Bazı insanlar vardır ki; edebiyat, hukuk ve siyaset arenasında aynı ağırlık ve maharetle anılırlar. Hangi veçhesinden bakılırsa bakılsın, o kimliklerin her birindeki liyakati ve derinliği tebarüz eder. Bu müstesna şahsiyetlerden biri de hiç şüphesiz Süleyman Arif Emre’dir.
Arif Emre’nin "Leblerimle emrine amadedir canım benim / Alda bir buseyle öldür, haydi cananım benim" beyitleri, ilk bakışta klasik divan şiiri estetiğinde söylenmiş beşeri bir aşkı seslendiriyor gibi görünür. Lakin şiirin devamında yer alan "Arif Emre her ne etsen râzıdır fermânına / Sahibimsin hem efendim hem de sultânım benim" mısralarında, bu mecazi hitap doğrudan Peygamber Efendimiz’e yönelen ve O’na duyulan en deruni aşkı ve teslimiyeti ifşa eden zirve bir naata dönüşür. İlâhî sanatçısı Mustafa Demirci’nin ilahi formunda seslendirdiği bu eser, üniversite yıllarımızda çoğumuzun ezberindeydi. Yine, edebiyat otoritelerinin büyük bir değer atfettiği "Meftun Olarak" başlıklı şiiri de bu geleneğin en nadide örneklerindendir. "Yandım ebedi hüsnüne meftun olarak / Kâr etti dilin ruhuma efsûn olarak" mısralarını aruz ölçüsünün en zarif kalıplarından biri olan "Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Fe'ûlün" kalemiyle örmüş; günümüz müzik dünyasında yaşanan edebi zevksizlik ve sığlık girdabına karşı âdeta sığınılacak bir liman bırakmıştır. Bu eserin hafızalara kazınmasında Mustafa Demirci’nin yanı sıra Mehmet Emin Ay ve Eşref Ziya Terzi’nin icra ve okumalarının da büyük katkısı olmuştur.
Süleyman Arif Emre, seksenli ve doksanlı yıllarda siyasi ve hukukçu kimliğiyle ön planda görünse de, şiiri hiçbir zaman hayatından koparmamıştır. Aslında o, edebiyatı toplumun hizmetine sunan bir şuurla hareket ediyordu. İyi bir Necip Fazıl olabilirdi. Nasıl ki Mehmet Akif İnan bir dönem şiiri ve edebiyatı bir kenara bırakarak sendikal çalışmalara, memurların örgütlenmesine ve ülkenin emek mücadelesine omuz verdiyse —ve eğer o böyle yapmasaydı Türkiye’deki sendikal hareketler edebi ruhtan mahrum kalacaktı— Süleyman Arif Emre de önce hukuk, ardından siyaset arenasında benzer bir misyonu üstlendi. Milletvekili ve bakan sıfatlarıyla bulunduğu her makama ince bir edebi zevk taşıdı; taşıdığı bu örnek şahsiyetle de makamları şereflendirdi.
Büyük şair Bekir Sıtkı Erdoğan, bir yazısında adeta Süleyman Arif Emre’ye sitem ederek şunları kaydetmişti: "...Maalesef, her nedense muhterem dostum avukat oldu, politikacı oldu da şairliği en sona bıraktı. Hâlbuki o, her şeyden önce iyi bir şairdi. O istidada sahipti."
Peki, Süleyman Arif Emre Necmettin Erbakan ile nasıl ve ne zaman tanıştı? Bu suale cevap vermeden önce, onun Osman Yüksel Serdengeçti ile olan hatırasına değinmek gerekir. Süleyman Arif Emre, avukatlık yapma fikrini ilk olarak Osman Yüksel Serdengeçti’ye açmış, Serdengeçti ise kendisine şu karşılığı vermişti: “Arifciğim, senden avukat mavukat olmaz. Sen şair ruhlu bir adamsın, içine kapanık mahcup bir delikanlısın. Sana kim dava verir?” Genç Süleyman Arif Emre’nin bu suale verdiği cevap ise manidardır: “Osman abi, sadece senin aleyhine açılan ceza davalarını alsam bu bana yeter de artar.” Fakat hayat bambaşka bir tecelli sundu; kamuoyunda “Malatya Suikasti Davası” olarak bilinen ve gazeteci Mehmet Emin Yalman’ın vurulmasıyla sonuçlanan hadisede uzaktan yakından ilgisi bulunmadığı hâlde Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti ve daha birkaç aydın tutuklandı. Süleyman Arif Emre de bu mümtaz şahsiyetleri ortağı M. Emin Akyüz’le birlikte savundu. Görünen o ki avukatlık da siyaset de onun için birer meslekten ziyade, birer dava ve hizmet vasıtasıydı.
Süleyman Arif Emre ile Millî Görüş'ün lideri Necmettin Erbakan’ın yolları, 1969 genel seçimleri öncesinde muhafazakâr ve millî kesimin yeni bir siyasi arayış içinde olduğu dönemde kesişti. 1923 doğumlu Emre ile 1926 doğumlu Erbakan arasında sadece üç yaş fark vardı. Arif Emre, o dönem Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı olan Erbakan’ı ziyaret ederek onda gördüğü liderlik vasfını şu sözlerle ifade etmişti: “Davamızın bir karargâhı ve lideri yok, sizi mevcut liderlerden daha liyakatli görüyorum.” Millî Görüş hareketinin fikri ve edebi temellerinin Süleyman Arif Emre’nin etrafında şekillenmiş olması son derece anlamlıdır. Emre, Erbakan’a bu teklifi götürmeden önce düşüncesini yakın dostu Osman Yüksel Serdengeçti ile paylaşmış ve onun da onayını almıştı. Zaten daha önce Hürriyet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi gibi siyasi teşekküllerin kuruluşunda da (1956-1961) yer almış tecrübeli bir simaydı. Necmettin Erbakan bu daveti kabul ederek 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız milletvekili adayı olup meclise girmiş, ardından 24 Ocak 1970’te Millî Görüş’ün ilk siyasi partisi olan Millî Nizam Partisi’ni (MNP) kurmuşlardı.
Edebiyat çevrelerinin sıkça vurguladığı gibi; Süleyman Arif Emre gibi şahsiyetler nesli, siyaseti edebiyatla, fikirle ve sanatla harmanlayan insanlardı. Kültür havzaları zengindi; bu konularda kalem oynatmaktan imtina etmez, ulaştıkları makamları davanın zemininden bağımsız görmezlerdi. Şiir yazar, edebiyatçılarla hemhal olur, hatta fikir mücadelesinin en sert fırtınalarının koptuğu dönemde Osman Yüksel Serdengeçti’nin ve Necip Fazıl’ın avukatlığını bir ücret dahi talep etmeden üstlenirlerdi.
Yazar Yavuz Ertürk de Süleyman Arif Emre’nin şiir dünyasını tahlil ederken onun tercüme faaliyetlerine dikkat çekmiştir: "Süleyman Arif Emre, kendi şiir çalışmalarının yanında tasavvufi şiir çevirileriyle de ilgilenmiş; tüm şiirlerini topladığı Aşkın Aşkı kitabının son bölümünü klasik Fars şiiri temsilcilerine ayırmıştır. Hz. Mevlânâ, Molla Cami, İsmail Hakkı Bursevi, Hakîm Senâi, Ebu Said Muhammed Hadimi, İsa Ruhi, Sadi, Hamid ve Muhammed İkbal gibi sufi şairlerden yaptığı bu tercümeler, onun klasik Farsçaya ve tasavvuf mirasına olan vukufunu açıkça göstermektedir."
Son Söz:
Bugün siyasetin derin suları ne yazık ki sığlaşmış durumda. Okyanusta yüzmesi gereken nesiller, ne yazık ki sığ su birikintilerinde boğulma tehlikesi yaşıyor. Şiiri, musikiyi, edebiyatı ve estetiği derinlemesine idrak edenlerin sayısı azaldı. Şiiri, musikiyi ve edebiyatında içerikleri boşaldı, kof bir hale dönüştü. Diplomalar çoğaldı ancak kelamın ve medeniyetin köklerine merbut olanların sayısı ne yazık ki geriledi. Süleyman Arif Emre gibi siyaset bilgeleri bugün her zamankinden daha çok aranıyor.
O; hukukta Osman Yüksel Serdengeçti, şiirde Necip Fazıl Kısakürek, fikirde Nurettin Topçu ve siyasette Necmettin Erbakan ile omuz omuza vererek bu ülkenin zihin atlasına adını altın harflerle yazdırmış duayen bir şahsiyettir.