0
Bazı kelekler vardır ki hiç unutulmaz… Hendekleri, ihanetleri, kadın kılığı ile erkekliğe sığmayan vahşet sergilemelerini, tüm değerlere saldırmalarını anladıkta, zaten kirli yollarının gereğini yapıyorlar… Fakat devletin emeği ile diploma almış, bu günlere gelmiş ve yine devletin verdiği maaşla geçimini sağlayan akademisyenlerin, aydınların devlete silah çekmiş, evleri cephanelik haline çevirmiş teröriste destek niteliğindeki imzaları bir türlü anlaşılır ve hazmedilir değil. Ya bu teröristler; kandan beslenenler çok şirin biz anlayamamışız, ya da bu imza sahipleri hiç aydınlık görmemişler, aydın olamamışlar…
1100 karanlık meşale şehit için, vatan için, millet için, en önemlisi; hak ve adalet için tutuşmuyor… Yükselen ses, atılan imza, huzur bozmak için, teröre destek için… Terörü desteklemek, şehide sahip çıkmamak karanlıklarını ilan değil midir? Aydınlanmamış insanlar önemli yerlerde görev yaparken; hele üniversite gibi yerlerde kendi karanlıklarını aktarmış olmazlar mı? Hakikatlerin dünyevi ve uhrevi aydınlığına kalın perdeler çekmiş aydınların bu hazmedilmez davranışları ve imzaları gerçekten çok düşündürücü… Geleceğin aydınını, sanatçısını, akademisyenini şimdiden yeterli aydınlatmak, ilerde gerçek aydın olmalarını sağlamak için eğitimin acilen yoğun bakıma alınması lazım.
Bizim bir takım akademisyen ve aydınlarımız ne zaman yanlış giden ve millet aleyhine olan mevzular da feveran edecekler? Sadece birilerinin istek ve arzusuna göre ve nerede arzu ediyorlarsa orada ses yükseltmeyi öğrenmişler… Tarifenin dışına çıkamıyorlar, görmüyorlar, duymuyorlar; yürekleri çok uzak tatillere çıkmış…
İşte tam bu düşünceler ile elime Sözler'i alıyorum ve açtığımda Lemaat'tan "Nur-u akıl kalbden gelir / Zulmetli münevverler bu sözü bilmeliler: Ziya-yı kalbsiz olmaz nur-u fikir münevver. O nur ile bu ziya mezc olmazsa zulmettir; zulüm ve cehli fışkırır. Nurun libasını giymiş bir zulmet-i müzevver. Gözünde bir nehar var; lakin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki bir leyl-i münevver. O içinde bulunmazsa, o şahm-pare göz olmaz, sende birşey göremez. Basiretsizbasar da para etmez. Ger fikret-i beyzada süveyda-i kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basiret olmaz. Kalbsiz akıl olamaz." kısmı tevafuk ediyor, okuyorum ve derin bir düşünceye dalıyorum… Âcizane anladığımı aktarmaya çalışayım:
Aydınlanması için kalpten akla nur gitmeli… Kalp ışığı olmayan akıl karanlıklıdır ve karanlıklara iter... Aydın olmak, aydınlanmak fikirlerin ve aklın nurlu olmasıdır. İman kalbe girip, akıl için santral oluşturdu mu, elektriği, hem ruh efendisini, hem etrafını aydınlatır hale gelir... Eğer akıl imanla aydınlanmaz ise, cehalet fışkırır sözden, kalemden ve imzadan da ihanet... Aydınmış gibi görünmeye çalışırken, karanlık fikirleri çirkin libasını ele vermiş olur. Gördüğünü sanır, kendini gündüzde sanır, lakin içindeki karanlık gerçekleri görmesini engeller. Aslında insanın görmesini sağlayan içindeki aydınlıktır… Aydın biri eğer ileriyi göremiyorsa, görmesi de işe yaramıyor. İmanlı ve aydınlık fikirler, ayrıca manevi kalp insan beynini aydınlattığı gibi; görmesini de müspet hale getirir... Aydın libasına bürünmüş yalancı aydınlar, şeytanların çürük davalarını, insanlar üzerinde pekiştirmek için nasılda eğitimlerini feda ederler anlaşılır değil…
Allah inancı olmayan bir ilmi çürük gören gerçek aydınlar, küfür karşısında vazifeleri itibari ile gerçek makam ve kariyer sahipleridir… Gerçek aydınlarımız, Türkiye'nin karanlık dönemlerinde meşale oldular… Efendimiz (sav)'den sonra Selef-i Salihin ve asırların sahipleri, kendileri karanlıkta olmadıkları için aynı zamanda aydındılar, aydınlıktılar ve her türlü karanlık kovucu oldular… Son yüzyılda da küfrün belini kırmasından dolayı Bediüzzaman'da karanlık kovucu ve gerçek manada aydın olmuştur. Üstelik birinci muhatap kendini görmüş ve kuvvetli bir imanla kendini aydınlatmıştır.
Son söz: Akademisyenler gerektiği zaman güzel şeylere imza atmalı… Kanun tanımayan, nizam tanımayan, kanla beslenen hiçbir teröre sırf istemediği kişiler iktidar diye göz kırpmamalı, alkış tutmamalı. Hele milletin oyunu hiçe saymamalı… Şimdi soruyorum: Bu imzalar kimin içindi?
Hain şebekelere tercüman olmak, aydın ve akademisyen eder mi?
Okuduğu fenler ile mutlak yaratıcı Allah'ı (c.c) bulamamış biri aydın olabilir mi?
Yıldızlardaki nizamı, zerrelerdeki baş döndüren sanatı görememiş biri akademisyen olabilir mi?