0
Güzel hatıralar bitmeyen sermayedir…
İstiflenmiş, unutulmuş hatıralar taşır insan; hiç giyilmeyen, kullanılmayan kıyafetler gibi… Ve bir kıvılcım olur hatırlamak; eski dostlar, eski sokaklar ve eskimemiş çocukluğumuz… Tutar elimizden götürür mazinin sokaklarına bir kıvılcım, bir hatıra… Dün düşüp yuvarlandığımız, dizlerimizin sıyrıldığı sokakları, şimdi hatıralarımızla, hayallerimizle dolaşırız; yüreğimiz sıyrılır, yüreğimiz sızlar… Yürürüz bir kıvılcım, bir hatıra ile maziyi… Hatırlananlar; yeniden yaşatır sevinçleri, kaygıları ve acıları…
İnsan hatırladığı kadar vardır.
Arnavut kaldırımı sokaklarda, bir çember, bir avuç bilye ile ne kadar zengin, bir o kadar mutluydu çocukluğumuz… İnanırdık ve inanmak güzeldi. Sonundaki hayal kırıklığı alıp götüremezdi inandıklarımızı… İnadına inanır ve hayallere saltanat verirdik… Açık satılan bisküvinin arasında üçüncü sınıf lokumu ezip, bütün çirkinliklere, kanaatsizliklere inat sefası sürülürdü…
Anaların bezeği kanaat; babalar bir kucak sevgi ile gelirdi hiç çikolata aranmadan… Evler hep şükürle perde çekerdi akşama ve sitemsiz bir güne başlanırdı; ışıl ışıl bir aydınlık olurdu umut… Radyoda çıktımı bir gurbet ya da hasret türküsü, bir sonrakini niyetlenirdik sevdiğimiz biri için… Bardaktaki çayın üzerinde salınan bir çöp; "Misafir gelecek" dedirtirdi yudum almadan. Yere su dökülse yağ gelecek denirdi; sohbete ve muhabbete heyecanlar katarak… Bir külah zeytin şaşmaz bir adaletle pay edilirdi ve hiç tüm yenmezdi; ısırarak ve çok mutlu olarak… Bir bardak tatlı çay ekmeğe katık olurdu, hiç hat aşmadan, sitemsiz ve şükürle…
Mutlu insanlar vardı; aşkları temiz, sevgileri karşılıksız ve günahın mayınlı tarlasına girmeden… Bir çift göze adanırdı gecenin saatleri ve duası… Hak'tan hayırlısını istemek hatırda tutulurdu; el açıp, boyun büküp, sadece Allahtan istenirdi hasretin bitmesi… O zamanlar sevdalar yakın ederdi Allah'a; hiç şeytanlık gelmezdi akla ve sadece uzaktan varlığı tüm bir güne heyecan katardı… Yeni besteler, şarkılar çıkardı adam gibi sevenlerin yüreğinden…
Bir kıvılcım, bir hatıra… Tutar elinden götürür, komşusunun derdini tasa edeni komşuya… Pişirilen yemekten, çorbadan bir tabakla beraber sevgi ve güven gönderilirdi komşuya… Hasta unutulmazdı; üç öğün birer doz şefkat ve merhamet içirilirdi ilgilenmek, hatır sormak ile…
Mahallenin kadınları şeker sararlardı, toplanarak ekmek tahtasında; mutfağa katkı olsun diye… Şeker gibi sohbetler ve çocuklar muzipçe araklamaya çalışırdı ellerine inen ellere aldırmadan… Büyüklerin huzurlu, çocukların neşeli olduğu yerlere uğramazdı pek fesatlıklar… Ya da o zamanlar şimdiki gibi sıkıntılar çok daha fazla idi… Biz çocuk saflığı ile hadiselere baktığımız için, kendimize bizi neşelendirecek şeyler ve bir tutam mutluluk buluyorduk… Şimdi kendimizi değiştirmek mi lazım acaba? Ya da görüşte farklılık… Belki de el birliği ile güzellikleri arttırmak… Gürültülü siyaset ve çıkarların sırtlan olduğu dünyada, büyümüş bedenlerimize olmasa da, ruhlarımıza biraz çocukluk mu giydirsek acaba? Çocuklarımıza, yarın hatırlayacakları güzel anılar yaşatamazsak, medeniyetimiz yerlerde sürünüyor farkında değiliz…