Savunma sanayii…

Bir milletin yalnızca askeri gücünü değil; aklını, mühendisliğini, sabrını ve stratejik ufkunu da gösteren aynadır. Türkiye, son yıllarda bu aynaya daha özgüvenli bakıyor. Çünkü artık sadece satın alan değil, tasarlayan; sadece kullanan değil, yön veren bir ülke konumuna yükseliyor.

Bu dönüşümün iki önemli aktörü ise hiç şüphesiz Baykar ve ASELSAN.

Son dönemde envantere giren ve girmeye hazırlanan sistemler, aslında bir teknolojik sıçramanın da işareti niteliğinde.

Gökyüzünde Yeni Dönem: Bayraktar KIZILELMA

Türkiye’nin ilk insansız muharip savaş uçağı olan Bayraktar KIZILELMA, klasik SİHA kavramının ötesine geçen bir platform.

Bu sistem sadece keşif ya da nokta atışı görevleri için değil; hava-hava muharebesi yapabilen, yüksek hızlara ulaşabilen, yapay zekâ destekli görev icra edebilen yeni nesil bir konsepti temsil ediyor.

KIZILELMA’nın anlamı şudur:

Türkiye artık yalnızca insansız hava aracı üretmiyor; insansız savaş uçağı teknolojisine geçiş yapıyor.

Bu, savunma doktrininde stratejik bir eşik demektir.

Denizden Havalanan Güç: Bayraktar TB3

Bayraktar TB3, Türkiye’nin ilk gemi konuşlu insansız taarruz hava aracı olma özelliğini taşıyor.

Katlanabilir kanat yapısı sayesinde kısa pistli gemilerden kalkış ve iniş yapabiliyor. Özellikle TCG Anadolu üzerinde görev yapacak olması, deniz gücüne hava kabiliyeti kazandıran çarpan etkisi oluşturuyor.

Bu ne anlama geliyor?

Türkiye, mavi vatanda yalnızca deniz platformlarıyla değil; denizden havalanan insansız sistemlerle de varlık gösterecek demektir.

Yüksek İrtifa Stratejisi: Bayraktar AKINCI

Hâlihazırda aktif görevde bulunan Bayraktar AKINCI, yüksek irtifa ve uzun dayanım kapasitesiyle Türkiye’nin stratejik hava gücünün insansız ayağını oluşturuyor.

Son dönemde hava-hava mühimmat entegrasyonları ve gelişmiş radar sistemleriyle donatılması, onu yalnızca bir taarruz aracı değil; çok rollü bir hava platformu haline getiriyor.

AKINCI artık sadece yerdeki hedefleri değil, hava unsurlarını da tehdit edebilecek bir seviyeye ulaşmış durumda.

Görünmeyeni Görmek: ASELSAN’ın Radar ve Elektronik Harp Gücü

Savunma yalnızca saldırıdan ibaret değildir. Asıl güç; görmektir, duymaktır ve elektronik ortamda üstünlük sağlamaktır.

Çelik Kubbe

ASELSAN öncülüğünde geliştirilen Çelik Kubbe, çok katmanlı entegre hava savunma mimarisi sunuyor.

Bu sistem; radar ağları, elektronik harp unsurları ve füze savunma sistemlerini tek bir komuta kontrol yapısı altında birleştiriyor.

Bu, Türkiye’nin hava sahasını daha bütüncül ve koordineli biçimde koruyabileceği anlamına geliyor.

ALP ve MURAD Radarları

ASELSAN’ın geliştirdiği:

ALP 100-G

ALP 300-G

MURAD AESA Radar

Bu radarlar; uzun menzil, düşük irtifa tespiti ve çoklu hedef takibi gibi kabiliyetlerle hava sahası farkındalığını ileri seviyeye taşıyor.

Özellikle AESA teknolojisi, aynı anda hem arama hem izleme hem de hedefleme yapabilme kabiliyeti sunuyor.

Bu da savaşın kaderini belirleyen unsur olan “ilk gören avantajlıdır” ilkesini Türkiye lehine güçlendiriyor.

Stratejik Okuma: Bu Ne Anlama Geliyor?

Baykar’ın platform üretimindeki sıçraması ile ASELSAN’ın elektronik harp ve radar alanındaki derinliği birleştiğinde ortaya şu tablo çıkıyor:

Gökyüzünde insansız savaş uçağı

Denizde gemiden kalkan SİHA

Yüksek irtifada stratejik taarruz kabiliyeti

Entegre hava savunma ağı

Yerli AESA radar teknolojisi

Bu yalnızca savunma sanayi başarısı değildir.

Bu, bir ülkenin teknolojik bağımsızlık manifestosudur.

Son Söz

Savunma sanayii bir milletin “olmazsa olmaz” sigortasıdır.

Fakat daha önemlisi; mühendisliğin millileşmesi, teknolojinin yerlileşmesi ve stratejik aklın kurumsallaşmasıdır.

Baykar ve ASELSAN’ın envantere kazandırdığı her yeni sistem, aslında Türkiye’nin bağımsızlık iradesinin teknik bir ifadesidir.

Ve artık şu gerçeği açıkça söyleyebiliriz:

Türkiye, savunmada izleyen değil; yön veren bir ülke olma yolunda ilerliyor.