Eğer başka hiçbir şey bilmeseydim, sadece şu hakikat bile bana yol göstermeye yeterdi: İslam’ın mukaddesatına, Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e karşı zerre müsamahası olmayan Batılı şer odakları ve siyonist barbar İsrail, konu Müslümanların bölünmesi olduğunda neden iştahla el ovuşturuyor? Neden Şia’yı, Vahhabiliği, bozuk fikirleri ve sapkın şahsiyetleri perde arkasından destekliyorlar? Cevap nettir: Müslümanları hakikatten uzaklaştırmak ve birbirine düşürmek için.

Bugüne kadar bu odaklardan İslam adına tek bir hayırlı tavır görmedik. Türkiye’nin sünneti ihya etme gayretine, halkımızın dini hassasiyetine ve mazlumun yanındaki dik duruşuna hep set çekmeye çalıştılar. Oysa Gazze ve Filistin şahittir ki; nerede bir mazlum varsa Türkiye oradadır. Ancak nerede bir fitne, nerede ümmeti bölecek bir hareket varsa, Batı ve küresel şer odakları ona imkan tanıyor. Bugün İslam dünyasının paramparça hali; küresel yamyamların ve siyonist İsrail’in hain planlarının neticesidir.

Siyonizmin Kuklası Batı ve Epstein Dehşeti

Devlet görünümlü bir canavar olan İsrail, bugün Amerika başta olmak üzere Batı dünyasını birer kukla gibi kullanarak, kirli işlerinde taşeron yapmaktadır. Epstein belgeleriyle gün yüzüne çıkan rezaletler, bu "kirli Batı"nın neden İsrail’e boyun eğdiğini açıkça kanıtlamıştır.

Epstein’in "Pedofili Adası"ndan yansıyan dehşet verici iddialar ve kayıtlar, bu yapının sadece ahlaki bir çöküş içinde olmadığını, insanlık dışı bir vahşeti benimsediğini göstermektedir. Belgelerde yer alan, masum çocukların sadece istismar edilmediği, aynı zamanda sapkın ayinlerde katledildiği ve hatta insan etinin yenildiği yönündeki kan dondurucu gerçekler, karşımızdaki düşmanın ne derece aşağılık olduğunu ispatlamaktadır. Onlar için bir çocuğu ha bombayla öldürmüşler ha bu sapkın ayinlerde kurban etmişler, hiçbir farkı yoktur.

İşte bu sapıklar, Müslümanların bir ve beraber olmasını asla istemezler. Çünkü parçalanmış bir İslam dünyası, onların bu canavarca iştahlarını tatmin edecek bir av sahasıdır. Şunu açıkça idrak etmeliyiz: Eğer biz bugün kendi aramızda İslam birliğini oluşturmaz isek, yarın kendi etlerimizi yiyeceğiz. Kendi evlatlarımızı bu küresel sırtlanlara yem edeceğiz.

Birliğe ve Barışa Çağrı

Bu karanlık tablo karşısında bölge devletlerine ve aziz devletimize tarihi bir çağrıda bulunuyoruz:

İran İslam Cumhuriyeti'ne sesleniyoruz: Müslümanların enerjisini tüketecek olan kardeş kavgalarından ve Arap devletleriyle savaşa girmekten katiyetle imtina edilmelidir. Fitnenin önüne geçmek adına, Türkiye’nin öncülüğünde bir "İslam Birliği" ve "İslam NATO’su" kurulması için vakit kaybetmeksizin resmi müracaatta bulunulmalıdır. Bölgesel ihtilaflar, ancak ümmet bilinciyle çözülebilir.

Yüce Devletimizden ricamız şudur: Mazlumların feryadı arşı titretirken daha fazla beklemeden, İslam dünyasının huzur ve güvenliğini teminat altına alacak olan "İslam Barış Gücü Ordusu"nun kurulması yönünde gerekli adımların atılmasıdır. Adalet ve barışın tesisi için bu bir tercih değil, tarihi bir zorunluluktur.

Son Söz: Vahdet Çağrısı

Şunu asla unutmamalıyız ki; kara toprağın altına girdiğimizde bize rengimizi, kavmimizi yahut mezhebimizi sormayacaklar. Kerbelâ, hepimizin ortak sızısı ve dinmeyen acısıdır. Evlad-ı Resul —Peygamber torunları— her birimizin gözünün nuru, başımızın tacıdır. Bizler, zalimleri Allah’ın adaletine havale etmek yerine, asırlar boyu sürecek bir kin ve nefretle birbirimizi kıramaz, aramızda nifak tohumları yeşertemez ya da bu oyuna alet olamayız!

Zira Allah’ın adaleti, Peygamber torunlarını katledenleri cezalandırma hususunda bizim öfkemizden ve nefretimizden çok daha büyüktür. Bugün mazlum coğrafyalarda akan her bir Müslüman ve masum kanı için yüreğimiz aynı korla yanmazsa, Kerbelâ katillerinden ne farkımız kalır?

Gün, hesaplaşma değil, kucaklaşma günüdür. Yaşasın İttihad-ı İslam ve ebedi kardeşliğimiz! Kahrolsun mezhep taassubuyla bölünmüşlüğe omuz verip, şer odaklarını ve şeytani yapıları sevindirenler!