(TARİHİN İZİNDE-6)

Neresinden tutulsa, neresinden anlatsa içinde kaybolunulan koca bir dehlizi, gizemli efsaneler diyarını andırmakla birlikte nice imparatorların ilk yenilgisine şahitlik eden Doğu Roma’nın en büyük garnizonlarından biri olan Dara Antik Kenti’ndeyiz.

Pers Kralı III. Darius tarafından askeri üs olarak kurulmuş ve çeşitli dönemlerde İranlılarla Romalılar arasında el değiştiren Dara Antik Kenti, asırların yorgunluğunu üzerinde taşıyor. Kent sanki kendini Büyük İskender’e (MÖ 336-323) karşı savunan ve bu uğurda hayatını Pers Kralı III. Darius’un (MÖ 336-330) yasını tutuyor.

“HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAKTIR”

Mardin’in 30 kilometre güneydoğusunda, Nusaybin’in (Nisibis) 20 kilometre batısında, Suriye sınırına yaklaşık 10 kilometre mesafede yer alan Dara Antik Kenti, bir tarafında Mezopotamya Ovası bir tarafında ise Tur Abidin Dağları’yla birlikte içinden dere geçen iki yamaç üzerindeki kireçtaşı kayalarında ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor.

Kent, geniş tepelerinde, doğal kaya kütlesi oyularak derin ve geniş vadiler biçiminde oluşturulan üç katlı Kaya, Lahit ve Sanduka mezarlarıyla âdeta “her nefis ölümü tadacaktır” âyetini tebliğ ediyor.

Büyük kaya mezarlık alanının 50 metre kadar güneyinde yer alan Roma İmparatoru Anastasius dönemine ait olan Mozaikli Yapı’nın tamamı açığa çıkarılamamakla birlikte; mozaik kompozisyonunda çoban, bitki ve hayvanların resmedildiği bir sahne ve ortasında 11 sıradan oluşan bir yazıt yer alıyor. Kentin doğu kısmında yer alan tepede İslâmî Dönemlere ait geniş bir alanda mezarlık yer almakla birlikte, kime ait olduğu bilinmiyor.

RUS ZULMÜNDEN KAÇAN ÇEÇENLER DE BURADA

1870’te Rus zulmüne uğrayan Çeçenler, akın akın Osmanlı topraklarına göç eder. Her zaman mazlumlara kucak açan Osmanlı Devleti, Çeçenleri topraklarının farklı bölgelerine yerleştirir. Bunlardan birisi de Mardin’dir. Dara’ya yerleşen ve geçirdikleri salgın hastalık sonucu hayatını kaybeden muhacir Çeçenlerin kaya nekropol alanındaki mezarları ise birer Fatiha bekliyor.

I. Anastasius (M.S. 491–518) ve I. Justinianus (M.S. 527–565) dönemlerine ait olduğu düşünelen, kentin üzerine kurulduğu üç büyük tepeyi çevreleyen yaklaşık 4 kilometre uzunluğundaki 4 yöne açılan ana kapılı sur duvarlarının 2.8 kilometrelik bölümü günümüze kadar ulaşabilmiş.

Kentin güney kapısından itibaren, kent içinde kuzeye doğru, Dara Deresi kıyısı boyunca uzanan geniş Agora Caddesi ticaretin merkezi olmakla birlikte şehre kattığı zenginliklerin kalıntılarını günümüzde bile hissettiriyor.

Tabii olarak kale ile çevrili bir şehri maksemsiz (üstü örtülü su hazne binası) düşünmek imkânsız. Kentin akropolünün güney yamaçlarına, ana kaya içine oyularak yapılan makseme su 4 kilometre mesafeden kanallarla kuzeydeki tepelerin üzerinden getirilmiş. Burada toplanan su, kanallar vasıtasıyla kentin bütün yapıları başta olmak üzere kilise, zindan sarnıç ve vaftiz havuzu gibi diğer sarnıçlara dağıtılmış.

“GİDEMEDİĞİN YER SENİN DEĞİLDİR”

M.S. 573’deki kuşatma sırasında, kentin su kaynaklarını kesmek isteyen Sasani ordusu tarafından yapıldığı düşünülen, şehrin kuzeyinde nehrin üzerinde 250 metre uzunlukta biri büyük, diğeri küçük baraj kalıntısı günümüze kadar ulaşamış.

Kent, özellikle Sasani orduları tarafından kuşatıldığı ve dışarıyla irtibatının kesildiği dönemlerde, bu su kaynakları sayesinde uzun süre direnebilmiş.

