0
Bir sabah uyansak ve gözlerimizi, yurdumun ağır imtihanlara tabi tutulmadığı, ihanetin olmadığı, fikirlerin kucaklaştığı, birlik ve beraberlik ruhunun sağlam bir temel üzerine oturtularak yeniden inşa edildiği zamanlara açsak…
Yazacak bir acımız olmasa örneğin, kavgamız kalmasa, hüzne dair bir şey bulamasak... En büyük derdimiz dertsizliğimiz olsa… Haberleri açınca güzel gelişmelere dair bilgiler duysak… Şedit köşe yazarlarının havadan-sudan, kuşlardan, çiçeklerden bahsettiğine vakıf olup bir tebessüm uzatsak… Daha iyi bir eğitim, daha kuşatıcı bir fikir, daha net bir tarih, daha etkili bir ilim, hülasa daha temiz bir gündem konuşsak…
İnsan en çok neyi hayal eder? Parlak bir geleceği… Lirik bir belagati… Varsa, çocuklarını güzel yerlerde görmeyi… Yeni çıkan bir kitaba kavuştuğu demleri… Sevdiği ile vaktin ellerinden tutmayı… Hadi biraz aykırı olsun; uçmayı, görünmez olmayı, hiç ölmeden yaşamayı…
İtiraf edeyim; bir süredir kendime dair hayaller kurmayı bırakıp, yazının girişindeki Türkiye'yi tahayyül etmeye çalışıyorum. Acılardan, ölümlerden, ihanet ve zulümlerden beslenen yazılar son bulsun da bir ırmak kenarında öylesine ağlayabilelim, sonra da ağlayışımızı kaleme alalım diye… Ama cenneti kazanmak kadar zor, cehennemden uzak durmayı başarabilmek kadar kolay görünüyor bu yıldıza dokunmak…
Şimdi de gündem Rusya… İnanıyorum ki pek çoğumuzu acıtan, yaralayan, içimizi pare pare eden, huzursuzluğu sinemize bırakan dışarıdan gelecek saldırı ve savaş ihtimalinden çok, içimizdekilerin düştüğü gaflet ve ihanet çukuru… Herkesin bildiğini, görüp durduğunu bir kez de ben yazsam yüreğime dert, yazmasam, kalemin Hak'tan ve hakkaniyetten yana hareket ettirilsin diye kişiye tutuşturulmuş bir vazife olduğunu düşünenlere…
Milli şairimiz Mehmet Akif, kızının nikah merasimlerine Bosnalı Ahmet Şevki Efendi'yi de davet eder. Ali Şevki Efendi, davete geç kalınca Vefa Yokuşu'ndan çıktığını söyler. Mehmet Akif, kadim dostuna dönüp manidar bir şekilde;
"Hangi vefa yokuşundan bahsediyorsun hoca efendi? Nesl-i hazır(şimdiki nesil) o yokuşu çoktan düzledi" cevabını verir.
Sadakat ve vefa… Soylu tarihimize vefa… Cefakar ve fedakar hal ve eylemlere vefa… Yarınlara yaşanılası bir yurt, umut ve mutluluk bırakmak uğruna canlarını kefaret olarak sunan ecdada vefa… Bir metre karesi, kandan bin nehirle sulanan topraklara vefa… Daireyi biraz küçültelim. Aile ve çevremize vefa, kendimize vefa… Yaşanmamış yarınlarımıza…
Sayfalarda alenen ilan edilen ve yazık ki paylaşıla paylaşıla gönüllerimize bir yara olarak düşen "ihanet belgelerini "Erdoğan düşmanlığının vatan selameti önünde durması" gibi basit bir ifadeyle izah edemiyorum açıkçası içime. Bu durum olsa olsa tarihinden gafil olmaktır, bilmemektir. Unutmak, uyumak, daha ötesi uyuşturulmaktır. Cehaletin söze dökülmüş numunesidir bu ahval… Bir avuç toprak için can veren atalarımıza saygısızlıkta sınır tanımamaktır.
İster istemez düşünüyoruz; bugün bir savaş olsa, gerçekten düşman safına geçenler bulunur mu aramızda diye… Yaşadıklarımız, düşmanla vuruşmayı bırakıp kendini, senelerdir aynı ekmeği yiyerek aynı suyu içtiği, aynı havayı soluduğu kardeşinin canına kast etmeye adayacak kadar gözü kararmış, öfke çılgınlığına tabi tutulmuş insanların içinde olduğumuzu gösteriyor. Düşmana ne hacet?
Başta kendim olmak üzere; iş, sözlü anlatıma gelince mangalda kül bırakmıyor, güzellik ve bilinçte ileri düzeyde duruyoruz. Narada, sloganda, kısacası eyleme dökülmemiş her şeyde sınır tanımıyoruz. Diriliş Ertuğrul gibi geçmişimizle tanışıp geçmişimizle barışmamıza vesile olan dizileri izleyip geçici coşkulara kapılıyoruz. Kimseye değilse de kendimize karşı dürüst olalım Allah aşkına; bizim kanını, yadını taşıdığımız o muhterem insanlara benzeyen bir halimiz var mı? Cefanın her türlüsünü çekenlere, refahın her türlüsünü yaşayanlar olarak hangi borcumuzu ödedik?
Erken değilse de geç kalmayalım… Topluma yeni virüsler kazandırmamak için evlatlarımıza tarih şuurunu aşılayalım. Bilsinler üzerinde yaşadıkları toprakların mazisini…
Mevzu derin, alan sınırlı… Yazılan her şeyin hülasası olacak bir özdeyişle bağlayalım en güzeli;
Kim demiş gül, dikenin sayesinde yaşar
Dikenin itibarı yalnız güldedir.
(Mevlana)
Selam ile.
Nuray Alper