın kenardan izlediği görüşmelerde, katılımcılar dünyanın siyasi gündemini belirleyecek anlaşmalara imza attılar. Zira zamanımızda yaşanan birçok sıkıntının altında enerji konusunun yattığı düşünüldüğünde, bunun en hakkaniyetli tasarrufu ancak mottodaki gibi bir anlayışla sağlanabilirdi.

Fakat kafamızı kaldırıp yeraltı zengini memleketlere baktığımızda; her nedense terörün, açlık, fakirlik veya darbelerin eksik olmadığını görebiliriz. Tabi bu zenginliklerin iletim güzergahındaki topraklarda, bahsettiğimiz ithal sıkıntılardan nasibini alıyor. Özellikle bulunduğumuz coğrafyada 1900'lü yıllardan itibaren beliren bu vakıa, günümüzde de aynı istikamette seyrediyor. Lakin bu gidişatı değiştirmeye soyunan Ankara, Ortadoğu ve Afrika halklarına bir umut ışığı yakmış durumda. Çünkü sınırlı enerji kaynakları olsa da eko jeopolitik bir konumda bulunan Devletimiz, kadim tarihimizin paydaşları sayılan bölge ülkelerinin istikrarını desteklemektedir.

Ama bu asil duruş, Üstadın "bir kişiye dokuz pul dokuz kişiye bir pul" mantalitesiyle açıkladığı emperyalist aklın hiç ama hiç kabullenemeyeceği bir şeydi. Kaldı ki onlar küçük devletlere bölecekleri coğrafyamızda, en az yüz sene sürecek bir sömürü sistemi peşindeydiler. Zaten başımıza gelen Gezi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz vb. gibi onca belaya, bu yüzden mazur kalmıştık. Hatta Irak'ın işgaline, DAEŞ' in sahaya sürülmesine ve PKK/PYD ye devlet vaat etmelerine de bu çerçeveden bakmalıydık.

Şimdilerde ise Sn. Cumhurbaşkanımız ve Sn. Başbakanımızın da haftalardır dikkat çektiği üzere, Musul'da çok tehlikeli bir oyun kurgulanmakta. Yani DAEŞ bahanesiyle nüfusu Sünni çoğunluktan oluşan Musul'a, Şii milisler ve PKK/PYD'li teröristlerle birlikte küresel bir operasyon söz konusu. Provokasyonlara açık olacak bu operasyon ile bölgemizde bir mezhep savaşı çıkması ise ihtimal dahilinde. Takdir edersiniz ki sınır komşumuz olan toprakların bu tarz bir karışıklığa sahne olması, tüm bölgeyi de tehdit edecektir. Bu olasılığı gören Devletimiz, Başika'da eğittiği yerel güçler ve peşmergenin de içinde olduğu bir harekatı masaya getirdi. Bunu da ilk kez G20 zirvesinde Rakka önerisini sunan Obama'ya,"buyurun Musul'u da temizleyelim" diyen Sn. Erdoğan seslendirmişti.

Zaten ne olduysa da ondan sonra oldu. Irak Başbakanı İbadi'nin iftiraları ve Şii Haşdi Şabi örgütünün hadsiz söylemleri bir birini kovaladı. Zira 63 ülke askerinin bulunduğu Irak'ta, birden bire sadece Türk askerinin gündeme getirilmesi enteresandı. Sözde müttefikimiz ABD ise bu triyonun dillendirdiği algıya meşruiyet yükleyerek, sahip çıkma yolunu seçti ne yazık ki. Oysa Türk askerlerinin eğitim verdiği Başika ve Duberdan kampları, Irak merkezi hükümeti ve Savunma Bakanlığı'nın rızası dahilinde kurulmuştu. İşte bu manada tüm parçaları birleştirdiğimizde, şüphelerimiz haklılık payımızı arttırıyordu maalesef.

Hülasa , yakın gelecekte (Amerikan seçimlerine doğru) çok hareketli bir atmosfere şahitlik edebiliriz. Batı'nın Sünni halka karşı, mezhep savaşı çıkartacak bir katliama izin vermeyeceğini garanti etmesi ne kadar doğrudur göreceğiz. Çünkü mezhep savaşının; tüm coğrafyayı yangın yerine çevireceği ve bunun dünya ekonomisinin yarısını elinde tutan yüzde 1'inin işine geleceği bir gerçektir. O nedenledir ki Devletimiz, buna müsaade etmeyecek şekilde mevcut şartları muhakkak en iyi biçimde (a,b,c planlarını) değerlendirecektir. Şayet yine de bahsettiğimiz tarzda bir sorun peyda olursa veya sezilirse, Türkiye'nin sessiz kalacağını beklemek de saflık olacaktır. O cihetle İstanbul'da 9. Avrasya İslam Şurası'nın açılışında konuşan Sn. Cumhurbaşkanımızın, Amerika'yı kast ederek "Bunun için de bir yerlerden izin alamaya ihtiyacımız yoktur. Almayı da düşünmüyoruz" sözleri malumun ilanıdır.

Ne diyelim? Hazır Barzani de devletimizi uluslararası hukuka uygun olarak davet etmişken, olası bir kumpasta yazımızın başlığı olan şarkıyı söyler miyiz sizce de?

Vesselam…