Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin en kanlı ve trajik olaylara maruz kaldığı cephelerden birisi de Çanakkale Cephesi’ydi. Gelibolu Yarımadası’nda havadan, karadan ve denizden yapılan düşman saldırılarında “Çanakkale Geçilmez” diyerek toprağa düşen şühedânın destansı mücadelesinin üzerinden 111 yıl geçti.
Bir asır önce kirli senaryolarla Cihan Devleti Osmanlı’yı 7 cephede parçalayan sırtlanlar sürüsü bugün Türkiye’yi yine içerden ve dışardan abluka altına almaya çalışıyor. Bu kuşatmayı yarmak için Mavi Vatan’da, Libya’da, Irak’ta, Suriye’de sınır boylarında bekâ mücadelesi veren Türkiye Mehmetçikleriyle destan yazıyor. Tıpkı 111 yıl önce olduğu gibi etrafımızı saran emperyalist sırtlan sürüleri bizden kopartıp, “böl, parçala ve yönet” taktiği ile sömürdükleri halkları canlarından, mallarından, yurtlarından sürmenin yeni yollarını arıyor.
“Son günlerde “sırada Türkiye var!..” hezeyanı ile Osmanlı bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti’ne parmak sallayanlar hiç boşuna heveslenmesin!.. Çanakkale’de destan yazanların torunları dedelerinden aldıkları emaneti canı pahasına korumak için asrın bütün imkânlarını seferber ediyor. “Çanakkale Ruhu”nu bu topraklarda ilelebet pâyidâr kılmak için “dosta güven, düşmana korku” salan kahramanlıklar sergiliyor.
Küffara karşı Çanakkale’yi geçilmez kılarak ölümü öldüren 15’lilerin, Bigalı Mehmet Çavuşların, Havranlı Seyit Onbaşıların, Niğdeli Alilerin, Mücahide Hatice Hanımların, 57’nci Alaylıların torunları, dedelerinin ruhunu şâd etmek için gece gündüz demeden çalışıyor.
DESTANSI MÜCADALE HÂLÂ TAZELİĞİNİ KORUYOR
111 yıl önce Çanakkale Cephesi’nde yaşanan ibretlik tabloya bir kez daha bakalım...
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin en kanlı ve trajik olaylara maruz kaldığı cephelerden birisi de Çanakkale Cephesi’ydi. Gelibolu Yarımadası’nda havadan, karadan ve denizden yapılan düşman saldırılarında “Çanakkale Geçilmez” diyerek toprağa düşen şühedânın destansı mücadelesinin üzerinden 111 yıl geçmesine rağmen hâlâ tazeliğini koruyor.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde Balkan devletleriyle Osmanlı hükümetlerinin ilişkileri 1912’nin Eylül’ünden itibaren kötüye gitmeye başlamıştı. Bu gelişmelerin ardından İstanbul’da, daha sonra Bâbıâli Baskını olarak anılacak olan kanlı bir hükümet darbesi, Yarbay Enver Bey ve 30-40 kişilik İttihatçı arkadaşları tarafından gerçekleştirildi. Arkasından Harbiye Bakanı Nâzım Paşa’yı öldürüp, Sadrazam Kâmil Paşa’yı istifaya zorladılar. Aynı günün henüz akşamı olmadan Sadâret’e (Başbakanlığa) Mahmut Paşa’yı getirdiler. İstanbul Muhafızlığı da şehrin kontrolünü eline alan Cemal Paşa’nın idaresine geçmiş oluyordu. Ancak Balkan Savaşı henüz bitmemiş, harp bütün acımasızlığıyla devam ediyordu.
1 Ağustos 1914 günü Almanya’nın Rusya’ya harp ilan etmesiyle, Harb-i Umumi olarak bilenen 3 kıtada ve 8 cephede 2.5 milyon askerin çarpıştığı bu savaşa girilir. Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da 2 Ağustos 1914 yılında patlak verdiğinde Osmanlı Devleti de aynı tarihte seferberlik ilan eder.
2 MİLYON METREKARELİK TOPRAKLARA GÖZ DİKİLDİ
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı, sadece farklı rütbelerden değil, farklı coğrafyalardan, dinlerden ve etnik gruplardan çok sayıda askeri ordu birliklerinde istihdam ederek cephelere sürer. 1914 yılında Osmanlı Devleti hâlâ oldukça geniş sayılabilecek bir imparatorluktur ve toplam yüzölçümü 2 milyon kilometrekaredir.
Osmanlı Devleti, bu çalkantılı dönemde bütün sınırlarda İtilaf Devletleri’nin (İngiltere, Rusya, Fransa ve İtalya) askeri hedefi haline gelir. İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’u alarak; İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, İstanbul’u zapt etmek suretiyle Almanya’nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletleri’ni zayıflatmak amaçlarıyla ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’nı seçer.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı sahnesi gerçek anlamda çok cepheli savaştır ve Osmanlı orduları bu cephelerde aynı anda birden fazla İtilaf Devleti ordusuna karşı mücadele verir. Osmanlı askerleri Arap Yarımadası, Irak, İran, Avrupa, Galiçya, Doğu Anadolu ve Çanakkale’de çarpışır. Osmanlı savaş tecrübesinin en yoğun, en uzun ve ne yazık ki, en kanlı geçen, dolayısıyla hatırlama kayıtlarına en çok yansıyan cephelerden birisi de Çanakkale Cephesi’dir.
