Dünyanın yeniden şekillendiği bir demdeyiz. 11 EYLÜL 2001 de başlayan ve günümüzde daha çok ekonomik enstrümanların kullanılmasıyla devam eden bir savaş söz konusu. Buna "İki büyük savaş neticesinde kurulan dengelerin, yeniden tanzim edilmeye çalışıldığı" gibi bir yorum getirmek te mümkün. Nitekim ABD içerisine süren ve müteselsile tüm dünyaya sirayet eden çatışmalar, bunu açık bir şekilde ispatlıyor.
Bu çerçevede bahsettiğimiz DENGELERİN COĞRAFYAMIZDA DÜĞÜMLENDİĞİ artık herkesçe malum. Sınırlarımızın hemen dibinde, Doğu Akdeniz ve İpekyolu'na çökme amacıyla kıyasıya bir mücadele hakim. Dünyanın neredeyse bütün ülkelerinin Suriye'nin Batı'sında toplanması, hiçte hayra alamet bir gelişme olarak görülemez elbette. Takdir edersiniz ki bu durum, Suriye savaşının farklı mecralara evirildiğinin de en bariz göstergesi.
O cihetle İdlib meselesinin, Doğu Akdeniz'de yoğunlaşan hesaplaşmayla dolaylı bağlantısını, biraz kafa yoranlar kavrayacaktır. Zira İdlib; Suriye'deki ılımlı muhalefetin son durağı olmasından öte, birilerinin Irak'tan başlayarak, K Suriye ile birleştirmek istediği TERÖR KORİDORU için de bir dönüm noktası. Buranın Lazkiye'de bulunan Rus üssüne komşu olması ise Akdeniz eksenindeki stratejik konumunu açısından önem arz ediyor.
***
Hal böyleyken Rusya'nın Suriye'deki varlığının, ABD ve yancıları tarafından hiçte kabul edilebilir bir durum olmadığı tartışılmaz. Tabi Türkiye için de aynı şeylerin geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Keza Türkiye'ye uygulanan ekonomik operasyonlar fazla söze hacet bırakmıyor. Özellikle Rusya'yı yalnızlaştıracak ve bölge ülkelerinin sağladığı mutabakatı bozacak adımlar atılması da zaten bu minvalde seyrediyor.
İşte son kertede İdlib'in, bu amaca binaen biçilmiş kaftan hüviyetinde kullanıldığını görüyoruz. Öyle ki ABD'nin BMGK'da, sanki "Astana çökmüş" gibi verdiği SEVİNDİRİK demeç, bir niyet beyanından fazlasını ihtiva ediyor. Lakin gelin görün ki Rusya'nın geçmişte REJİMİN GAZIYLA adım atması ve Tahran'da sergilediği MUĞLAK DURUŞU, bu tuzağa düştüğünün de bir nevi işareti.
Bu perspektifte bakarsak; Rusya'nın İdlib özelindeki İLK TAVRININ, BÜYÜK HATA OLDUĞU kesinlikle inkar edilmemelidir. Çünkü bölgedeki bir savaşta en fazla Rusya ve İran'ın zarar göreceği, hiçte ütopik bir tahmin değildir. Ne var ki milyonlarca mültecinin Türkiye'ye daha çokta Avrupa'ya göç etmesi demek, ABD'nin ekmeğine yağ sürmekle eşdeğer bir sonucu doğuracaktır. Bu suretle Rusya'nın mevzi kaybedeceği, yıpranacağı ve müttefikleri gözünde itibar kaybedeceği, beraberinde bölgede içinden çıkılmaz bir vaziyet alacaktır.
***
Fakat Devletimizin etkin diplomasisi ve olası sonuçları muhataplarına en ince detayına kadar anlatması, BÜYÜK BİR KRİZİN ÖNÜNE GEÇMİŞTİR. İlk önce Lavrov'un "Astana üçlüsü, ABD'nin Rakka'da yaptığını İdlib'te yapmayacak" açıklaması, akabinde İran'ın tipik Acem siyasetiyle çekilmesi ve Soçi'de tüm belirsizliklerin giderilmesi, böylesi bir okumayı hak ediyor nihayetinde. Bunun Suriye savaşını yeniden tırmandırmak isteyenlere, en güçlü cevap olduğu ise şüphesiz. Zira Soçi zirvesinin üzerinden henüz saatler geçmişken, Lazkiye'nin Fransa tarafından bombalanması ve "iyi saatte olsunların" bir Rus uçağını düşürmesi oldukça manidar.
Anlayacağınız önümüzde Soçi'de ki yol haritasını uygulamak ve bunu bozmaya dönük türlü atraksiyonlara hazırlıklı olmak gibi zorlu bir süreç mevcut. Kaldı ki İdlib üzerinden çatışmaların yeniden provoke edilmesi, başka şeyler konuşacağımız bir iklimin tehlikeleriyle dolu. Her şeye rağmen Sn. Cumhurbaşkanımız ve Putin; bugüne dek kurulan her türlü komploya karşı, BAŞARILI BİR DİYALOGLA KRİZLERİ AŞTILAR. Olmaz ama yine de İdlib deki kötü İHTİMALLER üzerinden gidersek, yine bir çözüm yolu bulacakları muhakkaktır.
Bu vesileyle Sn. Cumhurbaşkanımızın, Soçi'de FIRAT'IN DOĞUSU meselesine vurgu yapması oldukça kıymetlidir. İnşallah Rusya ile sağlanan ahenk, kangrene dönüşen Fırat'ın Doğusu konusunda da devam eder ki açıklama bu noktada umut vericidir. Yoksa ASIL FIRTINANIN orada kopacağı kati surette yadsınamaz.
Vesselam…