Dara Deresi üzerine kesme taş örgülü ve yuvarlak kemerli olarak kurulan köprüler ise, “gidemediğin yer senin değildir”in ne mânâya geldiğini özetliyor.

2008 yılından itibaren başlatılan kazılarda gün yüzüne çıkarılan kalıntıların gizemi çözülmeye çalışılırken, âdeta Mezopotamya’nın kalbine açılan bir geçit özelliği taşıyor.

Paha biçilemez zenginlikleri içinde barındıran Dara Antik Kenti, üç farklı dinin ortak noktada buluştuğu devâsa bir Nekropol’ü (arkeolojik şehirlerde mezarlıkların ve toplu mezar yerlerinin bulunduğu bölgeye) ev sahipliği yapıyor. Kentin doğusunda yer alan kaya mezarları Kuruçay’a kadar uzanıyor. Kent içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntıları hâlâ geçmişin izini geleceğe taşımaya devam ediyor. Zindan duvarlarının arasından sızan efsaneler ziyaretçilerin kulağına fısıldanıyor.

***

NUSAYBİN, GÜZELLER GÜZELİ CAN NUSAYBİN...

Seyahatimiz boyunca neredeyse “Eski Mardin”i anlata anlata bitiremesek de, Mardin sadece “Eski Mardin”den ibaret değil. Çevresini kuşatan o kadar çok güzellik var ki, öyle bir çırpıda anlatmak kolay değil... Buna sadece Nusaybin ve Midyat’tan birkaç örnek vermekle yetinelim...

Nusaybin denince hiç şüphesiz akla ilk olarak Zeynel Abidin Camii ve Türbesi, Selmân-ı Pâk Camii geliyor.

Nusaybin Zeynel Abidin Camii’nin vakfiyesinde, 12’nci yüzyılda inşa edildiği ifade edilen ve Hz. Muhammed’in 13’üncü göbek torunu Zeynel Abidin’in adıyla anılan, kendisinin ve kız kardeşi Sitti Zeyneb’in makamı bulunan, Nusaybin’in en önemli yapılarından olan Abidin Camii ve Türbesi, UNESCO geçici listesinde yer alıyor.

BERLBERLERİN PÎRİ SELMÂN-I PÂK

Rivayete göre Selmân-ı Pâk (Selmân-i Farisi) çocukluğunda Hıristiyanlığı benimseyerek ailesinin yanından ayrılır. Suriye’deyken ölüm döşeğindeki öğretmenin kendisine Hz. Muhammed’in ortaya çıkacağını haber vermesi üzerine gittiği Arabistan’da esir edilip satılır. Selmân-ı Pak’ın Medine’de İslâm dinine girdiği ve Hz. Muhammed tarafından özgürlüğüne kavuşturulduğu anlatılır. Hz. Muhammed’i tıraş ettiği için de berberlerin pîri olarak anılır. Burada bulunan kabri, Kerbelâ’yı ziyaretten dönenlerin uğrak yeri olur.

ZEYNEL ABİDİN’LE, MOR YAKUP YAN YANA...

Nusaybin’deki Zeynel Abidin Camii İslâmiyet’in, Mor Yakup Kilisesi ise Hıristiyanlığın önemli mâbedlerinden kabul ediliyor. Yan yana sayılabilecek konumda olan ve sürekli birlikte anılan iki yapıdan biri olan Mor Yakup Kilisesi, 4’üncü yüzyıla tarihlendirilmesiyle birlikte, hastalara şifa vermesi, engelli insanları iyileştirmesi, bir haftalık bebeği konuşturması gibi mucizelerine inanılan ve azizlik mertebesine yükseltilen piskopos Mor Yakup’un ismini taşıyor.

309 yılında Nusaybin piskoposluğuna getirilen Mor Yakup, burada bir katedral ve vaftizhane inşa ettirmiş. Yüksek kabartma tekniğinde yapılmış bezemelerle süslü olan ve Mardin’in en iyi taş işçiliği örneklerinden birini teşkil eden yapı, Mor Yakup ve öğrencisi şair Mor Efrem tarafından 326 yılında kurulan ünlü Nusaybin Okulu’na ev sahipliği yapmış. Bine yakın öğrencinin yatılı olarak okuduğu dünyanın ilk üniversitelerinden biri sayılan bu okulda, teolojinin yanı sıra felsefe, mantık, edebiyat, geometri, astronomi, tıp ve hukuk dersleri verilmiş. 38 yıl boyunca bu okulda öğretmenlik yapan Mor Efrem, Süryânî edebiyatının önemli bir şairi ve Süryânî dilinin en büyük ustası olarak tarihe ismini yazdırmış. Ölümünden sonra adıyla anılan Mor Yakup Kilisesi’ne defnedilmiş.

Bu kadîm yapılarla birlikte ismini burada kısaca anmadan geçemeyeceğimiz bir mâbed daha var: Mor Evgin Manastırı. Nusaybin ilçesine bağlı Bagok Dağı eteklerinde M.S. 363 yılından Hıristiyan azizlerden Mor Evgin tarafından kurulan, Sümela Manastırı’nı andıran mimarisi ve 1 ton 298 kilogram ağırlığındaki çanıyla dikkat çeken Mor Evgin Manastırı bölgenin en uğrak yerleri arasında bulunuyor.

(20 Ocak 2026 Salı günü Nusaybin-Kamışlı sınırında PKK destekçisi teröristlerin menfur bayrak provokasyonu ile gündeme gelen Nusaybin, aslında tarih boyunca ilim, bilim ve kültür merkezi olarak önemli bir misyon üstlenmiş. İspatı da verdiğimiz örnekler. )

***

KUTSAL DAĞLARIN KALBİ MİDYAT

Midyat denince ilk akla gelen Tur Abidin oluyor. Tur Abidin ne demek?.. Süryânîce “İbadet Edenlerin Dağı” anlamına gelen ve Midyat ve çevresini içine alan bölge demek.

Kutsal dağların kalbi Midyat ve çevresini içine alan ve dünya Süryânîleri için kutsallık atfedilen bölge, binlerce kilise, manastır ve şapele ev sahipliği yapılmakla birlikte, tarihte İzala, İzlo, Mons Masius, Bagog ve en son olarak da Tur Abdin Dağları silsilesinin kalbi Midyat’taki dinî yapıların bir kaçını paylaşalım...

Tur Abdin’in incisi ise Midyat’ın kuzeybatısındaki Anıtlı Köyü. Anıtlı veya Süryânîce adıyla Hah Köyü, bu bölgenin ve cümle cihanın en eski mâbedlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Tur Abdin’in incisi dinilebilecek Midyat’ın kuzeybatısındaki Anıtlı Köyü’nde yer alan, (1’inci yüzyılda yapılmış zafer takı biçimli bir Roma yapısının, 5 ve 6’ncı yüzyıllarda kiliseye dönüştürüldüğü düşünülmekte.) kuruluşu Hz. İsa’nın doğumuna atfedilen, o dönem bir anıt olarak 12 kralı temsilen 12 katlı dev taşların üst üste bırakılarak yapılan duvarlarıyla öne çıkan, dünyada başka bir örneği bulunmayan ve 15 Nisan 2021 tarihinde UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Meryem Ana Kilisesi...

Anıtlı veya Süryânîce adıyla Hah köyü, Midyat’ın 21 kilometre kuzeydoğusunda, etrafı çok verimli tarla ve bağlarla çevrili, ağaçlıklı alçak bir tepenin üzerine kurulmuş. Orta Çağ’da önemli bir merkez konumunda bulunan ve çok büyük 8 kilisesi olan Hah’a “Katedraller Köyü” deniyormuş. Ayrıca Tur Abdin Bölgesi’nin (Süryânîce “İbadet Edenlerin Dağı” anlamına gelen ve Midyat ve çevresini içine alan bölge) en güzel köylerinin başında geliyormuş.

- Meryem Ana Kilisesi’ne 300 metre uzaklıkta, Anıtlı köyünün merkezinde bulunan, 6’ncı yüzyılda Mor Sobo adına yaptırılan, harap durumda olmakla birlikte temel mimarî özelliklerini koruyan, 15 Nisan 2021’de UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Mor Sobo Katedrali, (Katedral, bir piskoposluğun merkezi olan, başka bir deyişle kilise hiyerarşisi içinde idari bir organ olan, piskoposun makam koltuğunu barındıran en büyük kilisedir. Bu mekân, içinde yer alan kiliseyi de içerir.)

-Midyat’a 22 kilometre uzaklıktaki Yayvantepe köyünde M.S. 397 yılında kurulan, Süryânî Kadim Ortodoks cemaatinin en eski, ünlü ve büyük yapıtlarından biri olma özelliğini taşıyan, kompleksinde, ana kilisenin yanı sıra Meryem Ana’ya, Kırk Şehitler’e ve manastırın kurucusu Mor Simeon’a adanmış üç kilise daha bulunan Mor Gabriel (Yaşam Manastırı-Deyrulumur) Manastırı...

-Midyat’ın Işıklar Mahallesi’nde bulunan ve yapımı 5’inci yüzyılla tarihlenen, mucize ve erdemleriyle ünlü, çilekeşlerin başı aziz Mor Barsavmo’nun adını taşıyan Mor Barsavmo Kilisesi...

-Midyat’ın merkezinde bulunan ve 4’üncü yüzyılda putperestlerin tapınağı üzerinde inşa edilen ve Midyat’ın en eski kilise olma özelliğini taşıyan Mor Aksanoya (Mor Ahısnoya) Kilisesi...

-Midyat’ın Akçakaya Mahallesi’nde bulunan ve 20’inci yüzyılda burada en son inşa edilen metropolitik Mor Şarbel Kilisesi...

-Midyat ilçesinde yer alan ve 5’inci yüzyılda Mor Gabrielli Abraham ve Mor Hobel isimli iki keşiş tarafından kurulan ve Süryânî Ortodokslar açısından büyük önem arz eden Mor Abraham Kilisesi...

-Midyat’ın Altıntaş (Keferze) köyünün kuzeyine en yüksek yerine 6 veya 8’inci yüzyılda Tur Abidin’de inşa edilen, taş işçiliği ve işlemeciliğinin en güzel örneklerin olan ve görkemli çan kulesiyle dikkat çeken İzozoel Kilisesi...

-Midyat’ın Güngören (Keferbe) köyünde yer alan Mor Stefanos Kilisesi...

*

Nusaybin ve Midyat’ın yanında diğer ilçelerde yer alan kilise ve manastırlardan da birkaç örnek verelim...

-Savur ilçesi Dereiçi (Killit) köyündeki bulunan ve romatizma hastalarının burada iyileştiklerine inanıldığı için, Romatizma Manastırı da denilen Mor Dimet Manastırı,

-Savur ilçesine 5 kilometre uzaklıkta büyük bölümü terk edilmiş üzüm ve şarapçılıkla ünlü eski bir Süryânî köyü olan Dereiçi (Killit) Köyü’nde Ortodoks, Protestan ve Katolik üç kilisesi ve üç manastırı bulunmakla birlikte, köyün içindeki eski Süryânî Ortodoks Mor Yuhannon Kilisesi 7’nci yüzyıla tarihlendiriliyor. Köye 3 kilometre uzaklıkta 6’ncı yüzyılda yapılan Mor Abay Manastırı bugün harabe hâlinde bulunuyor. Mor Abay Manastırı’na 1 kilometre mesafede bulunan Mor Theodute Manastırı’nın ise, 7’nci yüzyılın sonlarına doğru Mor Theodute adlı gezgin bir keşiş tarafından kurulduğu sanılıyor. Günümüzde de migren hastalarının şifa bulmak için gecelediği manastır, “Baş Ağrısı Manastırı” olarak da anılıyor.

-Derik ilçe merkezinde bulunan Mor Cırcıs Manastırı...

-M.S. 326 yılında yapılan ve Diyarbakır Kapı Mahallesi’nin Kırkız mevkiinde bulunan Hammara Manastırı...

-Yeniyol Caddesi üzerinde bulunan ve yapımı M.S. 185 yılına kadar gittiği tahmin edilen Mor Mihayel Kilisesi ve Burç Manastırı...

-Mor İliyo Kilisesi, Mor Yusuf Kilisesi (Surp Hovsep) gibi daha burada ismini sayamadığımız birçok inanç merkezi bölgenin dinler tarihi açısından önemli izlerini hâlâ içinde barındırmaya devam ediyor.

*

Bu yapılarla birlikte Kızıltepe’deki Ulu Camii; Midyat’taki Cevat Paşa Camii, Ulu Camii, H. Abdurrahman Camii de kendilerine has mimarî özellikleriyle Müslümanların ibadet etmek için 5 vakit ziyaret ettiği yerler arasında yer alıyor.

***

MARDİN’DE HAYAT BULANLAR...

Mardin denince birkaç dünya çapında şöhrete kavuşmuş, ilim, bilim, siyaset ve sanat dünyasından isim saymadan geçmek olmaz... İşte kendine münhasır, müstesna isimlerden birkaç örnek...

SİBERNETİK İLMİMİN MUCİDİ...

