Gazze artık dünya gündeminin ilk sırasında değil. Kameralar yönünü başka alanlara çevirdi ve manşetler değişti. Fakat kameraların yön değiştirmesi Gazze’deki gerçekliği değiştirmedi.

Ekim 2025’te ilan edilen sözde ateşkesten bu yana işgalci İsrail’in saldırılarında öldürülen Filistinlilerin sayısı 1.300’ü aştı. Daha birkaç gün önce üç yaşındaki Tayyem Hamdan bu saldırılarda hayatını kaybetti. 1 Eylül’de Gazze’de yine çocukların da aralarında bulunduğu Filistinliler öldürüldü.

Sözde ateşkes var ama ölümler devam ediyor. Ateşkes var ama işgalci İsrail saldırıyor. Ateşkes var ama büyük imzalar atan arabulucular İsrail’i durduramıyor.

Gazze’nin gündemden düşmesiyle birlikte Batı Şeria’da yaşananlar da daha görünmez hâle geliyor. İsrail askerî operasyonlarını sürdürüyor, yerleşimci şiddeti artıyor, Filistinlilerin toprakları üzerindeki baskı genişliyor.

Üstelik Filistinlilerin karşı karşıya olduğu tehlike yalnızca bombalar değil. Dünya Gıda Programı, finansman yetersizliği nedeniyle Batı Şeria’da gıda yardımı ulaştırdığı insan sayısını 400 binden 200 bine düşürme kararı aldı. Gazze’de ise 1,4 milyon insan hâlâ ciddi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Su altyapısının büyük bölümü tahrip edilmiş durumda ve halkın önemli bir kısmı içme suyuna tankerlerle ulaşabiliyor.

Yani Gazze’de savaşın görüntüsü değişmiş olabilir ama insanların hayatta kalma mücadelesi değişmedi.

Tam da böyle bir dönemde uluslararası toplumdan beklenmesi gereken nedir? İsrail üzerindeki siyasi, diplomatik ve ekonomik baskının artırılması…

Fakat yaşananlara baktığımızda bunun tam tersini görüyoruz. Bir tarafta Gazze’de yardım bekleyen çocuklar, diğer tarafta İsrail’le milyarlarca avroluk savunma anlaşmaları imzalayan ülkeler…

Yunanistan, 31 Ağustos’ta İsrail’le yaklaşık 3 milyar avroluk “Aşil Kalkanı” anlaşmasını imzaladı. İsrail tarihinin en büyük savunma ihracatı anlaşmalarından biri olan bu paketle David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX sistemleri Yunan hava savunmasının merkezine yerleşecek. Üstelik ülkenin hava savunma unsurlarını birbirine bağlayacak ulusal komuta-kontrol sistemi de İsrail teknolojisine dayanacak.

Yunanistan böylece yalnızca İsrail’den silah satın almıyor; kendi güvenlik mimarisinin önemli bir bölümünü İsrail savunma sanayisine bağlıyor.

Almanya’da ise başka bir tabloyla karşı karşıyayız. İsrail’e askerî desteğini sürdüren Almanya, Volkswagen’in Osnabrück fabrikasında İsrailli Rafael şirketiyle askerî üretim yapılması ve Demir Kubbe sistemi için bazı parçaların burada üretilmesi üzerinde çalışıyor.

Fakat belki de en çarpıcı örnek Finlandiya. Finlandiya’nın İsrail’le savunma iş birliğini Gazze’de on binlerce insan öldürülürken 2034 yılına kadar uzattığı ortaya çıktı. Üstelik bu anlaşma kamuoyuna duyurulmadı. Finlandiya ile İsrail arasında askerî araştırma, geliştirme ve tedarik alanlarında devam eden çok sayıda proje bulunuyor.

Finlandiya, terör devleti İsrail’le savunma iş birliğini 2034’e kadar uzatırken Filistinli mültecilere yardım sağlayan UNRWA’ya yönelik 20 milyon euro’luk finansman anlaşmasını yenilememe kararı aldı. Bir taraftan İsrail savunma sanayiiyle uzun vadeli ortaklık kurarken diğer taraftan Filistinlilere yönelik uluslararası yardım mekanizmalarının finansmanının zayıflaması ortaya ciddi bir ahlaki çelişki çıkarıyor.

Gazze’nin bugün ihtiyacı yalnızca yeni yardım kampanyaları değil. İsrail’in işgal ve saldırı politikalarını sürdürebilmesini sağlayan ekonomik, askerî ve diplomatik ilişkilerin açıkça sorgulanıp mahkum edilmesi.

BDS hareketinin kurucularından Ömer Berguti’nin İngiltere’ye yaptığı çağrı bu nedenle önemlidir. Berguti, İsrail’le yalnızca bazı ticari ilişkilerin değil bütün ticari ve diplomatik ilişkilerin kesilmesini, askerî ambargo uygulanmasını ve İsrail’in uluslararası alanda tecrit edilmesini istiyor.

Gazze’nin yeniden dünya gündeminin ilk sırasına çıkması için yeni bir katliam görüntüsünü beklememeliyiz. Artık soruyu değiştirmemiz gerekiyor. “İsrail ürünlerini boykot edelim mi?” sorusunun ötesine geçerek, “Sivil boykot devlet politikasına dönüşebilir mi?” diye sormalıyız.

Tüketicinin boykotu elbette değerlidir ve devam etmelidir; ancak devletler İsrail’le milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalarken bireysel hassasiyetlerin devlet politikalarıyla tamamlanması da gerekiyor.