Dünya; bugün yalnızca orduların, tankların ve füzelerin gölgesinde değil; aynı zamanda yüzyıllardır şekillenen karanlık bir aklın kuşatması altındadır. Savaşlar artık sadece cephelerde değil, zihinlerde, inançlarda ve toplumların hafızasında yürütülmektedir. Bu yüzden Ortadoğu’da yaşananlar basit bir jeopolitik çekişmenin ötesinde, derin tarihsel hesapların ve ideolojik projelerin sahnesi hâline gelmiştir.

Yahudi bir Hahamın şu sözleri, bugün Ortadoğu’da dönen çarkın en çıplak özetidir: "Biz savaşları başlatırız. Kullanmak için de Hıristiyanları göndeririz. Hıristiyanlar bizim süpürgemizdir." Bu cümle sadece bir kibir beyanı değil; bir stratejinin ifşasıdır. Ancak asıl tehlike savaşın kendisi değil, zihinlerdeki işgaldir. Çünkü biliyoruz ki; akıllar ve gönüller işgal altındaysa, coğrafyanın da işgal edilmesi kaçınılmazdır. Piramidin Tepesindeki Akıl: İngiliz Dehası ve Baal Kültü Bugün dünyayı sistematik bir kölelik düzenine hapseden bu zihniyetin mimarı, sanılanın aksine sadece Siyonizm değildir. Bu sistemi başlatan ve "Baal Kültü"nü modern bir yönetim modeline dönüştüren asıl merkez İngiliz Aklıdır.

Piramidin en tepesinde İngiltere Kraliyet Ailesi yer alır. Onların bir alt basamağında ise finansın devleri olan Rothschild ve Rockefeller aileleri dünyayı parsellemektedir. Bu ailelerin altında ise operasyonel güçler bulunur: Siyonistler, Vatikan ve Mason locaları... Bu yapı, "demokrasi" maskesi altında ülkeleri yönetir. Bir ülkenin başına kimin geçeceği, sandıktan yirmi yıl önce bu masalarda belirlenir. Liderlerin altında ise halkı uyutmakla görevli "gönüllü köleler" vardır: Sözde sanatçılar, oyuncular, sporcular ve medya patronları. ABD ve İsrail ile göbekten bağlı her ülkede bu organizasyon şeması tıkır tıkır işler. Sırayı bozanlar ise operasyonlarla "hizaya" getirilir.

Antik çağda Baal’in büyücüleri ve kâhinleri neyse, bugün kitleleri yönlendiren Hollywood yıldızları, popüler sporcular ve medya patronları odur. Bu kişiler aracılığıyla cinsiyetsizleştirme ve aile karşıtlığı fıtrat bozulur. Tüketim hırsı ve kölelikten zevk alma ile zihinler işgal edilir. Bugün gerek İran’da yaşayan ve İran dışında yaşayan pek çok İranlı da işgal zihniyeti önemli yer tutar. Buna yabancılaşma da diyoruz. Ülkemizde de bunun örnekleri Gezi olaylarında çokça karşımıza çıktı. Zihinlerin işgalinde sahte kahramanlar yaratılır. Sporcular, siyasetçiler hatta dini ritüel adı altında kendilerini bir cemaat lideri olarak takdim edenler de bu gruba girer. LGPT adı altında sapkın davranışlar sergileen sporcular rol model olurlar. Tamamen Rockefeller ailesinin katkısıyla parti kuran siyasetçiler olabilir. Siyonistler, Vatikan ve Mason localarından destek alarak yeni cemaat kuranlar verdiği vaazlarda bu kesimlere diyet borcunu fazlasıyla vermektedirler.

Modern Put: Baal ve Pedofili Sapkınlığı

Kur'an-ı Kerim’de peygamber Hz. İlyas’ın mücadele ettiği Baal (Saffat: 125), bugün sadece bir put değil, bu hiyerarşinin ruhudur. Güce tapmanın, fıtrata savaş açmanın ve pedofili gibi sapkınlıkları "özgürlük" diye yutturmanın adıdır Baal. Evanjeliklerin Trump’ı kutsadığı o ayinler, bir Hristiyanlık tezahürü değil, tam da bu piramidin apokaliptik bir kurgusudur.

Osmanlı Bakiyesi ve Yerli "Zihin İşgali"

Tüm bu küresel organizasyon içinde Osmanlı bakiyesi ülkemizin duruşuna baktığımızda karşımıza ibretlik bir tablo çıkıyor. Ancak asıl sıkıntı içerideki "zihin işgali"ndedir. Amerika’da Trump’a, Baal sapık kültü ışığında Evanjelistlerin yaptığı o ağır dinî ritüellerde ve dualarda laiklik elden gitmiyor; ama ülkemizin Cumhurbaşkanı Cuma namazına gittiğinde laiklik adına kıyametler koparılıyor. Bu bir köle zihniyetidir. Kendi kültürüne, inancına ve köküne düşman olup Batı’nın sapkın ritüellerine kör kalanların akılları ve gönülleri işgal altındadır.

İki İran ve Diasporanın Paradoksu

Zihin işgalinin en acı örneği ise halkına sırt dönenlerdir. Tahran’da Türkçe öğrenip İstanbul’u "çağdaşlaşmanın kalesi" sananlar ile Amerika’da 170 İranlı genç kızın katili Trump’ın ayağını öpen diaspora aynı karanlığın ürünüdür. Onlar için iki İran var: Biri içinde yaşadıkları "ölü" İran, diğeri efendilerinin önünde diz çöktükleri "hayali" İran. Sanatçı kisvesi altında halkına sırt dönenlerin ibret-i âlem yapılması, işte bu yüzden adaletin bir gereğidir.

Sonuç: Demir Kubbe’den Makarna Süzgecine

Siyonizmin ve arkasındaki devasa hiyerarşinin tek güvencesi olan Demir Kubbe, bugün Gazze’nin ve direnişin karşısında bir "makarna süzgecine" dönmüştür. İran’ın kendini savunmak adına ABD ve İsrail hedeflerine yönelmesinde İran İslam Cumhuriyeti kodlarını yeniden bulduğunun bir işaretidir. Yıllarca İslam cumhuriyeti adı altında gayrislami faaliyetleri bırakıp nihayet doğru bir hedefe evrilmiştir.

"Özelde Filistin’de genelde İslam coğrafyasında güvenli hayat tesis edilmedikçe, Amerika’da ve İsrail’de kimse güvende olmasın."

Son söz:

Üzerine bomba yağarken sokakları terk etmeyen, sadece kendilerini değil ümmetin onurunu savunanlara selam olsun. Bizim görevimiz; çocuklarımızı Epstain türü pedofili katillerden, zihinlerimizi ise bu İngiliz aklıyla örülmüş küresel hiyerarşiden kurtarmaktır. Gerçek zafer, bu piramidi zihinlerde yıkmakla başlar.