28 Şubat’ın ayazını iliklerimize kadar hissederken... Baharın müjdecisi cemreler havaya, suya ve toprağa düşerken Yemen’in, Sudan’ın, Doğu Türkistan’ın, Suriye’nin, Lübnan’ın, Filistin’in, Gazze’nin, Mescid-i Aksa’nın feryatlarına bir feryat daha eklendi...
“Büyük Şeytan” ABD ve Arz-ı Mev’ûd (Vadedilmiş Topraklar) hezeyanı ile Orta Doğu’yu Cehennem’e çeviren Siyonist İsrail, ilk hedef olarak İran’ın güneyindeki Minab kasabasında, İran Devrim Muhafızları Üssü’nün yakınlarındaki Şecere-i Tayyibe İlkokulu’nu bombalayarak 168 çocuğu tıpkı Gazze’de olduğu gibi “çim biçme” stratejisiyle (ileride tehdit olmalarını engellemek için) arş-ı âlâyı titreten çığlıklar arasında katletti... Şükür ve baharın müjdecisi Nevruz Bayramı’nı göremeden daha filizlenmeye yeni durmuş masumiyetin simgesi çocukları, körpecik bedenleri paramparça ederek hayattan kopardı... 7 Ekim 2023’ten beri katledilen 40 binden fazla Filistin güllerine, İran’ın çiçekleri de katıldı...
Gökte şimşek gibi çakan, yağmur gibi yağan füzelerin tahrip ettiği yeryüzüne bütün kötülüklere rağmen Allah’ın sonsuz nimetlerinin müjdecisi bahar geldi.
Hoş geldin bahar...
***
Dünyanın en görkemli beyaz gelinliği kapladığı bütün doğanın üzerinden sıyrılarak, aheste aheste toprağın altına dürülüyor. Yerini bir kez daha bahara devrediyor.
“Gizli bir el” yine kâinat sahnesini süslüyor; papatyaların, erguvanların, eriklerin tomurcuklarını patlatıyor. Hava, su ve toprak cemre kokuyor. Yağmur çiseliyor her şeyin üzerine; ölüm uykusundan henüz uyanmışları tabiatın göz alıcı renkleriyle cilalıyor.
Mavi göğün yerini karanlık bulutlar, parlayan ve ısıtan güneşin yerini ağlayan yağmurlar alıyor. Mutluluk ve hüzün durmaksızın yer değiştiriyor. Bir melâllik üfleniyor hazırlıksız ruhlara. Sancısı fasıla fasıla, fakat doğum sancısı değil; hançer gibi saplanıyor. Dildârı lâl, lâlı teslimiyete mihmandar kılıyor.
Festival başlıyor; tezgâhlar şenleniyor… Cemreler düşüyor, soğuklar kırılıyor, fırtınalar duruluyor, sular vadilere akıyor, kırlangıç ve telli turnalar kanat çırpıyor, güneş tepeden bakıyor, nevruz ateşleri yanıyor, böcekler emekliyor, ağaçlar dal sürüyor, çiçekler açıyor.
Anadan üryan nebâtât, “kün” emrini duyunca yavaş yavaş giyiniyor davetkâr elbisesini. Sarkıtıyor dallarını bütün canlılar koklasın, doysun ve olsun diye.
Tabiat canlanıyor, insanlık ölüyor hoyratlık ikliminde. Kaprisler, sürprizler, kaoslar ve çelişkiler mucizeleri perdeliyor. Teslimiyet elbisesini giyinenler müstesna.
Bunlar da kâinatın sahibinin düzeni. O, öyle arzulamış; düzeni ve düzensizliği bir arada yaratmış. Aya, güneşe, semaya ve nebâtâta değişmez emirleriyle hükmederken, insanı üstün kılmak için bir fırsat vermiş. Ruhuna bir cüzi irade, önüne doğru ve eğrilerle dolu bir sermaye koymuş. “Size bağışladıklarımla beni şaşırtın, kudretimi kanıtlayın…” demiş.
Âdem ile Havva’nın çocukları, “kâlû belâ”dan beri iyilikleriyle de, kötülükleriyle de “yoktan var eden”i şaşırtıyor!.. Yaradanın, en büyük hediyesi “eksiklik fıtratı”nı musibetten nimete çevirenlerle, ihtiraslarının kölesi olup “Rablerine ortak koşanlar”ın yarışı devam ediyor.
365 gün insanlar borçlanıyor kâinata, fakat kâinat alacaklı değil. Çünkü siliniyor bütün borçlar, her bahar yeniden geldiğinde. Cömertlik toprağın altını-üstüne getiriyor, suya, havaya ve her zerreye siniyor. Mükemmele koşanlar arınsın, bahar gibi ölümden uyansın diye.
Her sabah önce baharı müjdeleyen tan yeri ağarıyor ve arkasından bin bir çeşit tondaki yemyeşil mucizeler denizi yarılıyor. Gelinliğini giymiş tomurcuklar, sevgilinin üzerine çiselediği gözyaşlarını duvağını açarken fark ediyor. Ve sessizce; “kavuştuk” diyor. Sonra; çocuk kokulu rayihalarını esen bâd-ı sâbâ rüzgârlarına bırakıyor. Kâinat şenleniyor.
Papatyalar boy veriyor uçsuz bucaksız meralarda. Karların beyazlatamadığı kirli şehirlerde, asmalar duvarlara tırmanıyor. Eflatunlu erguvanlar, “kan kırmızısı” yediverenler, pencere önlerini süsleyen mor yapraklı fesleğenler mutluluk iksiri saçıyor. Toprağın betondan kaçabilen yerleri çimen kokuyor. Bûselerle semaya salınan uçurtmalar, Burak gibi şaha kalkıyor.
Kırlangıçlar, telli turnalar kanat çırpışlarıyla oluşturdukları “gül senfonisi”ni sonsuzluğa esen poyraza bırakıyor. Okyanuslara düşüyor dürdane, kıtalara düşüyor “gül” oluyor. Kâinat bir kez daha yeniden doğuyor. Yüreğimiz, yüzümüz, gözümüz bahar oluyor. Bahar, ateşe odun taşıyanların tafrasına inat, bizlere “aşk makamı”nda dirilişi anlatıyor...
Hoş geldin bahar...