Turan Karataş, bir yazısında Mehmet Akif Ersoy hakkında yalnızca makale değil, müstakil kitap kaleme alanların hemen tamamının kendi sahasında -sanat ve ilim yolunda- mübalağasız birer şöhret olduğunu belirtir. Gerçekten de M. Âkif üzerine eser veren isimlere baktığımızda, edebiyat ve fikir dünyamızın mümtaz şahsiyetleriyle karşılaşırız:
Süleyman Nazif, Eşref Edib, Midhat Cemal Kuntay, Orhan Seyfi Orhon, Mehmet Emin Erişirgil, Hasan Basri Çantay, Ali Nihat Tarlan, Nurettin Topçu, Kaya Bilgegil, Ahmet Kabaklı, Sezai Karakoç, Orhan Okay ve D. Mehmet Doğan bu isimler arasındadır.
Bu müstesna şahsiyetler içinde, M. Âkif’i hem yakından tanımış hem de onunla dava arkadaşlığı yapmış biri olarak Hasan Basri Çantay’ın ayrı bir yeri vardır. Çantay, 1908 yılında Sırat-ı Müstakim dergisinin (daha sonra Sebilürreşad) yazıhanesinde M. Âkif’le tanışır. O yıllarda başlayan bu tanışıklık, dönemin olağanüstü şartları içinde bir dava arkadaşlığına ve samimi bir dostluğa dönüşür. Nitekim Âkif’in vefatından sonra İstiklâl Şairimizin hatırasını ve fikrî mirasını yeni kuşaklara taşıyan Hasan Basri Çantay, Akifnâme adlı eserini kaleme alarak M. Âkif’in doğru ve hak ettiği şekilde tanınmasına mühim bir katkıda bulunmuştur.
Malumdur ki M. Âkif, “Bülbül” şiirini en güzel bir yadigâr ve dostluk nişanesi olarak Hasan Basri Bey’e ithaf etmiştir. Şiirin epigrafında “Basri Bey oğlumuza” ibaresi yer alır. Âkif, bazı şiirlerinin başında dostlarına iltifatlarda bulunmuşsa da bu ithaf, aralarındaki muhabbetin derinliğini göstermesi bakımından ayrıca dikkate değerdir.
Hasan Basri Çantay, Millî Mücadele yıllarında Âkif’le neredeyse gece gündüz birlikte olmuş, Birinci Meclis döneminde aynı sırada yan yana oturmuş, onu yakından tanımış ve dostluğunu kazanmıştır. Tabiri caizse, Mevlânâ’nın Şems’e bağlılığı ne ise Hasan Basri’nin de M. Âkif’e bağlılığı odur. Onun duyarlığına, fikirlerine ve mücadelesine büyük bir sadakatle eşlik etmiştir.
Âkif’in “Ooo… Adamdır, adam!” dediği Hasan Basri Bey, naklettiğine göre, İstiklâl Marşı’nın yazılması hususunda M. Âkif’e ısrarla ricada bulunmuş, adeta yalvarmıştır. Onu teşvik etmiş, bu marşı kendisinden başka kimsenin yazamayacağını ifade etmiş ve sonunda Âkif’i ikna etmeyi başarmıştır. Bugün elimizde İstiklâl Marşı gibi abidevî bir eser varsa, Hasan Basri Bey’in bu teşvikini de hatırlamak gerekir.
Akifnâme’de bu hususa dair pek kıymetli bir hatıra yer alır. Hasan Basri Çantay, eserinin başına koyduğu ve adeta “sebeb-i telif” mahiyetindeki kısa yazısında şöyle der:
“Üstâd-ı kerîmim Mehmed Âkif Bey hakkında bir kitap neşretmek hatırımdan bile geçmezdi. Çünkü Âkif, kanaatimce, yazılamazdı. Hele onu ben hiç yazamazdım. Hem aczim mânî idi, hem fart-ı muhabbetim. Üstadım öldü; Balıkesir’de çıkan Türk Dili gazetesi benden bir yazı istedi. Bu talebi reddedemedim. Kırık dökük bir şeyler yazdım. Teşvik ettiler, teşci‘ ettiler; nihayet şu âvâre eser meydana geldi.”
Ne hazindir ki Hasan Basri Çantay, Âkif’in vefatından hemen sonra kaleme aldığı yazılarla ilk nüvesini oluşturduğu Akifnâme’yi sağlığında bastıramamıştır. Dosya hâlindeki eser, yeğeni Mürşid Çantay’ın gayretiyle, müellifin de verdiği isimle, yaklaşık otuz yıl sonra kitaplaşabilmiştir.
Akifnâme’de, Âkif’in vefatı üzerine kaleme alınmış yirmi manzume; Hasan Basri Bey’in, Âkif’i tanıyanlardan mektup şeklinde isteyerek topladığı yazılar; o günlerde gazetelerde çıkan mühim makaleler ve haberler yer almaktadır. Eseri kıymetli kılan başlıca hususlardan biri, Hasan Basri’ye gönderilen ve Âkif’i anlatan samimi mektuplardır. Ayrıca Safahat’ta yer almamış bazı manzumelerin de burada bulunması, kitabı edebiyat tarihi açısından önemli bir kaynak hâline getirmektedir. Bu metinlerin bir kısmını bugün başka kaynaklarda bulmak mümkün değildir.
Âkif’in ardından, henüz acısı tazeyken kaleme alınan bu mektuplarda hüzünlü hatıralar, dikkat çekici anekdotlar ve mühim tespitler yer alır. Mektup sahipleri arasında Fuad Şemsi, Fatin Gökmen, A. Hamdi Akseki, Sabri Sözen, Fazlı Yegül, Abdulbaki Gölpınarlı, Hüseyin Siret ve Mustafa Seyit Sutüven gibi dönemin önemli isimleri bulunmaktadır.
Âkif için yazılan ağıt mahiyetindeki manzumelerden biri de Hasan Basri Çantay’a aittir. İlk iki mısrası şöyledir:
“Sana “şair” diyemem; şiir senin pâyinde alçalır,
Alçalır, hâke düşer, yükselir eflâkı aşar”
Hasan Basri Çantay’ın basılmış ve basılamamış pek çok telif ve tercüme eseri vardır. Şüphesiz en mühim eseri, uzun yıllar titizlikle çalışarak hazırladığı ve 1952–1953 yıllarında üç cilt hâlinde neşrettiği Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm adlı Kur’an tercümesidir. Bu eseri hazırlarken de Çantay’ın, M. Âkif’in Kur’an anlayışından ve hassasiyetinden ilham aldığı ifade edilir.
Netice itibarıyla Akifnâme, yalnızca bir hatıra kitabı değil; bir devrin ruhunu, bir dostluğun derinliğini ve bir davanın içtenliğini yansıtan müstesna bir eserdir. M. Âkif’in ardından duyulan hasretin, vefanın ve hürmetin satırlara sindiği bu eser, hem edebiyat hem de fikir tarihimiz bakımından ayrıcalıklı bir yere sahiptir.