1153’te Cizre’de dünyaya gelen; şeref ve onur babası anlamına gelen “Ebul-iz” mahlası ile anılan; eşsiz icatlarıyla dünyaya nam salmasından domayı “zamanın harikası” anlamında “Bedîûzzaman” da denilen; robotlar, saatler, su makinaları gibi birçok makinenin mucidi; dünyanın ilk sibernetik ve robotik biliminin babası olarak kabul edilen Bedîûzeman Ebûl’îz Îsmaîlê Rezâzê Cizirî... (Ö.1206, Cizre)

BÖLGENİN MANEVÎ FATİHİ ŞEYH SEYDA

1890’da Cizre’de doğan (1990’dan öncesi Cizre ilçesi Şırnak’a değil Mardin’e bağlıydı); 1925’te Şeyh Said Olayı’nın çıkması, aynı yıl tekkelerin kapatılması, kıtlık ve İngilizlerin tasallutu üzerine ailesi ve bazı öğrencileriyle birlikte Musul bölgesine hicret eden; 1928 yılında Cizre’ye dönüp irşad hizmetlerine kaldığı yerden devam eden; halk tarafından din büyüğü, önder, efendi, hocam manasına gelen Şeyh Seyda olarak anılan; Süryânîlerin yoğun olduğu İdil (Hezex) ilçesine Süryânî Cemaat liderlerinin de rızasını alarak Süryanilerce hibe edilen arsaya ilk caminin yapılmasına vesile olan; ilmiyle, ameliyle, güzel sözleriyle, ahlâkıyla hem Müslimlerin hem de gayrimüslimlerin gönülleri fetheden; 7 Ocak 1968’de Cizre’de Rahmet-i Rahmân’a kavuşan Nakşibendî-Hâlidî Şeyh Muhammed Said Seyda El-Cezerî...

GÖNÜLLERE TAHT KURAN ALLAH DOSTU

Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Muhammed Said Seyda’nın oğlu olarak 1949’da Cizre’de doğan; yaşıtlarına göre küçükken konuşmaya başlayan, küçük olmasına rağmen olgun davranışlarıyla dikkat çeken; dinî ilimleri babasından, babasının talebesi Fahreddin Arnâsî (Yıldız), Dönemin Cizre Müftüsü Abdurrahman Erzen ve Molla Abdurrahman Alkış (Gundıkî) gibi medrese hocalarından öğrenen; babasının 1968’de vefatından sonra henüz yirmi yaşında iken Cizre’deki medrese ve tekkenin başına geçen; kışları Cizre’de, yazları ise Serdahl (Bağlarbaşı) köyündeki medrese ve tekkede ilim ve irşad faaliyetlerine devam eden; kimsesizlerin kimsesi, küskünlerin hakemi, kandil gecelerinin nûrlu siması; Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Farsça ve Rusça dillerini bilen; Divanı ile beraber Sahife olarak adlandırdığı 14 eserinde akaid, tasavvuf, tıp, Arapça dilbilgisi, dua ve zikirler gibi bir çok konuları ele alan; Tasavvufun Sırları, Dokuz Nükte Risalesi ve Tabiat Çınlıyor eserlerinin müellifi; 12 Mayıs 1985 tarihinde Nusaybin-Kızıltepe yolunda geçirdiği trafik kazası sonucu 36’sında emaneti teslim eden Şeyh Muhammed Nurullah Seyda el-Cezerî... Rahmetle yâd ediyoruz. (Şu anda postnişini olan kardeşi Ömer Faruk Seyda Hazretleri ağabeyinden devraldığı görevi yürütüyor.)

“HOCALARIN HOCASI” ŞERİF MARDİN

Ailesi aslen Mardinli olan, Türk sosyolojisine derin izler bırakan, görüş ve eserleriyle bilim dünyasına ilham kaynağı olan, “Türkiye’de Nakşibendiliği bilmeyen Türkiye’den bir şey anlayamaz” fikrini zihinlere kazıyan, Boğaziçili “dindar asistanlar”la çalışmaktan müstefid olan, “Hocaların Hocası” unvanlı sosyolog, akademisyen, düşünür ve siyaset bilimci Prof. Dr. Şerif Mardin... (1927, İstanbul-6 Eylül 2017, İstanbul)

SAVUR’DAN NOBEL’E UZANAN BİLİM İNSANI: PROF. DR. AZİZ SANCAR

-Mardin’in Savur ilçesinde, çiftçi bir ailesinin sekiz çocuğundan yedincisi olarak 8 Eylül 1946 dünyaya gelen, Kuzey Carolina Üniversitesi Biyokimya ve Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi olan, hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde 7 Ekim 2015’te Nobel Kimya Ödülü’nü kazanarak Türkiye’ye bir ilk yaşatan, kurduğu Aziz&Gwen Sancar Vakfı aracılığıyla ABD’de okuyan Türk öğrencilerine omuz veren, Biyokimya Profesörü Gwen Boles Sancar ile evli olan, ilim ve bilim dünyasına yön veren Prof. Dr. Aziz Sancar...

