Senin neyine okullarda Ramazan etkinliği yaptırmak, çocukların kalbine "Hu" nidasını düşürmek, Kâbe sevgisini dillerine nakış gibi işlemek? Senin neyine imanlı nesiller yetiştirmek için adımlar atmak; çocukların vatana, millete hayırlı evlatlar olması için gayret sarf etmek?
Evet, birilerine göre senin neyine! Onlara kalsa çocuklar haşarı olmalı, ana babasına isyan etmeli, milletin başına bela kesilmeli... Oysa sen kalkmış, onlara bir şahsiyet kazandırmak, ulvi manevi değerleri hatırlatmak için çabalıyorsun. Ramazan sevgisini, o eşsiz coşkuyu sinelere çakıyorsun. İşte tam da bu yüzden kirli bir operasyon çekiliyor. Bu operasyonun adı: Okul.
Hedefte Milli Eğitim Bakanı ve bu milletin geleceği var. Küresel yamyamlar, siyonist alçaklar bu topraklarda imanlı bir gençliğin yetişmesini asla istemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki; bu topraklarda imanlı gençlik yetişirse, o çocuklar vatanına ve değerlerine sahip çıkarsa, küresel çetenin iğrenç rüyaları birer kâbusa dönüşecek. Bu sebeple Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i alaşağı etmek, sistemi kilitlemek için cani ruhlu birilerine cinayetler işlettiriliyor.
Asla göz ardı etmemek lazım; belki de siyonist akıl, çocukların ellerinden düşürmediği o dijital oyunların içerisine gizli mesajlar zerk edip, "Seni kahraman yapacağız" yalanıyla körpe zihinleri zehirliyor ve onlara katliam yaptırıyor. Bu mesele derinlemesine, ilmi ve emniyeti boyutuyla incelenmelidir. Neden şimdi bu okul baskınları? Neden birileri koro halinde anırır gibi istifa çığlıkları atıyor ve sosyal medyada "zafiyet" algısıyla milleti galeyana getirmeye çalışıyor?
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul baskınlarında vefat eden evlatlarımıza ve görevini yaparken şehit düşen kahraman öğretmenimize Allah’tan rahmet; ailelerine ve aziz vatanıma sabr-ı cemil niyaz ediyorum.
Şunu iyi bilsinler: Bu elim hadiseler bizi yıldıramayacak! Aksine, imanlı nesiller yetiştirme azmimizi daha da perçinleyecek. O nesiller, bütün insanlığa huzur getirecek yüksek ruhlu insanlar olacak; zira dünya bugün bu ruha muhtaçtır.
Bu topraklarda huzur demek; yeniden Fatihlerin adaleti, Yavuzların feraseti, Alparslanların cesareti demektir. Bizim çocuklarımızın dilindeki Kâbe ilahileri, sinelerindeki Ramazan coşkusu, onların küresel sömürü çarkına vurulmuş en büyük prangadır. Oyunları görüyoruz, tuzakları biliyoruz ve bu alçakça senaryolara teslim olmayacağız. Bu memleketin evlatları; serseri birer figüran değil, medeniyetimizin kurucu neferleri olacaklar.
Çünkü biz biliyoruz ki; gençlik, doğru yöne kanalize edilirse, iman sahibi edilirse ebedi bir hazine, aksi halde hem aileleri hem milleti yakan bir yangın olacaktır!
İşte bu hakikati Üstadım Bediüzzaman Hazretleri, reçete hükmündeki şu sözleriyle kalplerimize mühürlüyor:
"O şirin, güzel gençlik nimetine istikametle, taatle şükretse hem ziyadeleşir hem bâkileşir hem lezzetlenir. Yoksa hem belalı olur hem elemli, gamlı, kâbuslu olur, gider. Hem akrabasına hem vatanına hem milletine muzır bir serseri hükmüne geçirmeye sebebiyet verir."
"Sizdeki gençlik kat'iyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada hem kabirde hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz o gençlik manen bâki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak."