Keir Starmer'ın geçtiğimiz gün gerçekleşen istifası aslında iki yıla yayılan bir erozyonun nihai sonucu odu. İstifayı doğrudan tetikleyen gelişme, Andy Burnham'ın Makerfield ara seçimini %54,8 oyla kazanması olarak karşımıza çıksa da asıl kırılma, Mayıs 2026 yerel seçimlerinde yaşanan tarihi yenilgiydi.
Yenilginin temelinde, 2024'te değişim vaadiyle iktidara gelen bir hükümetin ekonomik beklentileri karşılayamaması yatmakta. Büyüme ve yaşam standartları durgunlaşması, pandemi ile Rusya-Ukrayna savaşının ardından derinleşen yüksek yaşam maliyeti kalıcılaşması, IMF’in nisan ayında 2026 büyüme tahminini yılbaşındaki %1,3'ten %0,8'e indirmesi ve İran savaşından en sert darbeyi alacak büyük ekonominin Birleşik Krallık olabileceği ihtimalinin yaygınlaşması işleri hep kötüye götürdü. Sürekli halde basında anılan kamu borcu ise 1960'lardan bu yana GSYH’ye oranla en yüksek düzeye ulaştı. Dahası G7'nin en yüksek borçlanma maliyetine sahip ekonomisine sahipler.
Bu makro tablo, somut politika kararlarıyla seçmen nezdinde tahkim edildi. Emeklilere yönelik kış yakıt yardımının kesilmesi, engellilik yardımlarında öngörülen değişiklikler ve vergi kararları, hükümetin vaat ettiği ekonomik dönüşümü sağlayamadığı algısını da pekiştirdi. Anketler bu algının derinliğini uzun zamandır açıkça ortaya koyuyor. İşçi Partisi’nden kopan seçmenlerin yaklaşık üçte ikisi hükümetin ekonomiyi kötüleştirdiğini düşünmekte ve bu anlayış oranı, hızla büyüyüp güçlenen Reform UK partisi tarafına geçen seçmenlerde %75'e çıkmaktadır.
Yerel seçim sonuçları, geleneksel iki parti düzeninin çözüldüğünü ve en az beş güçlü siyasi aktörün ortaya çıktığını göstermiş durumda. İşçi Partisi hem sağdan hem soldan gelen bir kıskaca yakalandı. Sağ kanatta Nigel Farage'ın Reform UK'i, göç kontrolü ve ekonomik milliyetçilik söylemiyle yerel meclislerde yaklaşık 1.350 koltuk kazanmanın yanında 1973'ten bu yana İşçi Partisi’nin elinde olan Sunderland gibi sembolik kaleleri de ele geçirdi. Sol kanatta ise Yeşiller, tarihinin en iyi yerel seçim performansını sergileyerek Hackney ve Lewisham gibi geleneksel İşçi Partisi bölgelerini ele geçird. Bu kanattan gelen eleştiriler Gazze savaşı tutumu, refah reformu ve servet vergisinin reddi üzerinde yoğunlaştı.
Sonuçların ölçeği gerçekten çarpıcı. Labour, 35 belediyenin kontrolünü ve yaklaşık 1.500 meclis üyeliğini, yani savunduğu koltukların %59'unu kaybetti. Yenilgi İngiltere'yle de sınırlı kalmadı. Galler'de yüz yıllık İşçi Partisi iktidarı sona erdi ve parti lideri tarihte bir seçimde koltuğunu kaybeden ilk hükümet başkanı oldu.
Bu tablonun üzerine, Starmer'ın baştan itibaren kırılgan olan meşruiyet zemini elbette çok etkilendi. 2024'teki ezici sandalye çoğunluğu, 1830'dan bu yana kayıt altına alınan oy oranları içinde bir çoğunluk hükümetinin elde ettiği en düşük oy payına dayanıyordu. Net onay oranı Kasım 2025'te ortalama eksi 46 seviyesine geriledi, Starmer dönemin en sevilmeyen başbakanlarından biri haline geldi. Yenilgiyi izleyen haftalarda 95'i aşkın milletvekilinin istifa çağrısı yapması, savunma yatırım planındaki yetersizlik gerekçesiyle üst düzey savunma yetkililerinin ayrılması ve kabineden gelen istifalar parti içi otoritenin çöktüğünü ortaya koydu.
Starmer'ı düşüren süreç, tek bir nedene indirgenemez. Durgun ekonomi ile popülerliği düşük somut politika kararlarının yarattığı ekonomik hoşnutsuzluk, beş partili bir siyasi parçalanma ortamında hem sağa hem sola oy kaybına dönüştü. Farage'ın Sunderland'deki seçmenini Hackney'deki Yeşil seçmenle birleştiren ortak payda ideolojik bir mutabakat olmayıp siyasi sınıfa yönelik ortak bir reddi. Makerfield ara seçimi, bu birikmiş hoşnutsuzluğun son halkasıydı. Halefi kim olursa olsun, aynı ekonomik kısıtların ve aynı parçalanmış seçmen coğrafyasının devralınacağı açık. Dolayısıyla da işler kısa zamanda özellikle ekonomi açısından Birleşik Krallık için iyi gitmeyecek.
Yakından izlemeye devam…