0
Mem u Zin Hikayesi malum Cizre'de Dicle nehri kenarında geçen bir aşk hikayesi. Bu hikayeyi gerek Mem-é Alan Destanında gerek Ahmed-i Xanî'nin ölümsüz mesnevisi ve gerekse de ondan ilham alan Ahmet Faik Han'ın Türkçe Mem u Zin'inde geçen Mem karakteri aşağı yukarı hep aynıdır.
Mem-i Alan hikayesinde Mağrib (Ya da bazı yaygın rivayetlerde olduğu gibi Yemen) kıralının oğlu olan Mem ile Botan beyinin kız kardeşi (Ya da bazı rivayetlerde olduğu gibi kızı olan Zîn'in ) trajedisi sözlü olarak anlatılıyordu. Bu destana Mem ve Zin perilerin aracılığı ile birbirlerini görüp sevmişlerdir. Oysa Ahmed-é Xanî, kendi zamanına göre, Mem ile Zin'in birbirini görmesi için bir Nevruz gününü seçmiştir. Bu Nevruz günü aslında bütün Kuzey Yarım Küre'deki toplumların ortak bayramıdır. Şairler de bunu bildikleri için motifleri dikkatlice kullanmışlardır.
Mesela büyük şair Fuzûlî de şöhret-yab eseri Leyla vü Mecnûnda aşıkları bir Nevruz gününde buluşturmuştur. Aşağıdaki beyitler de bu olay zikredilir.
Mecnûn'un Leyla ile Kırda Karşılaşması
Bir gün ki bahar-ı alem-efrûz
Vermişdi cihana feyz-i nevrûz
(Fuzûlî-Leyla vü Mecnûn 798. Beyit/ Hz. M.Nur Doğan )
Leyla vü Mecnun Yazma eserinin bu bölümünde bir minyatür var. Minyatür tasvir edildiğinde şunları görüyoruz. Nevruz'un yaşandığı bir bahar günü Leyla ile Mecnûn'un kırda karşılaşmasını konu edinen resimde, doğa, bir tepe, tepenin ortasında bir söğüt, söğütün dibinden çıkıp kıvrılarak akan dere, üzeri çiçek ve bitkilerle kaplı zeminle tasvir edilmiştir. Bitki öbekleri ile bezeli mavi tepenin arkasında biri şaşkınlıkla parmağını ısıran iki erkek bulunur. Dere, Mecnûn'un gövdesine sarıldığı bahar açmış bir ağacın önünden geçerek son bulur. Resmin sağında bağdaş kurmuş oturan, kırmızı elbiseli, beyaz başörtülü Leyla, Mecnûn'a bakar. Leyla'nın arkasındaki nedimesi sağ elinde bir "gül-abdan" tutar. Ön düzlemdeki iki kadın da Mecnûn'a doğru bakmaktadır. Bu figürlerden soldaki Leyla'nın önündeki tabakta bulunan kırmızı meyvalardan (nar?) birini tutar.
Gerek Ahmed-é Xani ve gerekse de Ahmet Faik, Fuzûlî'yi severek okumuşlardır. Oradaki Nevrûz eğlencesinde aşıkları buluşturma motifini yapı sökücülük marifetiyle eserlerine yerleştirmişlerdir. Gerçi Fuzûlî ve Mekanı Bağdat, Hille Kerbela bu coğrafya'dan uzak değildir. Ama Fuzûlî'nin destanını yazdığı Leyla vü Mecnûn'un coğrafyası biraz daha aşağıdadır. Yani Arabistan çölündedir. Fuzûlî ne yapmıştır, bu u çöl aşkını, serabî aşkı Kerbela'ya Bağdat'a hayat veren Dicle nehri'nin kenarına taşımıştır. Oradaki güzellikleri Leyla ile Mecnûn'un aşklarına bağışlamıştır.
Burada şu olguyu zihinlerden silmek taraftarı değilim. Evet Mem u Zin'i Ahmed-é Xanî en güzel bir şekilde yazmıştır. Ki destanın kahramanları kadar o da Mem u Zin mesnevisinin içerisindedir. Eseriyle etle kemik kadar bütünleşmişdir. Ama ondan sonra bir şair çıkıyor adı Ahmet Faik. O da ilkin bir tercüme Mem u Zin kaleme alıyor. Ardından Te'lif bir Mem u Zin. Ahmet Faik, tercüme Mem u Zin'inde bu eserin aslının Kürtçe olduğunu ve Ahmed-é Xanî'yi üstad olarak bildiğini söyler. Kendisine ilham gelerek bu eseri Türkçeye kazandırdığını söyler;
Elfāze-i Kürdī idi taķrīr Olmuşdu nice kitab-ı tasťīr
Çün oldu bu bendeye de ilhām Türkīce beyān u şerh u itmām
Bu nažıma rehber olsa Ĥānī Belki bula cān-ı cāvidānı
(Ahmet Faik,Terc. Mem u Zin Hz. Eyyüp Azlal)
Yalnız Ahmet Faik'in bir sonraki mesnevisi olan Te'lif Mesnevi'de üstad olarak Şeyh Ahmed-é Xanî değil Şems-i Bitlisî'dir. Ve Te'lif Mem u Zin'i de ona ithaf ederek yazar. Aşağıdaki beytte bunlar zikredilir.
Rehberdir önümce Şems-i Bitlis Geldim ki ķılam bu ħālı ťelĥīs (Ahmet Faik,Te'lif Mem u Zin. Hz. Eyyüp Azlal m. 1146)
Yüksek bir ahlakın sahibi olan bahtsız sevgili Mem, cömert ve her şekilde onurludur. Alımlı ve zavallı sevgili olan Zin ise utangaç, fakat asil, kendine güvenen ve uzak görüşlü bir sevgilidir; iyiliksever, şefkatli ve şirindir; onurlu ve dindardır. İkisinin de birbirine olan aşkı çok daha saf ve yüksektir. Mem'in Zin'e olan sevgisi o kadar zor ve yürek yakıcıdır ki sonunda Zin'e olan sevgisi tamamen tasavvufî bir şekilde Allah sevgisiyle bir olmuştur. Nitekim Zin, zindanda Mem'e özgürlük fermanını getirdiğinde bile, Mem bu fermana kulak asmamış, duayla ve mü'min bir şekilde bu dünyadan göç etmiştir.
Mecnun'un Leyla'ya olan vedası da benzer bir trajedi taşımaktadır. Birgün Leyla çölde Mecnun'u bulur ama Mecnun onu tanımaz ve "Leyla benim içimdedir, sen kimsin?" der. Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden Leyla hayata gözlerini yumar. Mecnun, onun mezarına uzanır ve canından can gitmiş gibi hıçkıra hıçkıra ağlar. Yaradana feryat figan dualar ederek canını almasını, kendisini Leyla'sına kavuşturmasını ister. Duası kabul olur, göklerin gürlemesiyle birlikte Leyla'sına kavuşur . Kendini Leyla'ya mezar taşı yapar.
Bu noktadan sonra seven ve sevilen diye iki farklı kişiden bahsetmek te yanlıştır; ruhlar ilahî visal(ilahi kavuşmaya)e ulaşmışlardır. Bu yüzden artık Mecnun ya da Mem sevdiğini kendinden dışarıda aramamaktadır, bu dünyayı onların yeri olarak kabul etmemektedirler. Dünyevî aşkı bir basamak olarak kullanıp onun üstünden maddeden ayrılıp tamamen ruha ait olan ilahi aşk her iki mesnevide de geçerlidir.