TÜRK’TEN “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNE DESTEK

2 Temmuz 1942’de Derik’te doğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 15, 16, 18, 19, 23 ve 24. Dönem Mardin Milletvekilliği yapan, 8 Nisan 2014 - 16 Kasım 2016, 15 Nisan 2019 - 19 Ağustos 2019, 3 Nisan 2024 - 4 Kasım 2024, dönemlerinde 3 defa Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiği hâlde terör örgütüne iltisaklı olması sebebiyle (en son Kobani Davası sanıklarından biri olan Ahmet Türk hakkında verilen 10 yıl hapis cezası gerekçe gösterilerek görevden alındı) koltuğuna oturamadan her defasında kayyıma devreden Ahmet Türk... (Her ne kadar Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğu İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım olarak vekaleten Vali Tuncay Akkoyun’a devredilse de kendisi “Terörsüz Türkiye” sürecinde çok önemli görüşme ve gelişmelerin içinde yer aldı.)

-5 Nisan 1931’de Ömerli’de doğan, Ticaret, Bayındırlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık ve Devlet Bakanlıkları yapan Fehim Adak... (7 Şubat 2016, Ankara)

-14 Mart 1938’de Cizre’de doğan, Bayındırlık Bakanlığı yapan Şerafettin Elçi... (25 Aralık 2012, Ankara)

-18 Mart 1951’de Artuklu’da doğan, 57. Hükümet’te Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı yapan Masum Türker...

-1963’te Nusaybin’de doğan, akademisyen, hukuk profesörü, yazar, milletvekili, Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Mithat Sancar...

-21 Mart 1949’da Mardin’de doğan, bürokrat ve siyasetçi, İstanbul eski Valisi ve eski İçişleri Bakanı Muammer Güler...

-20 Ocak 1966’da Artuklu’da doğan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan...

ZENGİNLİĞİN MARKA İSMİ ZEYNEL ABİDİN

15 Şubat 1944 tarihinde Savur ilçesinde dünyaya gelen, Erdem Holding A.Ş. ve Genpa Telekomünikasyon A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı zenginler zengini Dr. Zeynel Abidin Erdem...

DÜNYANIN EN UZUN İNSANI MARDİN’DE...

Baba tarafından Kürt, anne tarafından Arap kökenli olup 10 Aralık 1982’de Mardin’de dünyaya gelen, Guinness Rekorlar Kitabı’na göre 2 metre 51 santimetre boyuyla yeryüzünün yaşayan en uzun boyuna, 27.5 santimetrelik elleriyle dünyanın en büyük ellerine ve 36.5 santimetreyle bu âlemin en büyük ayaklarına (60 numara ayakkabı giyiyor) sahip olan Sultan Kösen...

SERMİYAN MİDYAT’IN NENESİ DE ÜNLÜYDÜ...

2 Aralık 1974’te Ankara’da doğan, aslen Mardinli Kürt bir ailenin ferdi olan Sermiyan Midyat, Mardin Midyat'ta 1956-1960 yılları arasında Türkiye'nin ilk kadın ilçe belediye başkanı Zekiye Midyat’ın torunu olan oyuncu, yönetmen ve senarist Sermiyan Midyat gibi sanat ve kendine münhasır özellikleriyle öne çıkan ve bir çırpıda ismini sayabildiğimiz Mardinli listesini burada sonlandırıp, yazımıza “eğitim şart” mottosu üzerinden devam edelim.

***

ARTUKLU ÜNİVERSİTESİ’NDE BEYİN FIRTINASI...

"Medeniyetin Beşiği” ve Hilâl’in bereketli toprakları üzerinde kurulu olan Mardin, Ortadoğu’nun bütün medeni mirasıyla zenginleşmiş; farklı renklerin ve seslerin kendine yer bulabildiği, kadîm kültürüyle öne çıkan uygarlık ve medeniyetler şehri.

İslâm öncesinde daha çok Süryanî kültürünün etkisinde kalan Mardin’in aksine Nusaybin bir dinî ve kültürel merkez olarak öne çıkar. Süryanî yazarlarının en büyüğü olarak kabul edilen ve Süryanî züht hareketini güçlü biçimde etkilemiş olan Efraim burada doğar. Bununla birlikte Mardin, İslâm dininin bölgede yaygınlaşmasıyla eğitimin kurumsallaşmasında temel rol oynar. Selmân-ı Fârisî’den Zeynel Abidin’e, İsmâil Ebul-iz bin Razzâz el-Cezerî’den Muhammed Said Seyda El-Cezerî’ye, Prof. Dr. Şerif Mardin’den Prof. Dr. Aziz Sancar’a kadar birçok ilim ve bilim insanı bağrından çıkararak dünyanın gidişatına yön veren önemli şehirler arasında yer alır.

