Kemal Kelleci Hocamızın vefat haberini aldım. Allah rahmet eylesin. Ardından bir yazıyla helalleşmek istedim.
Kemal Kelleci’nin hayat hikâyesini kaleme alan bir kaynakta kendisi için “halk aydını” ifadesi kullanılıyordu. Bu tabir çok hoşuma gitti doğrusu. Biz “Kur’an Dervişi” diyoruz, onlar “halk aydını” diyor. Kavramlar bile bakış açılarımızı törpülüyor. Bir fikir adamı ve yazar olan Kemal Kelleci’ye halk aydını demek nereden akıllarına gelmiş bilmiyorum. Şair Metin Önal Mengüşoğlu’nun Cila Kül ve Kefen şiirini hatırladım. Şöyle diyordu şair mısralarında:
“Kimdir sizi halk eden (yaratan), milletiniz ne güzel / Siyahlar, sarı ırklar, beyaz, kırmızı tenler ansızın halk oldunuz.”
Benim nazarımda ona fikir adamı, yazar ve “Kur’an Dervişi” demek daha efdal… Ankara'nın ve dahası Anadolu'nun manevi mimarlarından desek yeridir. Hatta hatıralarını topladığı kitabına atıfta bulunarak “Kapıdaki Yabancı Kemal Kelleci” de diyebiliriz.
İlk gençlik yıllarında Ankara’ya gelen Kemal Kelleci; Osman Turan, M. Akif İnan ve Recep Doksat’la beraber Türk Ocakları’nda çalıştı. Konyalı felsefeci Hamdi Ragıp Atademir, Nurettin Topçu, Mustafa Yazgan, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi şair ve fikir adamlarını Ankara’da ve Anadolu’nun çeşitli yerlerinde organize etti. Hayatının büyük kısmını Ankara’da geçirse de ömrünü İstanbul ve Anadolu’ya Kur’an-ı Kerim taşıyarak sürdürdü. İslam ve Kur’an hakkındaki şu tespiti oldukça manidardır:
“Bizim zamanımızda Otuz İki Farz, Namaz Hocası gibi kitaplar vardı. Biz Elli Dört Farz’ı bile bilmezdik. Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin, Elmalılı Hamdi Yazır Hoca’nın tefsirlerinin dili de ağırdı; logaritma gibi kitaplardı bunlar. Bu açıdan Bekir Karlığa’nın çevirdiği Fi Zılâl’il-Kur’an’ın Türkiye’de İslami bilginin ve bilincin gelişmesine katkıları büyük oldu. Hatice Babacan olayının ilk elden şahidiyim. Haşim Çağatay, Babacan’ın başörtüsünü çıkarmasını istemişti. Ben Fikir ve Aksiyon Birliği’nin temsilcisi olarak olaya müdahale ettim. Ben âlim falan değilim ama Ankara Palas’ta 1975 yılında ‘Kur’an anlaşılır’ diyerek tebliğe başladım. Ben uzun maraton koşucusuyum. Sezai Beyler, Necip Fazıl üstat, Mustafa Yazgan gibi isimlerin o çalışmaları olmasaydı bugün Türkiye’de bu güzel neticeler hâsıl olmazdı.”
Anadolu'nun “Kur'an dervişini ve Anadolu'ya Tefsir Taşıyan Adam"ını keşke daha yakından tanısaydım. Onun dava arkadaşı, Ankara’da yıllarca omuz omuza mücadele veren İbrahim Halil Çelik Başkanımızı aradım; başsağlığı diledim. Dedi ki: “Eskilerden, Ankara'nın manevi mimarlarından bir tek Saatçi Musa kaldı. Önden gidenlere rahmet olsun...”
Kemal Kelleci Üstadın Kapıdaki Yabancı kitabını yeniden okuyorum. Dört yüz sayfayı aşkın bu eserin her satırında ayrı bir dünya saklı. Kitabın ilk bölümünde kendisiyle yapılmış uzun bir söyleşi yer alıyor; devamında ise dostları ve tanıdıkları, bir döneme şahitlik ederek Kemal Kelleci’yi anlatıyor. Dostları onun hakkında uzun hatıralar kaleme almışlar. Belki gelecek kuşaklar bu kitabı okuyarak Kemal Kelleci’yi tanıyacaklar; ancak günümüz kuşağı olarak bizler zaten onun diğerkâmlığından, Ankara’daki öğrencilere hamiliğinden, fakir dostluğundan, ümmet şuurundan ve hepsinden önemlisi Kur’an anlayışından haberdardık. Ankara'ya gelen öğrencilere (onun tabiriyle “kuzulara”) yer, yurt, aş ve iş bulmada; onları Kur'an'la tanıştırmada bir ömrü harcamış, kelle koltukta kemale ermiş müstesna biriydi.
Kemal Kelleci, güzel vatanın dört bucağını Kur'an ilhamıyla ördü. Bütün Türkiye’yi; şehirler, gruplar, dernekler, vakıflar ve öğrenci evleri arasındaki bitmez gelgitleriyle katetti. Hiç yüksünmeden, bir gün bile miskinlik yapmadan, evini ve çocuklarını ihmal etme pahasına kendini İslam’a ve Kur’an’a adadı.
Bu adanış; faniliğin dar parantezini aşıp ilahi kelamın sonsuzluğunda eriyen bir adanmışlık türküsüdür. Bu adanmış kahraman karakteri, Yazar Mustafa Kutlu'nun Ya Tahammül Ya Sefer hikâyesindeki "dava delisi Kerim"e tıpatıp benziyor. Kemal Kelleci’nin Kapıdaki Yabancı kitabı da onun bu dervişliğine vurgu yapmıyor mu zaten? Bu tür insanlar kendilerini davalarına öylesine adarlar ki hayata dair pek çok şeyi ihmal ettikleri gibi genelde ailelerini de ihmal ederler. Kemal Kelleci, 12 Eylül darbesinin mağdurlarından biri olarak kısa süreli mahkumiyetin ardından eve döndüğünde, kapıyı açan küçük kızı annesine “Kapıda bir yabancı var!” diye seslenir.
Kemal Kelleci’nin sohbet ettiği dostlarına aktardığı şu cümle çok kıymetlidir:
“Kur’an’ı elinizden bırakmayın; bakın hele, ne olur Kur’an okuyun, e mi!”
Kur'an meali ve özellikle Seyyid Kutub'un Fi Zılâl’il-Kur’an (Kur'an'ın Gölgesinde) tefsiri denince akla ilk onun ismi gelir. Hepimiz Kur’an’ın gölgesinde bir arayış içindeyiz. Seyyid Kutub’a ve Kur’an’ın gölgesinde hakikat arayışına giren tüm dostlara selam olsun.