ÖĞRENCİLER OKULU BIRAKIP CEPHEYE KOŞTU
18 Mart 1915’te Çanakkale Cephesi’nde patlak veren savaş sonrası Anadolu ve İstanbul sokakları, düşmanın Çanakkale’yi geçtiği söylentileriyle çalkalanmaktadır. Harbiye Nâzırı Enver Paşa’nın, “Vatan elden gidiyor, daha çok askere ihtiyacımız var” çağrısı karşısında müteessir olan münevverlerin, aydınların, muallimlerin, öğrencilerin içi kan ağlamaktadır.
Ölüm ile hayat, esaret ile hürriyet arasındaki hassasiyetin en fazla hissedildiği bir dönemden geçilmektedir. Askerlik şubelerinin önleri Çanakkale Cephesi’nde yerini almak isteyenlerin oluşturduğu uzun kuyruklarla dolup taşmaktadır. Fakat, bu kuyrukların ekserisini oluşturan öğrenciler için bir engel vardır; Askerî Mükellefiyet Kanunu.
Bu kanuna göre, Sultanîye öğrencileri askere alınamaz. Fakat durum çok farklıdır. Vatanın elden gitme tehlikesi vardır. Gönüllü olarak askere kabul edilen öğrenciler ilk fırsatta Çanakkale Cephesi’ne koşarlar. Bunların başını da Medreseli, Daru’l-Fünunlu (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi), Mekteb-i Sultanîli (Galatasaray Lisesi), İstanbul Sultanîli (İstanbul Erkek Lisesi), Vefa Sultanîli (Vefa Lisesi) ve Dârülmuallimîn-i Âliyeli (Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi) öğrenci ve öğretmenleri çekmektedir.
Dünyanın dört bir yanından gelen Avrupalı, Afrikalı, Avusturyalı, Hintli ve Senegalli düşman askerleri, Gelibolu Yarımadası’na havadan, karadan ve denizden ölüm kusmaktadır.
BU SAVAŞ HAK İLE BÂTILIN SAVAŞI...
Çanakkale Boğaz’ında âdeta “mahşer” yaşanmaktadır. Burası 7 düvelin üzerimize çullandığı Çanakkale Cephesi!.. Bu savaş, Hak ile bâtılın savaşı... Bu zafer, ölümü öldürenlerin zaferidir. 18 Mart 1915’te başlayan ilk saldırı 9 Ocak 1916 tarihinde karşı donanmanın Osmanlı topraklarını tamamen terk etmesiyle son bulur.
Canlarını vatanları uğruna seve seve fedâ eden daha bıyığı terlememiş öğrenci ve öğretmenlerin çoğu geri dönemez. Öğrencilerini şehid veren okulların bir kısmı o tarihlerde mezun dahi veremez. Destanların yazıldığı, dramların yaşandığı bu süreç sonrasında, “eğitim hâfızamız”da oluşan boşluk uzun yıllar doldurulamaz.
Çanakkale Cephesi’ndeki muharebelerde toplam 57 bin 84 Mehmetçik şehit olur. Bu trajedilerle dolu savaşta Osmanlı’nın tahminen 240 bin askeri esir düşerken, 3 milyon insanı da şehit olur. Dünya genelinde ise bu savaşta 16 ilâ 19 milyon arası asker ve sivil hayatını kaybeder.
*
Türk milleti; Yemen, Medine, Kafkasya, Galiçya, Çanakkale’deki kahramanlıklara rağmen bu savaşta mağlup sayılır. Savaş sonunda Ortadoğu ve Arap Yarımadası’nda Türk egemenliği yerini İngiliz ve Fransız eğilimli manda yönetimlerine bırakır. Bölgede Irak, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan gibi devletler kurulur.
“Çanakkale Geçilmez” kılınır, fakat bunun bedeli olarak geleceğimizi inşa edecek hafızamız yok olur. 18 Mart’ta yazılmaya başlayan destanla 9 Ocak 1916’ta vatanımızı terk etmek zorunda kalanlar 13 Kasım 1918 tarihinde payitaht İstanbul’u işgal eder. Arkasından 3 kıta 7 iklimde 624 yıl hüküm süren koskoca Osmanlı Devleti çöker.
Kafkasya’ya, Suriye’ye, Filistin’e, Irak’a, Hicaz’a, Yemen’e, Galiçya’ya Balkanlara huzur götüren el çekilince Ümmet yetim kalır. Bu çöküşle birlikte İslâm coğrafyalarından kan ve gözyaşı hiç eksik olmaz.