Ne demiştik bu bölüme geçerken; “Eğitim Şart”. İşte bu alanda önemli bir misyon ve vizyon gerçekleştiren bölgenin en önemli eğitim kurumlarından olan Mardin Artuklu Üniversitesi’nden bahsetmekte fayda var...

*

17 Mayıs 2007 tarihinde 5662 Sayılı Kanun ile kurulan T.C. Mardin Artuklu Üniversitesi, 4000 yıllık bir tarihe sahip coğrafyada, farklı dil, din ve kültürleri bünyesinde barındıran Mardin şehri ve çevresinin sosyal ve kültürel ortamına katkı sunmayı; Türkiye’deki üniversiteler ile Ortadoğu’daki üniversiteler arasında köprü oluşturmayı amaç edinmiş.

Tarih boyunca üstlendiği bilimsel ve kültürel rol nedeniyle Ümmü’l-Ulum (İlimlerin Anası) ve Medînetü’l-Maârif (Bilgi Şehri) unvanlarıyla anılan Nusaybin’de, Nusaybinli Mor Yakup tarafından ilk Hristiyan-Süryânî akademisi açılmış. Nusaybin’de bulunan Mor Yakup Manastırı, felsefe, mantık, edebiyat, geometri, astronomi, tıp ve hukuk gibi alanlarda eğitim verilen, dünyanın ilk üniversitelerinden biri olma özelliğiyle öne çıkmış. Nisibis Akademia (Nusaybin Akademisi), Deyrulzafaran, Kasımiye, Zinciriye ve diğer büyük medreselerin ilim ve irfan mirası, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde yeniden hayat bulmuş.

Sanat fikrinin beşeriyete yeteceği çok sayıda cami kilise ve manastır, kendi mâbedinde bilgi yumaklarını teker teker çözmüş ve ördüğü ilim hırkasını bu şehirde giydirmeye başlamıştır.

Kadîm şehrin ilim yuvası olan Mardin Artuklu Üniversitesi, bu kimliğini tarih boyunca sürdürerek tıpkı mazisinde olduğu gibi âlimler yetiştirmeye, bu şehri şahlandırmaya devam ediyor.

2007 Kuruluş kanunu ile birlikte Üniversite’de Fen- Edebiyat Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Devlet Konservatuarı, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ile Sağlık Yüksekokulu, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Meslek Yüksekokulu ile Midyat Meslek Yüksekokulu kurulmuştur.

Bu başlangıçla birlikte her geçen biraz daha büyüyen, eğitim ve öğretime sunduğu katkılarla adından söz ettiren Mardin Artuklu Üniversitesi, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı itibarıyla Rektör Prof. Dr. İbrahim Özcoşar’ın yönetiminde, 2 bin 84’ü yabancı uyruklu olmak üzere toplam 18 bin 580 öğrenciye ev sahipliği yapmanın, geçmişin birikiminden istifade ederek geleceğe yön vermenin haklı gururunu yaşıyor.

*

ATATÜRK KONFERANS SALONU’ TARİHÎ BİR GÜNE ŞAHİTLİK ETTİ

Mardin'de 9-12 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen 11. Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı ve Kültürel Gezisi Programı’nın yankıları devam ediyor. Türkiye'nin dört bir yanından programa katılım sağlayan 100'den fazla gazetecinin katılımıyla Mardin Artuklu Üniversitesi Atatürk Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen 2 oturumlu çalıştay, Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) Genel Başkanı Okan Geçgel’in öncülüğünde, TİGAD Mardin İl Temsilcisi Murat Akgül’ün ev sahipliğinde gerçekleşti.

TİGAD Mardin İl Temsilcisi Murat Akgül açılış konuşmasında, “Gazze’de, Lübnan’da, İran’da, dünyanın hiçbir yerinde savaşlar olmasın, çocuklar ölmesin...” sözleriyle takdir toplarken, TÜGİAD Genel Başkanı Okan Geçgel’in dijital medyanın problemlerini çözmek için verdikleri mücadeleyi bir kez daha gündeme taşıdı.

