Son günlerde sosyal medyada dolaşıma sokulan bir video üzerinden büyük bir tartışma yürütülüyor. Video, AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu’nun Manisa Şehzadeler’de düzenlenen AK Parti programında kürsüye çıktığı anlara ait…
Arka fonda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile özdeşleşen “Dombra” çalıyor. Yenişehirlioğlu ise salondaki teşkilat mensuplarını coşturmaya, heyecanlandırmaya ve birlik ruhunu yükseltmeye çalışıyor. Hepsi bu…
Fakat ne olduysa bundan sonra oldu.
Bir anda sosyal medya operasyonu başladı. X başta olmak üzere bazı çevreler videoyu servis ederek adeta organize bir linç kampanyası yürüttü. Daha da düşündürücü olan ise; bu saldırılara karşı kendi mahallesinden beklenen güçlü desteğin gelmemesi oldu.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur:
Bir dava adamı, kendi teşkilatını motive etmeye çalışırken neden hedef haline getirilir?
AK Parti’nin yıllardır en güçlü tarafı neydi? Samimiyet… Heyecan… Dava bilinci… Liderine olan gönülden bağlılık…
Peki bugün ne oldu da bir salonda oluşan coşku bile bazılarını rahatsız eder hale geldi?
Daha da önemlisi…
AK Parti Grup Başkanvekili görevindeki bir isme yönelik açık bir itibarsızlaştırma çalışması yürütülürken neden sessiz kalındı?
Neden kendi insanına sahip çıkmak yerine, sosyal medya linçine seyirci olundu?
Siyaset yalnızca makam koruma sanatı değildir. Siyaset aynı zamanda yol arkadaşına zor zamanda omuz verebilme iradesidir. Eğer bir dava, kendi insanını yalnız bırakıyorsa orada sadece kişiler yara almaz, dava ruhu da yara alır.
Bugün mesele yalnızca Bahadır Yenişehirlioğlu meselesi değildir.
Mesele; kendi değerlerine sahip çıkıp çıkmama meselesidir.
Çünkü bir hareket, kendi kadrolarını itibarsızlaştıran saldırılar karşısında sessizleşirse; yarın o sessizlik bütün teşkilatın üzerine çöker.
Daha da dikkat çekici olan şudur:
Gerçek yolsuzluk iddialarında…
Milletin hakkını ilgilendiren skandallarda…
Muhalefetin açık yanlışlarında gösterilmeyen hassasiyet, konu kendi içlerinden biri olunca bir anda büyütülüyor.
Bu yaklaşım dava şuuru değildir.
Dava şuuru; farklı görüşler olsa bile kendi insanını sosyal medya linçine teslim etmemektir.
Dava şuuru; insanına talimatla zoraki oluşmadan, gönülden sahip çıkabilmektir.
Çünkü sadakat sadece alkışla ölçülmez.
Sadakat, zor zamanda belli olur.
Bugün bazı çevreler “neden destek paylaşımı yapılmadı?” sorusunu küçümseyebilir. Oysa mesele sadece bir paylaşım değildir. Mesele; bir dava adamının yalnız bırakılıp bırakılmadığıdır.
Eğer insanlar sadece talimat geldiğinde konuşuyor, sadece rüzgâr uygun olduğunda destek veriyorsa; orada samimiyet değil, konfor alanı vardır.
Oysa bu hareketi yıllarca ayakta tutan şey; gönülden bağlılıktı.
Talimat beklemeden mücadele edenlerdi.
Risk olduğunda geri çekilmeyenlerdi.
Liderine ve yol arkadaşına sahip çıkanlardı.
Bugün yapılması gereken şey; sosyal medya operasyonlarına malzeme taşımak yerine, birlik ruhunu yeniden ayağa kaldırmaktır.
Çünkü unutulmamalıdır:
Kendi insanını koruyamayanlar, yarın davasını da koruyamaz.
Ve bugün sessiz kalanlar, yarın o sessizliğin ağırlığı altında kalacaktır.