İsviçre Alpleri’nin dondurucu soğuğu, bu yıl Davos’ta (WEF 2026) sadece fiziksel bir durum değildi; küresel ekonominin damarlarında dolaşan kanın da buz kestiği bir metafordu. Liderler evlerine döndü, özel jetlerin motorları sustu ama geriye, Davos koridorlarında yüksek sesle dile getirilmeyen, ancak fısıltı gazetelerinde manşet olan o rahatsız edici gerçek kaldı: Çin, sanıldığı kadar yenilmez değil. Aksine, modern tarihin gördüğü en büyük “stratejik kırılganlık” sınavını veriyor.

Yıllardır Çin’i, “Durdurulamaz Yükseliş” manşetleriyle okuduk. Fabrikaların bacası tütüyor, Yapay Zeka laboratuvarları harıl harıl çalışıyor, Kuşak ve Yol girişimiyle dünya haritası yeniden çiziliyordu. Ancak bu hafta Davos’ta, ABD Başkanı ve AB Komisyonu Başkanı’nın “ekonomik güvenlik” ve “friend-shoring” (dost ülkelerle ticaret) vurguları, Pekin’deki karar vericilerin uykularını kaçıran o kabusu gerçeğe dönüştürdü: Küresel sistemin kapıları, Çin’in yüzüne kapanıyor.

Peki, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi neden korksun? İşte okuyucunun, manşetlerin ötesinde görmesi gereken asıl resim burada başlıyor.

Devin Kilden Ayakları

Çin’in gücü, paradoksal bir şekilde onun en büyük zayıflığına dönüşmüş durumda. Bizler genelde Çin’in “ne kadar çok ürettiğine” odaklanırız. Oysa asıl mesele, Çin’in üretmek ve hatta hayatta kalmak için “ne kadar çok şeye muhtaç olduğu”dur. Geçtiğimiz hafta patlak veren ve NATO müttefiklerini geren “Grönland Krizi”ni veya enerji rotalarındaki tartışmaları sadece birer diplomatik pürüz sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu olaylar, Çin’in “Malakka İkilemi”ni (enerji ithalatının dar bir boğazdan geçmesi) ve hammaddeye erişim korkusunu tetikleyen hayati sinyallerdir.

Davos’ta verilen mesaj netti: “Biz artık stratejik ürünlerde Çin’e bağımlı olmayacağız.” Bu cümle, Pekin için bir ticaret savaşı ilanı değil, bir kuşatma harekatıdır. Çünkü Çin Komünist Partisi’nin meşruiyeti, on yıllardır süren “ekonomik büyüme” sözleşmesine dayanır. Eğer enerji akışı kesilirse, eğer gıda fiyatları (Çin dünyanın en büyük gıda ithalatçısıdır) kontrolden çıkarsa veya teknolojik ambargolarla sanayi 4.0 hamlesi duraksarsa, Ejderha’nın zırhı içeriden çatırdamaya başlar.

Güvenlik, Ekonominin Önüne Geçince

İşte bu noktada, Çin’in son dönemdeki agresifleşen dış politikasını ve içe kapanma hamlelerini “güç gösterisi” olarak okumaktan vazgeçmeliyiz. Bu bir güç gösterisi değil, bir “hayatta kalma refleksi”dir. Pekin yönetimi, Davos’taki rüzgarın tersine döndüğünü çok önceden gördü. “İkili Dolaşım” (Dual Circulation) stratejisiyle iç pazara dönmeleri, stratejik rezervlerini (tahıl, petrol, altın) rekor seviyelere çıkarmaları tesadüf değil.

Çin, ekonomik verimliliği bir kenara bırakıp, “ekonomik güvenliği” merkeze alan bir “Kale Çin” (Fortress China) inşa ediyor. Ancak tarih bize şunu öğretir: Kendini dış dünyadan yalıtarak güvenliğini sağlamaya çalışan imparatorluklar, inovasyon yeteneklerini kaybeder ve hantallaşır.

Yeni Bir Dünyanın Eşiğinde

Davos 2026, küreselleşmenin tabutuna son çiviyi çakmadı belki ama, Çin ile Batı arasındaki “karşılıklı bağımlılık” çağının sonuna geldiğimizi ilan etti. Önümüzdeki günlerde, Asya piyasalarındaki dalgalanmaları, Güney Çin Denizi’ndeki gerilimleri veya teknoloji savaşlarını izlerken şu soruyu aklınızda tutun: Çin bu hamleyi dünyayı fethetmek için mi yapıyor, yoksa kendi kırılganlıklarını örtmek için mi?

Uluslararası Politik Ekonomi, sadece rakamların dansı değildir; korkuların ve stratejilerin satrancıdır. Ve şu an masadaki en büyük oyuncu, hamlelerini kazanmak için değil, kaybetmemek için yapıyor. Bu da onu, her zamankinden daha tehlikeli ve öngörülemez kılıyor.

Kış bitiyor olabilir ama uluslararası ilişkilerde asıl “soğuk”, şimdi başlıyor.