Dr. Ekrem Teymur’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen 1. Oturumda Av. Bedia Teymur, Ersoy Dede, Dilara Sayan, Halil Azizoğlu ve Latif Şimşek “Etik, Manipülasyon ve Dijital Güç” başlığı altında “dijital çağ”ın fayda ve zararlarını aktarırken; TİGAD Genel Başkan Yardımcısı Bayram Polat moderatörlüğünde gerçekleştirilen 2. Oturum’da ise Mustafa İlker Yücel, Zeynep Bilgehan, Uğurcan Gökçe, Mehmet Yetim “Saha, Dosya Haberciliği ve Yerel Medya”ya dair birikimlerini paylaştı.

Çalıştay’da gerçekleştirilen “beyin fırtınası” hakkında o kadar güzel şeyler yazıldı ki, bana bu anlamda neredeyse söyleyecek söz kalmadı.

*

ÖMRÜNÜ MARDİN’E ADAYAN GÜZEL İNSAN...

Bu büyük organizasyonun aksamadan gerçekleşmesinde arka planda büyük emekleri olan isimlerini burada anamadığımız kişilerle birlikte TiGAD Denetleme Kurulu İzzet Aydın ve Mardin Haber Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cemal Çetin’e bir kez daha teşekkür ederiz.

Tabi bu isimlere eklenmesi gereken, teşekkür edilmesi gereken özel bir isim daha var: Ali Bilen. Yani bizleri Mardin ziyaretimiz esnasında, otelinde değil, âdeta evinde misafir eden yüce gönüllü Ali amca.

Lobide sık sık hasbihâl etme fırsatı bulduğumuz Ali amca zorluklara karşı pes etmeyen örnek bir mücadele insanı. Ego sınırlarını aşmış, onca yoğunluğuna rağmen lobide muhabbet sofrası kurarak, dost biriktirme gayretinde olan geleneksel kodlarından kopmayan, yeniliklere dimağını sonuna kadar açan bilge ve naif bir müteşebbis.

Hayatını anlatırken Mevlânâ misâli “hamdım, piştim, yandım” düsurunu iliklerine kadar yaşadığını hissediyorsunuz. "Anadolu İrfanı" ile yoğrulan Ali amca Mardin'de hep ilklerle öne çıkmış. Memleketini turizmin bütün nimetlerinden faydalandırmak için âdeta bir fahri turizm elçisi gibi çalışmış, çabalamış ve başarmış.

1990 yılında Mardin'de ilk 3 yıldızlı oteli açmış. Otelini bila bedel film yapımcı ve yıldızlarına açarak Mardin'in film ve dizilerle tanıtımına öncülük etmiş. “Her kolaylıktan sonra bir zorluk vardır”ın gereği bazen zora düşmüş. Çevresindekiler, "bu sefer ayağa kalkamaz" dediğinde o düştüğü yerden tekrar ayağa kalkmış ve mücadelesine kaldığı yerden devam etmiş.

Yerel dokuyu kullanarak, modern turizm imkânlarını sunmanın, şehrin özgün kimliğini gelecek nesillere aktarırken aynı zamanda ekonomik kalkınmayı sağlamanın anahtarı olduğunu düşünün Kabalalı, 8 çocuklu, 73'lük delikanlı Ali amca, bugün 70 dönüm arazi üzerinde kurulu 5 yıldızlı oteli ve turizm alanında faaliyet gösteren kurumlarıyla Mardin'in gelişmesine katkı sağlamanın, kazandığı ekmeği bölüşmenin, küsleri barıştırmanın gayreti sergiliyor.

Toplantı ve konferans salonları bulunan, 175 odalı ve 400 kişilik kapasiteli 5 Yıldızlı Bilen Otel’in hemen yanında kaya içine oyulmuş “Çılgın Proje”, Ali amcanın hayal kurmakla kalmayıp, kurduğu hayalle herkesi şaşırtan vizyoner bir proje ve kültür insanı olduğunu gösteriyor.

Mardinli turizmcilerin, yatırımcıların, müteşebbislerin "paradan ziyâde insan biriktirme" deneyimi için Ali amcadan öğreneceği çok şey var. İnsanı seven kazanır, hem de paradan fazlasını.

Konuk ettiğiniz otelinizde “Otelcilik benim hobimdir. Otelimize gelenlerin müşteri değil, misafir olduklarını her zaman herkese telkin etmişimdir” şiarınızla uyumlu olarak kendimizi misafir değil de, evinizde gibi hissettik. Sizi tanımaktan, sohbetinizde bulunmaktan müstefid olduk. İşleriniz ve dahi ömrünüz bereketli ola...